ا ي ي (ÊYY) kökünün geçtiği ayetler
İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (382)
Bu kök Kur'an boyunca 382 kez, 22 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
بِاٰيَاتِنَٓا57 kez
Bakara 2:39بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizi
Al-i İmran 3:11بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyātinā fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi
(Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
Nisa 4:56بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا الْعَذَابَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا
inne (e)lleƶīne keferū bi āyātinā sevfe nuSlīhim nāran kullemā neDicet culūduhum beddelnāhum culūden ğayrahā li yeƶūḳū l-ǎƶābe inne (a)llahe kāne ǎzīzen Hakīmen
Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri biz ateşe atacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Maide 5:10بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizi
Maide 5:86بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizi
En'am 6:39بِاٰيَاتِنَاbi āyātinābizim ayetlerimizi
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
ve(e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā Summun ve bukmun fī Z-Zulumāti men yeşei (a)llahu yuDlilhu ve men yeşe' yec'ǎlhu ǎlā SirāTin musteḳīmin
Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.
En'am 6:49بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
En'am 6:54بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
وَاِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاٰيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ اَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَاَصْلَحَ فَاَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve iƶā cā'eke (e)lleƶīne yu'minūne bi āyātinā fe ḳul selāmun ǎleykum ketebe rabbukum ǎlā nefsihi r-raHmete ennehu men ǎmile minkum sū'en bi cehāletin ṧumme tābe min beǎ'dihi ve eSleHa fe ennehu ğafūrun raHīmun
Ayetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: "Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
En'am 6:150بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَا فَاِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ وَهُمْ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
ḳul helumme şuhedā'ekumu (e)lleƶīne yeşhedūne enne (a)llahe Harrame hāƶā fe in şehidū fe lā teşhed meǎhum ve lā tettebiǎ' ehvā'e (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā ve(e)lleƶīne lā yu'minūne bi l-āḣirati ve hum bi rabbihim yeǎ'dilūne
De ki: "Haydi, Allah şunu haram kıldı" diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin. Onlar şahitlik etseler de sen onlarla beraber şahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların arzularına uyma. Onlar Rablerine, başka şeyleri denk tutuyorlar.
A'raf 7:9بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَظْلِمُونَ
ve men ḣaffet mevāzīnuhu fe ulāike (e)lleƶīne ḣasirū enfusehum bimā kānū bi āyātinā yeZlimūne
Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
A'raf 7:36بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
ve(e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā ve stekberū ǎnhā ulāike eSHābu n-nāri hum fīhā ḣālidūne
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
A'raf 7:40بِاٰيَاتِنَاbi āyātinābizim ayetlerimizi
اِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
inne (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā ve stekberū ǎnhā lā tufetteHu lehum ebvābu s-semāi ve lā yedḣulūne l-cennete Hattā yelice l-cemelu fī semmi l-ḣiyāTi ve ke ƶālike neczī l-mucrimīne
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve o ayetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.
A'raf 7:51بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
اَلَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هٰذَا وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
(e)lleƶīne tteḣaƶū dīnehum lehven ve leǐben ve ğarrathumu l-Hayātu d-dunyā fe l-yevme nensāhum ke mā nesū liḳā'e yevmihim hāƶā ve mā kānū bi āyātinā yecHadūne
Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkar edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.
A'raf 7:64بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمِينَ
fe keƶƶebūhu fe enceynāhu ve(e)lleƶīne meǎhu fī l-fulki ve eğraḳnā (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā innehum kānū ḳavmen ǎmīne
Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler.
A'raf 7:72بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنِينَ
fe enceynāhu ve(e)lleƶīne meǎhu bi raHmetin minnā ve ḳaTaǎ'nā dābira (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā ve mā kānū mu'minīne
Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kökünü kestik.
A'raf 7:103بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizle
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَظَلَمُوا بِهَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
ṧumme beǎṧnā min beǎ'dihim mūsā bi āyātinā ilā fir'ǎvne ve meleihi fe Zelemū bihā fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne
Sonra onların ardından Musa'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkar ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.
A'raf 7:136بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَاَغْرَقْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ
fe nteḳamnā minhum fe eğraḳnāhum fī l-yemmi bi ennehum keƶƶebū bi āyātinā ve kānū ǎnhā ğāfilīne
Bu yüzden onlardan intikam aldık. Ayetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.
A'raf 7:146بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا وَاِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَاِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ
se eSrifu ǎn āyātiye (e)lleƶīne yetekebberūne fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve in yerav kulle āyetin lā yu'minū bihā ve in yerav sebīle r-ruşdi lā yetteḣiƶūhu sebīlen ve in yerav sebīle l-ğayyi yetteḣiƶūhu sebīlen ƶālike bi ennehum keƶƶebū bi āyātinā ve kānū ǎnhā ğāfilīne
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
A'raf 7:147بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَاءِ الْاٰخِرَةِ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
ve(e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā ve liḳā'i l-āḣirati HabiTat eǎ'māluhum hel yuczevne illā mā kānū yeǎ'melūne
Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.
A'raf 7:156بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
وَاكْتُبْ لَنَا فِي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَا اِلَيْكَ قَالَ عَذَابِي اُصِيبُ بِهِ مَنْ اَشَٓاءُ وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذِينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ
ve ktub lenā fī hāƶihi d-dunyā Haseneten ve fī l-āḣirati innā hudnā ileyke ḳāle ǎƶābī uSību bihi men eşā'u ve raHmetī vesiǎt kulle şey'in fe se ektubuhā li(e)lleƶīne yetteḳūne ve yu'tūne z-zekāte ve(e)lleƶīne hum bi āyātinā yu'minūne
"Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik." Allah, şöyle dedi: "Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım."
A'raf 7:176بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ اِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْ ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
ve lev şi'nā le rafeǎ'nāhu bihā ve lākinnehu eḣlede ilā l-erDi ve ttebeǎ hevāhu fe meṧeluhu ke meṧeli l-kelbi in teHmil ǎleyhi yelheṧ ev tetrukhu yelheṧ ƶālike meṧelu l-ḳavmi (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā fe ḳSuSi l-ḳaSaSa leǎllehum yetefekkerūne
Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.
A'raf 7:177بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
A'raf 7:182بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
Yunus 10:73بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
fe keƶƶebūhu fe necceynāhu ve men meǎhu fī l-fulki ve ceǎlnāhum ḣalāife ve eğraḳnā (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-munƶerīne
Onu yine de yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları ötekilerin yerine geçirdik. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Bak, uyarılan (fakat söz anlamayan)ların sonu nasıl oldu!
Yunus 10:75بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizle
ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ
ṧumme beǎṧnā min beǎ'dihim mūsā ve hārūne ilā fir'ǎvne ve meleihi bi āyātinā fe stekberū ve kānū ḳavmen mucrimīne
Sonra bunların ardından Firavun ile ileri gelenlerine de Musa ve Harun'u mucizelerimizle gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir toplum oldular.
Hud 11:96بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizle
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ
ve leḳad erselnā mūsā bi āyātinā ve sulTānin mubīnin
(96-97) Andolsun, biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi.
İbrahim 14:5بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizle birlikte
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
ve leḳad erselnā mūsā bi āyātinā en eḣric ḳavmeke mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve ƶekkirhum bi eyyāmi (a)llahi inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
Andolsun, Musa'yı da, "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
İsra 17:98بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
ذٰلِكَ جَزَاؤُهُمْ بِاَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا وَقَالُوا ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا
ƶālike cezā'uhum bi ennehum keferū bi āyātinā ve ḳālū e iƶā kunnā ǐZāmen ve rufāten e innā le meb'ǔṧūne ḣalḳan cedīden
Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar ayetlerimizi inkar ettiler ve, "Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?" dediler.
Meryem 19:77بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
Enbiya 21:77بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَعِينَ
ve neSarnāhu mine l-ḳavmi (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyātinā innehum kānū ḳavme sev'in fe eğraḳnāhum ecmeǐyne
Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekun suda boğduk.
Hac 22:57بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
Mü'minun 23:45بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizle
ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ
ṧumme erselnā mūsā ve eḣāhu hārūne bi āyātinā ve sulTānin mubīnin
(45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
Furkan 25:36بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
Şuara 26:15بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizle
Neml 27:81بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
وَمَا اَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ
ve mā ente bi hādī l-ǔmyi ǎn Delāletihim in tusmiǔ illā men yu'minu bi āyātinā fe hum muslimūne
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak ayetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.
Neml 27:82بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ
ve iƶā veḳaǎ l-ḳavlu ǎleyhim eḣracnā lehum dābbeten mine l-erDi tukellimuhum enne n-nāse kānū bi āyātinā lā yūḳinūne
(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dabbe (canlı bir yaratık) çıkarırız. O, onlara insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.
Neml 27:83بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ
ve yevme neHşuru min kulli ummetin fevcen mimmen yukeƶƶibu bi āyātinā fe hum yūzeǔne
Her ümmetten ayetlerimizi yalanlayanlarından bir grubu toplayacağımız ve bunların (topluca hesap yerine) sevk edilecekleri günü hatırla.
Kasas 28:35بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimiz sayesinde
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِاَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ اِلَيْكُمَا بِاٰيَاتِنَا اَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ
ḳāle se neşuddu ǎDudeke bi eḣīke ve nec'ǎlu le kumā sulTānen fe lā yeSilūne ileykumā bi āyātinā entumā ve meni ttebeǎkumā l-ğālibūne
Allah, "Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de ayetlerimiz sayesinde size (kötü bir amaçla) ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır" dedi.
Kasas 28:36بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizle
فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ
fe lemmā cā'ehum mūsā bi āyātinā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā siHrun mufteran ve mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne
Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.
Ankebut 29:47بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizi
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ فَالَّذِينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الْكَافِرُونَ
ve ke ƶālike enzelnā ileyke l-kitābe fe(e)lleƶīne āteynāhumu l-kitābe yu'minūne bihi ve min hā'ulā'i men yu'minu bihi ve mā yecHadu bi āyātinā illā l-kāfirūne
İşte böylece biz sana kitabı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlar (Kitap ehlinden çağdaşın olanlar)dan da ona inananlar vardır. Bizim ayetlerimizi ancak kafirler inkar ederler.
Ankebut 29:49بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātinābizim ayetlerimizi
بَلْ هُوَ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الظَّالِمُونَ
bel huve āyātun beyyinātun fī Sudūri (e)lleƶīne ūtū l-ǐlme ve mā yecHadu bi āyātinā illā Z-Zālimūne
Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkar eder.
Rum 30:16بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَآئِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ
ve emmā (e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi āyātinā ve liḳā'ī l-āḣirati fe ulāike fī l-ǎƶābi muHDerūne
İnkar edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içine atılacaklardır.
Rum 30:53بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
وَمَا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ
ve mā ente bi hādi l-ǔmyi ǎn Delāletihim in tusmiǔ illā men yu'minu bi āyātinā fe hum muslimūne
Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.
Lokman 31:32بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātinābizim ayetlerimizi
وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
ve iƶā ğaşiyehum mevcun ke Z-Zuleli deǎvu (a)llahe muḣliSīne lehu d-dīne fe lemmā neccāhum ilā l-berri fe minhum muḳteSidun ve mā yecHadu bi āyātinā illā kullu ḣattārin kefūrin
Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar. Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim ayetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.
Secde 32:15بِاٰيَاتِنَاbi āyātinābizim ayetlerimize
اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذِينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
innemā yu'minu bi āyātinā (e)lleƶīne iƶā ƶukkirū bihā ḣarrū succeden ve sebbeHū bi Hamdi rabbihim ve hum lā yestekbirūne
Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine bu ayetlerle öğüt verildiği zaman secdeye kapanan, kibirlenmeksizin Rablerine hamd ederek tespih edenler inanırlar.
Secde 32:24بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
Mü'min 40:23بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizle
Fussilet 41:15بِاٰيَاتِنَاbi āyātinābizim ayetlerimizi
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
fe emmā ǎādun fe stekberū fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve ḳālū men eşeddu minnā ḳuvveten e ve lem yerav enne (a)llahe elleƶī ḣaleḳahum huve eşeddu minhum ḳuvveten ve kānū bi āyātinā yecHadūne
Ad kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, "Bizden daha güçlü kim var?" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim ayetlerimizi inkar ediyorlardı.
Fussilet 41:28بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
ذٰلِكَ جَزَاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ الْخُلْدِ جَزَاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
ƶālike cezā'u eǎ'dā'i (a)llahi n-nāru lehum fīhā dāru l-ḣuldi cezā'en bimā kānū bi āyātinā yecHadūne
İşte böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Ayetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır.
Zuhruf 43:46بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizle
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِ فَقَالَ اِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
ve leḳad erselnā mūsā bi āyātinā ilā fir'ǎvne ve meleihi fe ḳāle innī rasūlu rabbi l-ǎālemīne
Andolsun, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, "Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin elçisiyim" demişti.
Zuhruf 43:47بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizle
Zuhruf 43:69بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimize
Kamer 54:42بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
Hadid 57:19بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizi
وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ
ve(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ulāike humu S-Siddīḳūne ve ş-şuhedā'u ǐnde rabbihim lehum ecruhum ve nūruhum ve(e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi āyātinā ulāike eSHābu l-ceHīmi
Allah'a ve Peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar sıddiklar (sözü özü doğru kimseler) ve Allah katında şahitlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemliklerdir.
Teğabun 64:10بِاٰيَاتِنَٓاbi āyātināayetlerimizi
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
ve(e)lleƶīne keferū ve keƶƶebū bi āyātinā ulāike eSHābu n-nāri ḣālidīne fīhā ve bi'se l-meSīru
İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennemliklerdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Nebe 78:28بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
Beled 90:19بِاٰيَاتِنَاbi āyātināayetlerimizi
اٰيَاتٍ52 kez
Bakara 2:99اٰيَاتٍāyātinayetler
Bakara 2:231اٰيَاتِāyātiayetlerini
وَاِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ وَلَا تَتَّخِذُوا اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمَا اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُمْ بِهِ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
ve iƶā Talleḳtumu n-nisā'e fe beleğne ecelehunne fe emsikūhunne bi meǎ'rūfin ev serriHūhunne bi meǎ'rūfin ve lā tumsikūhunne Dirāran li teǎ'tedū ve men yef'ǎl ƶālike fe ḳad Zeleme nefsehu ve lā tetteḣiƶū āyāti (a)llahi huzuven ve ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum ve mā enzele ǎleykum mine l-kitābi ve l-Hikmeti yeǐZukum bihi ve tteḳū (a)llahe ve ǎ'lemū enne (a)llahe bi kulli şey'in ǎlīmun
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın ayetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Bakara 2:252اٰيَاتُāyātuayetleridir
Al-i İmran 3:7اٰيَاتٌāyātun(bazı) ayetleri
هُوَ الَّذِي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
huve elleƶī enzele ǎleyke l-kitābe minhu āyātun muHkemātun hunne ummu l-kitābi ve uḣaru muteşābihātun fe emmā (e)lleƶīne fī ḳulūbihim zeyğun fe yettebiǔne mā teşābehe minhu btiğā'e l-fitneti ve btiğā'e te'vīlihi ve mā yeǎ'lemu te'vīlehu illā (a)llahu ve r-rāsiḣūne fī l-ǐlmi yeḳūlūne āmennā bihi kullun min ǐndi rabbinā ve mā yeƶƶekkeru illā ūlū l-elbābi
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
Al-i İmran 3:97اٰيَاتٌāyātundeliller
فِيهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًا وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
fīhi āyātun beyyinātun meḳāmu ibrāhīme ve men deḣalehu kāne āminen ve li (a)llahi ǎlā n-nāsi Hiccu l-beyti meni steTāǎ ileyhi sebīlen ve men kefera fe inne (a)llahe ğaniyyun ǎni l-ǎālemīne
Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O'na muhtaçtır.)
Al-i İmran 3:101اٰيَاتُāyātuayetleri
وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَاَنْتُمْ تُتْلٰى عَلَيْكُمْ اٰيَاتُ اللّٰهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللّٰهِ فَقَدْ هُدِيَ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
ve keyfe tekfurūne ve entum tutlā ǎleykum āyātu (a)llahi ve fīkum rasūluhu ve men yeǎ'teSim bi(a)llahi fe ḳad hudiye ilā SirāTin musteḳīmin
Size Allah'ın ayetleri okunup dururken ve Allah'ın Resulü de aranızda iken dönüp nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir.
Al-i İmran 3:108اٰيَاتُāyātuayetleridir
Al-i İmran 3:113اٰيَاتِāyātiayetlerini
لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ اٰيَاتِ اللّٰهِ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
leysū sevā'en min ehli l-kitābi ummetun ḳāimetun yetlūne āyāti (a)llahi ānā'e l-leyli ve hum yescudūne
Onların (Kitap ehlinin) hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde, gece saatlerinde ayakta duran, secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyan bir topluluk da vardır.
Nisa 4:140اٰيَاتِāyātiayetlerinin
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ اَنْ اِذَا سَمِعْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَاُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ اِنَّكُمْ اِذًا مِثْلُهُمْ اِنَّ اللّٰهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
ve ḳad nezzele ǎleykum fī l-kitābi en iƶā semiǎ'tum āyāti (a)llahi yukferu bihā ve yustehzeu bihā fe lā teḳ'ǔdū meǎhum Hattā yeḣūDū fī Hadīṧin ğayrihi innekum iƶen miṧluhum inne (a)llahe cāmiǔ l-munāfiḳīne ve l-kāfirīne fī cehenneme cemīǎn
Oysa Allah size Kitap'ta (Kur'an'da) "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
En'am 6:4اٰيَاتِāyātiayetler-
En'am 6:158اٰيَاتِāyātiayetlerinin
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فِي اِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
hel yenZurūne illā en te'tiyehumu l-melāiketu ev ye'tiye rabbuke ev ye'tiye beǎ'Du āyāti rabbike yevme ye'tī beǎ'Du āyāti rabbike lā yenfeǔ nefsen īmānuhā lem tekun āmenet min ḳablu ev kesebet fī īmānihā ḣayran ḳuli nteZirū innā munteZirūne
(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: "Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz."
En'am 6:158اٰيَاتِāyātiayetleri
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ اَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فِي اِيمَانِهَا خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ
hel yenZurūne illā en te'tiyehumu l-melāiketu ev ye'tiye rabbuke ev ye'tiye beǎ'Du āyāti rabbike yevme ye'tī beǎ'Du āyāti rabbike lā yenfeǔ nefsen īmānuhā lem tekun āmenet min ḳablu ev kesebet fī īmānihā ḣayran ḳuli nteZirū innā munteZirūne
(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez. De ki: "Siz bekleyin. Şüphesiz biz de bekliyoruz."
A'raf 7:26اٰيَاتِāyātiayetleri-
يَابَنِي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْاٰتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
yā benī ādeme ḳad enzelnā ǎleykum libāsen yuvārī sev'ātikum ve rīşen ve libāsu t-teḳvā ƶālike ḣayrun ƶālike min āyāti (a)llahi leǎllehum yeƶƶekkerūne
Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah'ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).
A'raf 7:133اٰيَاتٍāyātinmu'cizeler olarak
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الطُّوفَانَ وَالْجَرَادَ وَالْقُمَّلَ وَالضَّفَادِعَ وَالدَّمَ اٰيَاتٍ مُفَصَّلَاتٍ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ
fe erselnā ǎleyhimu T-Tūfāne ve l-cerāde ve l-ḳummele ve D-Defādiǎ ve d-deme āyātin mufeSSalātin fe stekberū ve kānū ḳavmen mucrimīne
Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan, çekirge, ürün güvesi (haşarat), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden ders almadılar.) Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.
Yunus 10:1اٰيَاتُāyātuayetleridir
Yusuf 12:1اٰيَاتُāyātuayetleridir
Yusuf 12:7اٰيَاتٌāyātunibretler
Ra'd 13:1اٰيَاتُāyātuayetleridir
الٓمٓرٰ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
Elif, Lâm, Mîm, Râ tilke āyātu l-kitābi ve elleƶī unzile ileyke min rabbike l-Haḳḳu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yu'minūne
Elif Lam Mim Ra. İşte bunlar Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
Hicr 15:1اٰيَاتُāyātuayetleridir
İsra 17:101اٰيَاتٍāyātinmu'cize
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسٰى تِسْعَ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَسْـَٔلْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ اِنِّي لَاَظُنُّكَ يَامُوسَىٰ مَسْحُورًا
ve leḳad āteynā mūsā tis'ǎ āyātin beyyinātin fe sel benī isrāīle iƶ cā'ehum fe ḳāle lehu fir'ǎvnu innī le eZunnuke yā mūsā mesHūran
Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Musa onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Musa!" demişti.
Kehf 18:17اٰيَاتِāyātiayetlerindendir
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِي فَجْوَةٍ مِنْهُ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا
ve terā ş-şemse iƶā Taleǎt tezāveru ǎn kehfihim ƶāte l-yemīni ve iƶā ğarabet teḳriDuhum ƶāte ş-şimāli ve hum fī fecvetin minhu ƶālike min āyāti (a)llahi men yehdi (a)llahu fe huve l-muhtedi ve men yuDlil fe len tecide lehu veliyyen murşiden
(Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın mucizelerindendir. Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
Meryem 19:58اٰيَاتُāyātuayetleri
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّنَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰهِيمَ وَاِسْرَٓاءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا
ulāike (e)lleƶīne en'ǎme (a)llahu ǎleyhim mine n-nebiyyīne min ƶurriyyeti ādeme ve mimmen Hamelnā meǎ nūHin ve min ƶurriyyeti ibrāhīme ve isrāīle ve mimmen hedeynā ve ctebeynā iƶā tutlā ǎleyhim āyātu r-raHmāni ḣarrū succeden ve bukiyyen
İşte bunlar, Adem'in ve Nuh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebilerdir. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Hac 22:16اٰيَاتٍāyātinayetler olarak
Nur 24:1اٰيَاتٍāyātinayetler
سُورَةٌ اَنْزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَاَنْزَلْنَا فِيهَا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
sūratun enzelnāhā ve feraDnāhā ve enzelnā fīhā āyātin beyyinātin leǎllekum teƶekkerūne
Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir suredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık ayetler indirdik.
Nur 24:34اٰيَاتٍāyātinayetler
وَلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
ve leḳad enzelnā ileykum āyātin mubeyyinātin ve meṧelen mine (e)lleƶīne ḣalev min ḳablikum ve mev'ǐZeten li l-mutteḳīne
Andolsun, biz size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.
Nur 24:46اٰيَاتٍāyātinayetler
Şuara 26:2اٰيَاتُāyātuayetleridir
Neml 27:1اٰيَاتُāyātuayetleridir
Neml 27:12اٰيَاتٍāyātinmu'cize
وَاَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
ve edḣil yedeke fī ceybike teḣruc beyDā'e min ğayri sū'in fī tis'ǐ āyātin ilā fir'ǎvne ve ḳavmihi innehum kānū ḳavmen fāsiḳīne
"Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir kavimdir."
Kasas 28:2اٰيَاتُāyātuayetleridir
Kasas 28:87اٰيَاتِāyātiayetleri-
وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ بَعْدَ اِذْ اُنْزِلَتْ اِلَيْكَ وَادْعُ اِلٰى رَبِّكَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
ve lā yeSuddunneke ǎn āyāti (a)llahi beǎ'de iƶ unzilet ileyke ve d'ǔ ilā rabbike ve lā tekūnenne mine l-muşrikīne
Allah'ın ayetleri sana indirildikten sonra, sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma!
Ankebut 29:49اٰيَاتٌāyātunayetlerdir
بَلْ هُوَ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الظَّالِمُونَ
bel huve āyātun beyyinātun fī Sudūri (e)lleƶīne ūtū l-ǐlme ve mā yecHadu bi āyātinā illā Z-Zālimūne
Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkar eder.
Ankebut 29:50اٰيَاتٌāyātunayetler
وَقَالُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَاتٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذِيرٌ مُبِينٌ
ve ḳālū levlā unzile ǎleyhi āyātun min rabbihi ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve innemā enā neƶīrun mubīnun
Dediler ki: "Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!" De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Lokman 31:2اٰيَاتُāyātuayetleridir
Ahzab 33:34اٰيَاتِāyātiayetleri-
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا
ve ƶkurne mā yutlā fī buyūtikunne min āyāti (a)llahi ve l-Hikmeti inne (a)llahe kāne leTīfen ḣabīran
Siz evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.
Yasin 36:46اٰيَاتِāyātiayetleri-
Zümer 39:71اٰيَاتِāyātiayetlerini
وَسِيقَ الَّذِينَ كَفَرُوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًا حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِرِينَ
ve sīḳa (e)lleƶīne keferū ilā cehenneme zumeran Hattā iƶā cā'ūhā futiHat ebvābuhā ve ḳāle lehum ḣazenetuhā e lem ye'tikum rusulun minkum yetlūne ǎleykum āyāti rabbikum ve yunƶirūnekum liḳā'e yevmikum hāƶā ḳālū belā ve lākin Haḳḳat kelimetu l-ǎƶābi ǎlā l-kāfirīne
İnkar edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: "Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" Onlar da, "Evet geldi" derler. Fakat inkarcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.
Mü'min 40:4اٰيَاتِāyātiayetleri
مَا يُجَادِلُ فِي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ
mā yucādilu fī āyāti (a)llahi illā (e)lleƶīne keferū fe lā yeğrurke teḳallubuhum fī l-bilādi
Allah'ın ayetleri hakkında inkar edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın.
Mü'min 40:35اٰيَاتِāyātiayetleri
اَلَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ الَّذِينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ
(e)lleƶīne yucādilūne fī āyāti (a)llahi bi ğayri sulTānin etāhum kebura meḳten ǐnde (a)llahi ve ǐnde (e)lleƶīne āmenū ke ƶālike yeTbeǔ (a)llahu ǎlā kulli ḳalbi mutekebbirin cebbārin
Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
Mü'min 40:56اٰيَاتِāyātiayetleri
اِنَّ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْ اِنْ فِي صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغِيهِ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
inne (e)lleƶīne yucādilūne fī āyāti (a)llahi bi ğayri sulTānin etāhum in fī Sudūrihim illā kibrun mā hum bi bāliğīhi fe steǐƶ bi(a)llahi innehu huve s-semīǔ l-beSīru
Allah'ın ayetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Mü'min 40:69اٰيَاتِāyātiayetleri
Mü'min 40:81اٰيَاتِāyātiayetlerinden
Casiye 45:4اٰيَاتٌāyātunibretler vardır
Casiye 45:5اٰيَاتٌāyātunibretler vardır
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri ve mā enzele (a)llahu mine s-semāi min rizḳin fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā ve teSrīfi r-riyāHi āyātun li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, Allah'ın gökten rızık (sebebi olarak yağmur) indirip, onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları evirip çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
Casiye 45:6اٰيَاتُāyātuayetleridir
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِاَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ
tilke āyātu (a)llahi netlūhā ǎleyke bi l-Haḳḳi fe bi eyyi Hadīṧin beǎ'de (a)llahi ve āyātihi yu'minūne
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
Casiye 45:8اٰيَاتِāyātiayetlerinin
يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
yesmeǔ āyāti (a)llahi tutlā ǎleyhi ṧumme yuSirru mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin
Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!
Casiye 45:35اٰيَاتِāyātiayetlerini
ذٰلِكُمْ بِاَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
ƶālikum bi ennekumu tteḣaƶtum āyāti (a)llahi huzuven ve ğarratkumu l-Hayātu d-dunyā fe l-yevme lā yuḣracūne minhā ve lā hum yusteǎ'tebūne
"Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır." Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.
Zariyat 51:20اٰيَاتٌāyātunnice ibretler
Necm 53:18اٰيَاتِāyātiayetlerinden
Hadid 57:9اٰيَاتٍāyātinayetler
هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِهِ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
huve elleƶī yunezzilu ǎlā ǎbdihi āyātin beyyinātin li yuḣricekum mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve inne (a)llahe bikum le ra'ūfun raHīmun
O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed'e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Mücadele 58:5اٰيَاتٍāyātinayetler
اِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ
inne (e)lleƶīne yuHāddūne (a)llahe ve rasūlehu kubitū ke mā kubite (e)lleƶīne min ḳablihim ve ḳad enzelnā āyātin beyyinātin ve li l-kāfirīne ǎƶābun muhīnun
Allah'a ve Resulüne düşmanlık edenler, kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılacaklardır. Oysa biz apaçık ayetler indirdik. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.
Talak 65:11اٰيَاتِāyātiayetlerini
رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ اللّٰهِ مُبَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَيَعْمَلْ صَالِحًا يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا قَدْ اَحْسَنَ اللّٰهُ لَهُ رِزْقًا
rasūlen yetlū ǎleykum āyāti (a)llahi mubeyyinātin li yuḣrice (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve men yu'min bi(a)llahi ve yeǎ'mel SāliHen yudḣilhu cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ḳad eHsene (a)llahu lehu rizḳan
İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir peygamber gönderdi. Kim Allah'a inanır ve salih bir amel işlerse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona güzel bir rızık vermiştir.
اٰيَةٍ47 kez
Bakara 2:106اٰيَةٍāyetinayeti
مَا نَنْسَخْ مِنْ اٰيَةٍ اَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا اَوْ مِثْلِهَا اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
mā nenseḣ min āyetin ev nunsihā ne'ti bi ḣayrin minhā ev miṧlihā e lem teǎ'lem enne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?
Bakara 2:118اٰيَةٌāyetunbir ayet (mu'cize)
وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْتِينَا اٰيَةٌ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
ve ḳāle (e)lleƶīne lā yeǎ'lemūne levlā yukellimunā (a)llahu ev te'tīnā āyetun ke ƶālike ḳāle (e)lleƶīne min ḳablihim miṧle ḳavlihim teşābehet ḳulūbuhum ḳad beyyennā l-āyāti li ḳavmin yūḳinūne
Bilmeyenler, "Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!" derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz ayetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.
Bakara 2:145اٰيَةٍāyetinayeti
وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
ve le in eteyte (e)lleƶīne ūtū l-kitābe bi kulli āyetin mā tebiǔ ḳibleteke ve mā ente bi tābiǐn ḳibletehum ve mā beǎ'Duhum bi tābiǐn ḳiblete beǎ'Din ve le ini ttebeǎ'te ehvā'ehum min beǎ'di mā cā'eke mine l-ǐlmi inneke iƶen le mine Z-Zālimīne
Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.
Bakara 2:211اٰيَةٍāyetinayetlerden
سَلْ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ كَمْ اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ اٰيَةٍ بَيِّنَةٍ وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
sel benī isrāīle kem āteynāhum min āyetin beyyinetin ve men yubeddil niǎ'mete (a)llahi min beǎ'di mā cā'ethu fe inne (a)llahe şedīdu l-ǐḳābi
İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.
Bakara 2:248اٰيَةَāyetealameti
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِهِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve ḳāle lehum nebiyyuhum inne āyete mulkihi en ye'tiyekumu t-tābūtu fīhi sekīnetun min rabbikum ve beḳiyyetun mimmā terake ālu mūsā ve ālu hārūne teHmiluhu l-melāiketu inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."
Bakara 2:259اٰيَةًāyetenbir ibret
اَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلٰى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا قَالَ اَنّٰى يُحْيِ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَاَمَاتَهُ اللّٰهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ اِلٰى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ اِلٰى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ اِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ev ke elleƶī merra ǎlā ḳaryetin ve hiye ḣāviyetun ǎlā ǔrūşihā ḳāle ennā yuHyī hāƶihi (a)llahu beǎ'de mevtihā fe emātehu (a)llahu miAete ǎāmin ṧumme beǎṧehu ḳāle kem lebiṧte ḳāle lebiṧtu yevmen ev beǎ'De yevmin ḳāle bel lebiṧte miAete ǎāmin fe nZur ilā Taǎāmike ve şerābike lem yetesenneh ve nZur ilā Himārike ve li nec'ǎleke āyeten li n-nāsi ve nZur ilā l-ǐZāmi keyfe nunşizuhā ṧumme neksūhā leHmen fe lemmā tebeyyene lehu ḳāle eǎ'lemu enne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."
Al-i İmran 3:13اٰيَةٌāyetunbir ibret
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ
ḳad kāne lekum āyetun fī fieteyni lteḳatā fietun tuḳātilu fī sebīli (a)llahi ve uḣrā kāfiratun yeravnehum miṧleyhim ra'ye l-ǎyni ve(a)llahu yu'eyyidu bi neSrihi men yeşā'u inne fī ƶālike le ǐbraten li ūlī l-ebSāri
Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kafirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.
Al-i İmran 3:41اٰيَةًāyetenbir alamet
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ
ḳāle rabbi c'ǎl lī āyeten ḳāle āyetuke ellā tukellime n-nāse ṧelāṧete eyyāmin illā ramzen ve ƶkur rabbeke keṧīran ve sebbiH bi l-ǎşiyyi ve l-ibkāri
Zekeriya, "Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alamet ver" dedi. Allah da şöyle dedi: "Senin için alamet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et."
En'am 6:4اٰيَةٍāyetinayet
En'am 6:25اٰيَةٍāyetinmu'cizeyi
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي اٰذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
ve minhum men yestemiǔ ileyke ve ceǎlnā ǎlā ḳulūbihim ekinneten en yefḳahūhu ve fī āƶānihim veḳran ve in yerav kulle āyetin lā yu'minū bihā Hattā iƶā cā'ūke yucādilūneke yeḳūlu (e)lleƶīne keferū in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
İçlerinden, (Kur'an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkar edenler, "Bu (Kur'an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil" derler.
En'am 6:37اٰيَةٌāyetunbir mu'cize
وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
ve ḳālū levlā nuzzile ǎleyhi āyetun min rabbihi ḳul inne (a)llahe ḳādirun ǎlā en yunezzile āyeten ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne
Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!" (Ey Muhammed!) De ki: "Şüphesiz Allah'ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor."
En'am 6:37اٰيَةًāyetenbir mu'cize
وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
ve ḳālū levlā nuzzile ǎleyhi āyetun min rabbihi ḳul inne (a)llahe ḳādirun ǎlā en yunezzile āyeten ve lākinne ekṧerahum lā yeǎ'lemūne
Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!" (Ey Muhammed!) De ki: "Şüphesiz Allah'ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor."
En'am 6:109اٰيَةٌāyetunbir mu'cize
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَٓا اِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ethum āyetun le yu'minunne bihā ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve mā yuş'ǐrukum ennehā iƶā cā'et lā yu'minūne
Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"
En'am 6:124اٰيَةٌāyetunbir ayet
وَاِذَا جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَا اُو۫تِيَ رُسُلُ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
ve iƶā cā'ethum āyetun ḳālū len nu'mine Hattā nu'tā miṧle mā ūtiye rusulu (a)llahi (a)llahu eǎ'lemu Hayṧu yec'ǎlu risāletehu se yuSību (e)lleƶīne ecramū Sağārun ǐnde (a)llahi ve ǎƶābun şedīdun bimā kānū yemkurūne
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilinceye kadar asla inanmayacağız" derler. Allah, elçilik görevini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve yapmakta oldukları hilekarlık sebebiyle çetin bir azap erişecektir.
A'raf 7:73اٰيَةًāyetenbir mu'cizedir
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ هٰذِهِ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
ve ilā ṧemūde eḣāhum SāliHen ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe mā lekum min ilāhin ğayruhu ḳad cā'etkum beyyinetun min rabbikum hāƶihi nāḳatu (a)llahi lekum āyeten fe ƶerūhā te'kul fī erDi (a)llahi ve lā temessūhā bi sū'in fe ye'ḣuƶekum ǎƶābun elīmun
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir ilah yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah'ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah'ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar."
A'raf 7:132اٰيَةٍāyetinmu'cize
A'raf 7:146اٰيَةٍāyetinayeti
سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا وَاِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَاِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ
se eSrifu ǎn āyātiye (e)lleƶīne yetekebberūne fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve in yerav kulle āyetin lā yu'minū bihā ve in yerav sebīle r-ruşdi lā yetteḣiƶūhu sebīlen ve in yerav sebīle l-ğayyi yetteḣiƶūhu sebīlen ƶālike bi ennehum keƶƶebū bi āyātinā ve kānū ǎnhā ğāfilīne
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
Yunus 10:20اٰيَةٌāyetunbir mucize
وَيَقُولُونَ لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُوا اِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
ve yeḳūlūne levlā unzile ǎleyhi āyetun min rabbihi fe ḳul innemā l-ğaybu li (a)llahi fe nteZirū innī meǎkum mine l-munteZirīne
"Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!"
Yunus 10:92اٰيَةًāyetenbir ibret
فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةً وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ
fe l-yevme nuneccīke bi bedenike li tekūne li men ḣalfeke āyeten ve inne keṧīran mine n-nāsi ǎn āyātinā le ğāfilūne
Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu ayetlerimizden gerçekten habersizdir.
Yunus 10:97اٰيَةٍāyetinayetler
Hud 11:64اٰيَةًāyetenbir mucizedir
ويَاقَوْمِ هٰذِهِ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرِيبٌ
ve yā ḳavmi hāƶihi nāḳatu (a)llahi lekum āyeten fe ƶerūhā te'kul fī erDi (a)llahi ve lā temessūhā bi sū'in fe ye'ḣuƶekum ǎƶābun ḳarībun
"Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
Yusuf 12:105اٰيَةٍāyetinayet(ler)
Ra'd 13:7اٰيَةٌāyetunbir ayet
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
ve yeḳūlu (e)lleƶīne keferū levlā unzile ǎleyhi āyetun min rabbihi innemā ente munƶirun ve li kulli ḳavmin hādin
İnkar edenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.
Ra'd 13:27اٰيَةٌāyetunbir ayet
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَ
ve yeḳūlu (e)lleƶīne keferū levlā unzile ǎleyhi āyetun min rabbihi ḳul inne (a)llahe yuDillu men yeşā'u ve yehdī ileyhi men enābe
İnkar edenler diyorlar ki: "Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir."
Nahl 16:101اٰيَةًāyetenbir ayeti
وَاِذَا بَدَّلْنَا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
ve iƶā beddelnā āyeten mekāne āyetin ve(a)llahu eǎ'lemu bimā yunezzilu ḳālū innemā ente mufterin bel ekṧeruhum lā yeǎ'lemūne
Biz bir ayeti değiştirip yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber'e, "Sen ancak uyduruyorsun" derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
Nahl 16:101اٰيَةٍāyetinbir ayet
وَاِذَا بَدَّلْنَا اٰيَةً مَكَانَ اٰيَةٍ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا اِنَّمَٓا اَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
ve iƶā beddelnā āyeten mekāne āyetin ve(a)llahu eǎ'lemu bimā yunezzilu ḳālū innemā ente mufterin bel ekṧeruhum lā yeǎ'lemūne
Biz bir ayeti değiştirip yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber'e, "Sen ancak uyduruyorsun" derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
İsra 17:12اٰيَةَāyeteayetini
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْنَا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلًا
ve ceǎlnā l-leyle ve n-nehāra āyeteyni fe meHavnā āyete l-leyli ve ceǎlnā āyete n-nehāri mubSiraten li tebteğū feDlen min rabbikum ve li teǎ'lemū ǎdede s-sinīne ve l-Hisābe ve kulle şey'in feSSalnāhu tefSīlen
Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
İsra 17:12اٰيَةَāyeteayetini
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْنَا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلًا
ve ceǎlnā l-leyle ve n-nehāra āyeteyni fe meHavnā āyete l-leyli ve ceǎlnā āyete n-nehāri mubSiraten li tebteğū feDlen min rabbikum ve li teǎ'lemū ǎdede s-sinīne ve l-Hisābe ve kulle şey'in feSSalnāhu tefSīlen
Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
Meryem 19:10اٰيَةًāyetenbir işaret
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
ḳāle rabbi c'ǎl lī āyeten ḳāle āyetuke ellā tukellime n-nāse ṧelāṧe leyālin seviyyen
Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi.
Meryem 19:21اٰيَةًāyetenbir mu'cize
قَالَ كَذٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا
ḳāle ke ƶāliki ḳāle rabbuki huve ǎleyye heyyinun ve li nec'ǎlehu āyeten li n-nāsi ve raHmeten minnā ve kāne emran meḳDiyyen
Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.
Ta-Ha 20:22اٰيَةًāyetenbir mu'cize olarak
وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ اٰيَةً اُخْرٰى
ve Dmum yedeke ilā cenāHike teḣruc beyDā'e min ğayri sū'in āyeten uḣrā
(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."
Enbiya 21:91اٰيَةًāyetenbir ibret
وَالَّتِي اَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا اٰيَةً لِلْعَالَمِينَ
ve lletī eHSanet fercehā fe nefeḣnā fīhā min rūHinā ve ceǎlnāhā ve bnehā āyeten li l-ǎālemīne
Irzını korumuş olan kadını da (Meryem'i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da alemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.
Mü'minun 23:50اٰيَةًāyetenbir mu'cize
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ
ve ceǎlnā bne meryeme ve ummehu āyeten ve āveynāhumā ilā rabvetin ƶāti ḳarārin ve meǐynin
Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.
Furkan 25:37اٰيَةًāyetenbir ibret
وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ اَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ اٰيَةً وَاَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا اَلِيمًا
ve ḳavme nūHin lemmā keƶƶebū r-rusule eğraḳnāhum ve ceǎlnāhum li n-nāsi āyeten ve eǎ'tednā li Z-Zālimīne ǎƶāben elīmen
Nuh kavmini de, Peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk. Onları insanlara bir ibret yaptık ve zalimlere elem dolu bir azap hazırladık.
Şuara 26:4اٰيَةًāyetenbir mu'cize
Şuara 26:128اٰيَةًāyetenbir işaret (saraylar)
Şuara 26:197اٰيَةًāyetenbir delil
Ankebut 29:15اٰيَةًāyetenbir ibret
Ankebut 29:35اٰيَةًāyetenbir işaret
Sebe 34:15اٰيَةٌāyetunbir ibret
لَقَدْ كَانَ لِسَبَاٍ فِي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌ جَنَّتَانِ عَنْ يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ
le ḳad kāne li sebein fī meskenihim āyetun cennetāni ǎn yemīnin ve şimālin kulū min rizḳi rabbikum ve şkurū lehu beldetun Tayyibetun ve rabbun ğafūrun
Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Beldeniz güzel bir belde, Rabbiniz de çok bağışlayıcı bir Rabdir."
Yasin 36:46اٰيَةٍāyetinayet
Saffat 37:14اٰيَةًāyetenbir mu'cize
Zuhruf 43:48اٰيَةٍāyetinmu'cize
وَمَا نُرِيهِمْ مِنْ اٰيَةٍ اِلَّا هِيَ اَكْبَرُ مِنْ اُخْتِهَا وَاَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
ve mā nurīhim min āyetin illā hiye ekberu min uḣtihā ve eḣaƶnāhum bi l-ǎƶābi leǎllehum yerciǔne
Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık.
Fetih 48:20اٰيَةًāyetenbir ibret
وَعَدَكُمُ اللّٰهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هٰذِهِ وَكَفَّ اَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْ وَلِتَكُونَ اٰيَةً لِلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
veǎdekumu (a)llahu meğānime keṧīraten te'ḣuƶūnehā fe ǎccele lekum hāƶihi ve keffe eydiye n-nāsi ǎnkum ve li tekūne āyeten li l-mu'minīne ve yehdiyekum SirāTen musteḳīmen
Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı) ki, bunlar mü'minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
Zariyat 51:37اٰيَةًāyetenbir ibret
Kamer 54:2اٰيَةًāyetenbir mu'cize
Kamer 54:15اٰيَةًāyetenbir ibret olarak
بِاٰيَاتِ34 kez
Bakara 2:61بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَاِذْ قُلْتُمْ يَامُوسَىٰ لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّنَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
ve iƶ ḳultum yā mūsā len neSbira ǎlā Taǎāmin vāHidin fe d'ǔ lenā rabbeke yuḣric lenā mimmā tunbitu l-erDu min beḳlihā ve ḳiṧṧāihā ve fūmihā ve ǎdesihā ve beSalihā ḳāle e testebdilūne elleƶī huve ednā bi(e)lleƶī huve ḣayrun hbiTū miSran fe inne lekum mā seeltum ve Duribet ǎleyhimu ƶ-ƶilletu ve l-meskenetu ve bā'ū bi ğaDebin mine (a)llahi ƶālike bi ennehum kānū yekfurūne bi āyāti (a)llahi ve yeḳtulūne n-nebiyyīne bi ğayri l-Haḳḳi ƶālike bimā ǎSav ve kānū yeǎ'tedūne
Hani, "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin" demiştiniz. O da size, "İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var" demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah'ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah'ın ayetlerini inkar ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
Al-i İmran 3:4بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَ اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
min ḳablu huden li n-nāsi ve enzele l-furḳāne inne (e)lleƶīne keferū bi āyāti (a)llahi lehum ǎƶābun şedīdun ve(a)llahu ǎzīzun ƶū ntiḳāmin
(3-4) O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Al-i İmran 3:19بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
اِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
inne d-dīne ǐnde (a)llahi l-islāmu ve mā ḣtelefe (e)lleƶīne ūtū l-kitābe illā min beǎ'di mā cā'ehumu l-ǐlmu beğyen beynehum ve men yekfur bi āyāti (a)llahi fe inne (a)llahe serīǔ l-Hisābi
Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
Al-i İmran 3:21بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
اِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
inne (e)lleƶīne yekfurūne bi āyāti (a)llahi ve yeḳtulūne n-nebiyyīne bi ğayri Haḳḳin ve yeḳtulūne (e)lleƶīne ye'murūne bi l-ḳisTi mine n-nāsi fe beşşirhum bi ǎƶābin elīmin
Allah'ın ayetlerini inkar edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.
Al-i İmran 3:70بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
Al-i İmran 3:98بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
Al-i İmran 3:112بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Duribet ǎleyhimu ƶ-ƶilletu eyne mā ṧuḳifū illā bi Hablin mine (a)llahi ve Hablin mine n-nāsi ve bā'ū bi ğaDebin mine (a)llahi ve Duribet ǎleyhimu l-meskenetu ƶālike bi ennehum kānū yekfurūne bi āyāti (a)llahi ve yeḳtulūne l-enbiyā'e bi ğayri Haḳḳin ƶālike bimā ǎSav ve kānū yeǎ'tedūne
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ve (mü'min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendilerini zillet kaplamıştır. Onlar Allah'ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah'ın ayetlerini inkar ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah'ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
Al-i İmran 3:199بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَاِنَّ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ خَاشِعِينَ لِلّٰهِ لَا يَشْتَرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلِيلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِنَّ اللّٰهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
ve inne min ehli l-kitābi le men yu'minu bi(a)llahi ve mā unzile ileykum ve mā unzile ileyhim ḣāşiǐyne li (a)llahi lā yeşterūne bi āyāti (a)llahi ṧemenen ḳalīlen ulāike lehum ecruhum ǐnde rabbihim inne (a)llahe serīǔ l-Hisābi
Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah'a derinden saygı duyarak inanırlar. Allah'ın ayetlerini az bir değere satmazlar. Onlar var ya, işte onların, Rableri katında mükafatları vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Nisa 4:155بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَقَتْلِهِمُ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ طَبَعَ اللّٰهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ اِلَّا قَلِيلًا
fe bi mā neḳDihim mīṧāḳahum ve kufrihim bi āyāti (a)llahi ve ḳatlihimu l-enbiyā'e bi ğayri Haḳḳin ve ḳavlihim ḳulūbunā ğulfun bel Tabeǎ (a)llahu ǎleyhā bi kufrihim fe lā yu'minūne illā ḳalīlen
Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah'ın ayetlerini inkar etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve "kalplerimiz muhafazalıdır" demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine inkarları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.
En'am 6:27بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَالَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
ve lev terā iƶ vuḳifū ǎlā n-nāri fe ḳālū yā leytenā nuraddu ve lā nukeƶƶibe bi āyāti rabbinā ve nekūne mine l-mu'minīne
Ateşin karşısında durdurulup da, "Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve mü'minlerden olsak" dedikleri vakit (hallerini) bir görsen!
En'am 6:33بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
قَدْ نَعْلَمُ اِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَاِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلٰكِنَّ الظَّالِمِينَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ
ḳad neǎ'lemu innehu le yeHzunuke elleƶī yeḳūlūne fe innehum lā yukeƶƶibūneke ve lākinne Z-Zālimīne bi āyāti (a)llahi yecHadūne
Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah'ın ayetlerini inadına inkar ediyorlar.
En'am 6:157بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا اَهْدٰى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اٰيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ
ev teḳūlū lev ennā unzile ǎleynā l-kitābu le kunnā ehdā minhum fe ḳad cā'ekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve raHmetun fe men eZlemu mimmen keƶƶebe bi āyāti (a)llahi ve Sadefe ǎnhā se neczī (e)lleƶīne yeSdifūne ǎn āyātinā sū'e l-ǎƶābi bimā kānū yeSdifūne
(156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz, yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz, diye bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.
A'raf 7:126بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerine
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
ve mā tenḳimu minnā illā en āmennā bi āyāti rabbinā lemmā cā'etnā rabbenā efriğ ǎleynā Sabran ve teveffenā muslimīne
"Sen sırf, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al."
Enfal 8:52بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keferū bi āyāti (a)llahi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim inne (a)llahe ḳaviyyun şedīdu l-ǐḳābi
Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini inkar etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.
Enfal 8:54بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyāti rabbihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve eğraḳnā āle fir'ǎvne ve kullun kānū Zālimīne
Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helak etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
Tevbe 9:9بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ اِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
işterav bi āyāti (a)llahi ṧemenen ḳalīlen fe Saddū ǎn sebīlihi innehum sā'e mā kānū yeǎ'melūne
Allah'ın ayetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O'nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!
Yunus 10:71بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامِي وَتَذْكِيرِي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ
ve tlu ǎleyhim nebee nūHin iƶ ḳāle li ḳavmihi yā ḳavmi in kāne kebura ǎleykum meḳāmī ve teƶkīrī bi āyāti (a)llahi fe ǎlā (a)llahi tevekkeltu fe ecmiǔ emrakum ve şurakā'ekum ṧumme lā yekun emrukum ǎleykum ğummeten ṧumme ḳDū ileyye ve lā tunZirūni
Nuh'un haberini onlara oku. Hani o, bir vakit kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Eğer benim konumum ve Allah'ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, (biliniz ki) ben sadece Allah'a dayanıp güvenmişim. Artık siz de (bana) ne yapacağınızı ortaklarınızla beraber kararlaştırın ki, işiniz size dert olmasın! Bundan sonra bana hükmünüzü uygulayın; bana mühlet de vermeyin!
Yunus 10:95بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
Hud 11:59بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
ve tilke ǎādun ceHadū bi āyāti rabbihim ve ǎSav rusulehu ve ttebeǔ emra kulli cebbārin ǎnīdin
İşte Ad kavmi! Rablerinin ayetlerini inkar ettiler. O'nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!
Nahl 16:104بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerine
Nahl 16:105بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerine
Kehf 18:57بِاٰيَاتِbi āyātiayetleri
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّهِ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي اٰذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُوا اِذًا اَبَدًا
ve men eZlemu mimmen ƶukkira bi āyāti rabbihi fe eǎ'raDe ǎnhā ve nesiye mā ḳaddemet yedāhu innā ceǎlnā ǎlā ḳulūbihim ekinneten en yefḳahūhu ve fī āƶānihim veḳran ve in ted'ǔhum ilā l-hudā fe len yehtedū iƶen ebeden
Kim, kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.
Kehf 18:105بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا
ulāike (e)lleƶīne keferū bi āyāti rabbihim ve liḳāihi fe HabiTat eǎ'māluhum fe lā nuḳīmu lehum yevme l-ḳiyāmeti veznen
Onlar, Rab'lerinin ayetlerini ve O'na kavuşacaklarını inkar eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.
Ta-Ha 20:127بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerine
وَكَذٰلِكَ نَجْزِي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى
ve ke ƶālike neczī men esrafe ve lem yu'min bi āyāti rabbihi ve le ǎƶābu l-āḣirati eşeddu ve ebḳā
Haddi aşan ve Rabbi'nin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
Mü'minun 23:58بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerine
Furkan 25:73بِاٰيَاتِbi āyātiayetleri
Ankebut 29:23بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَلِقَائِهِ اُو۬لٰٓئِكَ يَئِسُوا مِنْ رَحْمَتِي وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
ve(e)lleƶīne keferū bi āyāti (a)llahi ve liḳāihi ulāike yeisū min raHmetī ve ulāike lehum ǎƶābun elīmun
Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır.
Rum 30:10بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
ṧumme kāne ǎāḳibete (e)lleƶīne esā'ū s-sūā en keƶƶebū bi āyāti (a)llahi ve kānū bihā yestehziūne
Sonra, Allah'ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.
Secde 32:22بِاٰيَاتِbi āyātiayetleriyle
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَا اِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنْتَقِمُونَ
ve men eZlemu mimmen ƶukkira bi āyāti rabbihi ṧumme eǎ'raDe ǎnhā innā mine l-mucrimīne munteḳimūne
Kim, Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalimdir? Şüphesiz ki biz suçlulardan intikam alıcıyız.
Zümer 39:63بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
lehu meḳālīdu s-semāvāti ve l-erDi ve(e)lleƶīne keferū bi āyāti (a)llahi ulāike humu l-ḣāsirūne
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkar edenler var ya, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Mü'min 40:63بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
Casiye 45:11بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
Ahkaf 46:26بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
ve leḳad mekkennāhum fīmā in mekkennākum fīhi ve ceǎlnā lehum sem'ǎn ve ebSāran ve ef'ideten fe mā eğnā ǎnhum sem'ǔhum ve lā ebSāruhum ve lā ef'idetuhum min şey'in iƶ kānū yecHadūne bi āyāti (a)llahi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne
Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Cum'a 62:5بِاٰيَاتِbi āyātiayetlerini
مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَارًا بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
meṧelu (e)lleƶīne Hummilū t-tevrāte ṧumme lem yeHmilūhā ke meṧeli l-Himāri yeHmilu esfāran bi'se meṧelu l-ḳavmi (e)lleƶīne keƶƶebū bi āyāti (a)llahi ve(a)llahu lā yehdī l-ḳavme Z-Zālimīne
Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
اٰيَاتِنَا34 kez
Bakara 2:151اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
كَمَا اَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُوا عَلَيْكُمْ اٰيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
ke mā erselnā fīkum rasūlen minkum yetlū ǎleykum āyātinā ve yuzekkīkum ve yuǎllimukumu l-kitābe ve l-Hikmete ve yuǎllimukum mā lem tekūnū teǎ'lemūne
Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.
En'am 6:68اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz
وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
ve iƶā raeyte (e)lleƶīne yeḣūDūne fī āyātinā fe eǎ'riD ǎnhum Hattā yeḣūDū fī Hadīṧin ğayrihi ve immā yunsiyenneke ş-şeyTānu fe lā teḳ'ǔd beǎ'de ƶ-ƶikrā meǎ l-ḳavmi Z-Zālimīne
Ayetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.
En'am 6:157اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz-
اَوْ تَقُولُوا لَوْ اَنَّٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا اَهْدٰى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ اٰيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ
ev teḳūlū lev ennā unzile ǎleynā l-kitābu le kunnā ehdā minhum fe ḳad cā'ekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve raHmetun fe men eZlemu mimmen keƶƶebe bi āyāti (a)llahi ve Sadefe ǎnhā se neczī (e)lleƶīne yeSdifūne ǎn āyātinā sū'e l-ǎƶābi bimā kānū yeSdifūne
(156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz, yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz, diye bu Kur'an'ı indirdik. İşte size Rabbinizden açıkça bir delil, bir hidayet ve bir rahmet geldi. Artık Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve (insanları) onlardan çeviren kimseden daha zalim kimdir? İnsanları ayetlerimizden alıkoymaya kalkışanları, yapmakta oldukları engellemeden dolayı azabın en kötüsü ile cezalandıracağız.
A'raf 7:175اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّذِي اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ
ve tlu ǎleyhim nebee elleƶī āteynāhu āyātinā fe nseleḣa minhā fe etbeǎhu ş-şeyTānu fe kāne mine l-ğāvīne
Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.
Enfal 8:31اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā ḳālū ḳad semiǎ'nā lev neşā'u le ḳulnā miṧle hāƶā in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
Onlara karşı ayetlerimiz okunduğu zaman, "Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
Yunus 10:7اٰيَاتِنَاāyātinābizim ayetlerimiz-
اِنَّ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذِينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَ
inne (e)lleƶīne lā yercūne liḳā'enā ve raDū bi l-Hayāti d-dunyā ve Tmeennū bihā ve(e)lleƶīne hum ǎn āyātinā ğāfilūne
(7-8) Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.
Yunus 10:15اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُ قُلْ مَا يَكُونُ لِي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسِي اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ اِنِّٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne lā yercūne liḳā'enā 'ti bi ḳur'ānin ğayri hāƶā ev beddilhu ḳul mā yekūnu lī en ubeddilehu min tilḳā'i nefsī in ettebiǔ illā mā yūHā ileyye innī eḣāfu in ǎSaytu rabbī ǎƶābe yevmin ǎZīmin
Ayetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir" dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım."
Yunus 10:21اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz
وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فِي اٰيَاتِنَا قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْرًا اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ
ve iƶā eƶeḳnā n-nāse raHmeten min beǎ'di Derrā'e messethum iƶā lehum mekrun fī āyātinā ḳuli (a)llahu esraǔ mekran inne rusulenā yektubūne mā temkurūne
Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: "Allah, daha çabuk tuzak kurar." Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.
Yunus 10:92اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz-
فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةً وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ
fe l-yevme nuneccīke bi bedenike li tekūne li men ḣalfeke āyeten ve inne keṧīran mine n-nāsi ǎn āyātinā le ğāfilūne
Biz de bugün bedenini, arkandan geleceklere ibret olman için, kurtaracağız. Çünkü insanlardan birçoğu ayetlerimizden gerçekten habersizdir.
Hicr 15:81اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
İsra 17:1اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizden
سُبْحَانَ الَّذِي اَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
subHāne elleƶī esrā bi ǎbdihi leylen mine l-mescidi l-Harāmi ilā l-mescidi l-aḳSā elleƶī bāraknā Havlehu li nuriyehu min āyātinā innehu huve s-semīǔ l-beSīru
Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Kehf 18:9اٰيَاتِنَاāyātinābizim ayetlerimizden
Meryem 19:73اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne keferū li(e)lleƶīne āmenū eyyu l-ferīḳayni ḣayrun meḳāmen ve eHsenu nediyyen
Ayetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkar edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler.
Ta-Ha 20:23اٰيَاتِنَاāyātināmu'cizelerimizden
Ta-Ha 20:56اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizin
Ta-Ha 20:126اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
Hac 22:51اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
Hac 22:72اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْ اَلنَّارُ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin teǎ'rifu fī vucūhi (e)lleƶīne keferū l-munkera yekādūne yesTūne bi(e)lleƶīne yetlūne ǎleyhim āyātinā ḳul e fe unebbiukum bi şerrin min ƶālikumu n-nāru veǎdehā (a)llahu (e)lleƶīne keferū ve bi'se l-meSīru
Kendilerine ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kafirlerin yüz ifadelerinden inkarlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: "Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kafirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!"
Hac 22:72اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا قُلْ اَفَاُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكُمْ اَلنَّارُ وَعَدَهَا اللّٰهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin teǎ'rifu fī vucūhi (e)lleƶīne keferū l-munkera yekādūne yesTūne bi(e)lleƶīne yetlūne ǎleyhim āyātinā ḳul e fe unebbiukum bi şerrin min ƶālikumu n-nāru veǎdehā (a)llahu (e)lleƶīne keferū ve bi'se l-meSīru
Kendilerine ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, o kafirlerin yüz ifadelerinden inkarlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara hışımla saldıracaklar. De ki: "Şimdi size bu durumdan daha beterini haber vereyim mi: Ateş.. Allah, onu kafirlere vaad etti. Ne kötü varış yeridir orası!"
Neml 27:13اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
Kasas 28:45اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
وَلٰكِنَّٓا اَنْشَأْنَا قُرُونًا فَتَطَاوَلَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ وَمَا كُنْتَ ثَاوِيًا فِي اَهْلِ مَدْيَنَ تَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا وَلٰكِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
ve lākinnā enşe'nā ḳurūnen fe teTāvele ǎleyhimu l-ǔmuru ve mā kunte ṧāviyen fī ehli medyene tetlū ǎleyhim āyātinā ve lākinnā kunnā mursilīne
Fakat biz (Musa'dan sonra) birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, ayetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat biz (bu haberi) göndereniz.
Kasas 28:59اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى حَتّٰى يَبْعَثَ فِي اُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِي الْقُرٰٓى اِلَّا وَاَهْلُهَا ظَالِمُونَ
ve mā kāne rabbuke muhlike l-ḳurā Hattā yeb'ǎṧe fī ummihā rasūlen yetlū ǎleyhim āyātinā ve mā kunnā muhlikī l-ḳurā illā ve ehluhā Zālimūne
Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.
Lokman 31:7اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِرًا كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ فِي اُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ
ve iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā vellā mustekbiran ke en lem yesmeǎ'hā keenne fī uƶuneyhi veḳran fe beşşirhu bi ǎƶābin elīmin
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman; onları hiç işitmemiş gibi, kulağında bir ağırlık var da büyüklenerek arkasını döner. Ona, elem dolu bir azabı müjdele.
Sebe 34:5اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz
Sebe 34:38اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
Sebe 34:43اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā raculun yurīdu en yeSuddekum ǎmmā kāne yeǎ'budu ābā'ukum ve ḳālū mā hāƶā illā ifkun mufteran ve ḳāle (e)lleƶīne keferū li l-Haḳḳi lemmā cā'ehum in hāƶā illā siHrun mubīnun
Ayetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, "Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır" dediler. Bir de, "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir yalandır" dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler, "Bu, ancak apaçık bir büyüdür" dediler.
Fussilet 41:40اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz
اِنَّ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَا اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْتِي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
inne (e)lleƶīne yulHidūne fī āyātinā lā yeḣfevne ǎleynā e fe men yulḳā fī n-nāri ḣayrun em men ye'tī āminen yevme l-ḳiyāmeti ǎ'melū mā şi'tum innehu bimā teǎ'melūne beSīrun
Ayetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
Fussilet 41:53اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimizi
سَنُرِيهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَفِي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
se nurīhim āyātinā fī l-āfāḳi ve fī enfusihim Hattā yetebeyyene lehum ennehu l-Haḳḳu e ve lem yekfi bi rabbike ennehu ǎlā kulli şey'in şehīdun
Varlığımızın delillerini, (kainattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şahit olması yetmez mi?
Şura 42:35اٰيَاتِنَاāyātināayetlerimiz
Casiye 45:9اٰيَاتِنَاāyātinābizim ayetlerimiz-
Casiye 45:25اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin mā kāne Huccetehum illā en ḳālū 'tū bi ābāinā in kuntum Sādiḳīne
Onlara ayetlerimiz açıkça okunduğu zaman onların delilleri ancak, "Doğru söyleyenler iseniz babalarımızı getirin" demek oldu.
Ahkaf 46:7اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ هٰذَا سِحْرٌ مُبِينٌ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne keferū li l-Haḳḳi lemmā cā'ehum hāƶā siHrun mubīnun
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur'an) için, düşünmeden "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
Kalem 68:15اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
Mutaffifin 83:13اٰيَاتُنَاāyātunāayetlerimiz
اٰيَاتِهِ31 kez
Bakara 2:73اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُرِيكُمْ اٰيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
fe ḳulnā Dribūhu bi beǎ'Dihā ke ƶālike yuHyī (a)llahu l-mevtā ve yurīkum āyātihi leǎllekum teǎ'ḳilūne
"Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.
Bakara 2:187اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
اُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ اِلٰى نِسَائِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ اَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالْـٰٔنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْاَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْاَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ اَتِمُّوا الصِّيَامَ اِلَى الَّيْلِۚ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَاَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
uHille lekum leylete S-Siyāmi r-rafeṧu ilā nisāikum hunne libāsun lekum ve entum libāsun le hunne ǎlime (a)llahu ennekum kuntum teḣtānūne enfusekum fe tābe ǎleykum ve ǎfā ǎnkum fe l-āne bāşirūhunne ve bteğū mā ketebe (a)llahu lekum ve kulū ve şrabū Hattā yetebeyyene lekumu l-ḣayTu l-ebyeDu mine l-ḣayTi l-esvedi mine l-fecri ṧumme etimmū S-Siyāme ilā l-leyli ve lā tubāşirūhunne ve entum ǎākifūne fī l-mesācidi tilke Hudūdu (a)llahi fe lā teḳrabūhā ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu āyātihi li n-nāsi leǎllehum yetteḳūne
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, ayetlerini insanlara böylece açıklar.
Bakara 2:221اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّ وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتّٰى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْ اُو۬لٰٓئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِ وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
ve lā tenkiHū l-muşrikāti Hattā yu'minne ve le emetun mu'minetun ḣayrun min muşriketin ve lev eǎ'cebetkum ve lā tunkiHū l-muşrikīne Hattā yu'minū ve le ǎbdun mu'minun ḣayrun min muşrikin ve lev eǎ'cebekum ulāike yed'ǔne ilā n-nāri ve(a)llahu yed'ǔ ilā l-cenneti ve l-meğfirati bi iƶnihi ve yubeyyinu āyātihi li n-nāsi leǎllehum yeteƶekkerūne
İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara ayetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.
Bakara 2:242اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
Al-i İmran 3:103اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ve ǎ'teSimū bi Habli (a)llahi cemīǎn ve lā teferraḳū ve ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum iƶ kuntum eǎ'dā'en fe ellefe beyne ḳulūbikum fe eSbeHtum bi niǎ'metihi iḣvānen ve kuntum ǎlā şefā Hufratin mine n-nāri fe enḳaƶekum minhā ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekum āyātihi leǎllekum tehtedūne
Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
Al-i İmran 3:164اٰيَاتِهِāyātihi(Allah'ın) ayetlerini
لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ اِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
le ḳad menne (a)llahu ǎlā l-mu'minīne iƶ beǎṧe fīhim rasūlen min enfusihim yetlū ǎleyhim āyātihi ve yuzekkīhim ve yuǎllimuhumu l-kitābe ve l-Hikmete ve in kānū min ḳablu le fī Delālin mubīnin
Andolsun, Allah, mü'minlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
Maide 5:89اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ فِي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْلِيكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا اَيْمَانَكُمْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
lā yu'āḣiƶukumu (a)llahu bi l-leğvi fī eymānikum ve lākin yu'āḣiƶukum bimā ǎḳḳadtumu l-eymāne fe keffāratuhu iT'ǎāmu ǎşerati mesākīne min evseTi mā tuT'ǐmūne ehlīkum ev kisvetuhum ev teHrīru raḳabetin fe men lem yecid fe Siyāmu ṧelāṧeti eyyāmin ƶālike keffāratu eymānikum iƶā Haleftum ve HfeZū eymānekum ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekum āyātihi leǎllekum teşkurūne
Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkanı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size ayetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
En'am 6:93اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetlerine karşı
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُو۫حِيَ اِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْدِيهِمْ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ
ve men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev ḳāle ūHiye ileyye ve lem yūHa ileyhi şey'un ve men ḳāle se unzilu miṧle mā enzele (a)llahu ve lev terā iƶi Z-Zālimūne fī ğamerāti l-mevti ve l-melāiketu bāsiTū eydīhim eḣricū enfusekumu l-yevme tuczevne ǎƶābe l-hūni bimā kuntum teḳūlūne ǎlā (a)llahi ğayra l-Haḳḳi ve kuntum ǎn āyātihi testekbirūne
Allah'a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, "Bana vahyolundu" diyen, ya da "Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim" diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O'nun ayetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız" diyecekleri zaman hallerini bir görsen!
Enfal 8:2اٰيَاتُهُāyātuhuO'nun ayetleri
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اِيمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
innemā l-mu'minūne (e)lleƶīne iƶā ƶukira (a)llahu vecilet ḳulūbuhum ve iƶā tuliyet ǎleyhim āyātuhu zādethum īmānen ve ǎlā rabbihim yetevekkelūne
Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
Hud 11:1اٰيَاتُهُāyātuhuayetleri
الٓرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
Elif, Lâm, Râ kitābun uHkimet āyātuhu ṧumme fuSSilet min ledun Hakīmin ḣabīrin
(1-2) Elif Lam Ra. Bu Kur'an; ayetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. (De ki:) "Şüphesiz ben size O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."
Hac 22:52اٰيَاتِهِāyātihikendi ayetlerini
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin ve lā nebiyyin illā iƶā temennā elḳā ş-şeyTānu fī umniyyetihi fe yenseḣu (a)llahu mā yulḳī ş-şeyTānu ṧumme yuHkimu (a)llahu āyātihi ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nur 24:59اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
وَاِذَا بَلَغَ الْاَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve iƶā beleğa l-eTfālu minkumu l-Hulume fe l yeste'ƶinū ke mā ste'ƶene (e)lleƶīne min ḳablihim ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekum āyātihi ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Neml 27:93اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُرِيكُمْ اٰيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
ve ḳuli l-Hamdu li (a)llahi se yurīkum āyātihi fe teǎ'rifūnehā ve mā rabbuke bi ğāfilin ǎmmā teǎ'melūne
De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir."
Rum 30:20اٰيَاتِهِٓāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ
ve min āyātihi en ḣaleḳakum min turābin ṧumme iƶā entum beşerun tenteşirūne
Sizi topraktan yaratması, O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra bir de gördünüz ki siz beşer olmuş (çoğalıp) yayılıyorsunuz.
Rum 30:21اٰيَاتِهِٓāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ve min āyātihi en ḣaleḳa lekum min enfusikum ezvācen li teskunū ileyhā ve ceǎle beynekum meveddeten ve raHmeten inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yetefekkerūne
Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Rum 30:22اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ
ve min āyātihi ḣalḳu s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfu elsinetikum ve elvānikum inne fī ƶālike le āyātin li l-ǎālimīne
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.
Rum 30:23اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
ve min āyātihi menāmukum bi l-leyli ve n-nehāri ve btiğā'ukum min feDlihi inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yesmeǔne
Geceleyin uyumanız ve gündüzün O'nun lütfundan istemeniz de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
Rum 30:24اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيِ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve min āyātihi yurīkumu l-berḳa ḣavfen ve Tameǎn ve yunezzilu mine s-semāi māen fe yuHyī bihi l-erDe beǎ'de mevtihā inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Rum 30:25اٰيَاتِهِٓāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِهِ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ
ve min āyātihi en teḳūme s-semāu ve l-erDu bi emrihi ṧumme iƶā deǎākum deǎ'veten mine l-erDi iƶā entum teḣrucūne
Emriyle göğün ve yerin (kendi düzenlerinde) durması da O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Sonra sizi yerden (kalkmaya) bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki (dirilmiş olarak) çıkıyorsunuz.
Rum 30:46اٰيَاتِهِٓāyātihiO'nun ayetleri-
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
ve min āyātihi en yursile r-riyāHa mubeşşirātin ve li yuƶiyḳakum min raHmetihi ve li tecriye l-fulku bi emrihi ve li tebteğū min feDlihi ve leǎllekum teşkurūne
Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.
Lokman 31:31اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
e lem tera enne l-fulke tecrī fī l-baHri bi niǎ'meti (a)llahi li yuriyekum min āyātihi inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
Görmedin mi ki, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah, bunu ayetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır.
Sad 38:29اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اٰيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
kitābun enzelnāhu ileyke mubārakun li yeddebberū āyātihi ve li yeteƶekkera ūlū l-elbābi
Bu Kur'an, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
Mü'min 40:13اٰيَاتِهِāyātihiayetlerini
هُوَ الَّذِي يُرِيكُمْ اٰيَاتِهِ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ رِزْقًا وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُنِيبُ
huve elleƶī yurīkum āyātihi ve yunezzilu lekum mine s-semāi rizḳan ve mā yeteƶekkeru illā men yunību
O, size ayetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O'na yönelen, düşünüp ibret alır.
Mü'min 40:81اٰيَاتِهِۗāyātihiayetlerini
Fussilet 41:3اٰيَاتُهُāyātuhuayetleri
Fussilet 41:37اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetlerindendir
وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذِي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
ve min āyātihi l-leylu ve n-nehāru ve ş-şemsu ve l-ḳameru lā tescudū li ş-şemsi ve lā li l-ḳameri ve scudū li (a)llahi elleƶī ḣaleḳahunne in kuntum iyyāhu teǎ'budūne
Gece, gündüz, güneş ve ay Allah'ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.
Fussilet 41:39اٰيَاتِهِٓāyātihiO'nun ayetlerinden
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذِي اَحْيَاهَا لَمُحْيِ الْمَوْتٰى اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ve min āyātihi enneke terā l-erDe ḣāşiǎten fe iƶā enzelnā ǎleyhā l-māe htezzet ve rabet inne elleƶī eHyāhā le muHyī l-mevtā innehu ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
Fussilet 41:44اٰيَاتُهُāyātuhuonun ayetleri
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ ءَاَۭعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ
ve lev ceǎlnāhu ḳur'ānen eǎ'cemiyyen le ḳālū levlā fuSSilet āyātuhu e eǎ'cemiyyun ve ǎrabiyyun ḳul huve li(e)lleƶīne āmenū huden ve şifā'un ve(e)lleƶīne lā yu'minūne fī āƶānihim veḳrun ve huve ǎleyhim ǎmen ulāike yunādevne min mekānin beǐydin
Eğer biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi. De ki: "O, inananlar için bir hidayet ve şifadır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar)."
Şura 42:29اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetlerindendir
وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّةٍ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ
ve min āyātihi ḣalḳu s-semāvāti ve l-erDi ve mā beṧṧe fīhimā min dābbetin ve huve ǎlā cem'ǐhim iƶā yeşā'u ḳadīrun
Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O'nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
Şura 42:32اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetlerindendir
Cum'a 62:2اٰيَاتِهِāyātihiO'nun ayetlerini
هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْاُمِّيِّنَ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
huve elleƶī beǎṧe fī l-ummiyyīne rasūlen minhum yetlū ǎleyhim āyātihi ve yuzekkīhim ve yuǎllimuhumu l-kitābe ve l-Hikmete ve in kānū min ḳablu le fī Delālin mubīnin
O, ümmilere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.
الْاٰيَاتِ31 kez
Bakara 2:118الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْتِينَا اٰيَةٌ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
ve ḳāle (e)lleƶīne lā yeǎ'lemūne levlā yukellimunā (a)llahu ev te'tīnā āyetun ke ƶālike ḳāle (e)lleƶīne min ḳablihim miṧle ḳavlihim teşābehet ḳulūbuhum ḳad beyyennā l-āyāti li ḳavmin yūḳinūne
Bilmeyenler, "Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!" derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz ayetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık.
Bakara 2:219الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا اِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
yeselūneke ǎni l-ḣamri ve l-meysiri ḳul fīhimā iṧmun kebīrun ve menāfiǔ li n-nāsi ve iṧmuhumā ekberu min nef'ǐhimā ve yeselūneke māƶā yunfiḳūne ḳuli l-ǎfve ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahiri) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
Bakara 2:266الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
اَيَوَدُّ اَحَدُكُمْ اَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَاَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَاَصَابَهَٓا اِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
e yeveddu eHadukum en tekūne lehu cennetun min neḣīlin ve eǎ'nābin tecrī min teHtihā l-enhāru lehu fīhā min kulli ṧ-ṧemerāti ve eSābehu l-kiberu ve le hu ƶurriyyetun Duǎfā'u fe eSābehā iǎ'Sārun fīhi nārun fe Hteraḳat ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum tetefekkerūne
Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor.
Al-i İmran 3:58الْاٰيَاتِl-āyātiayetler-
Al-i İmran 3:118الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tetteḣiƶū biTāneten min dūnikum lā ye'lūnekum ḣabālen veddū mā ǎnittum ḳad bedeti l-beğDā'u min efvāhihim ve mā tuḣfī Sudūruhum ekberu ḳad beyyennā lekumu l-āyāti in kuntum teǎ'ḳilūne
Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size ayetleri açıkladık.
Maide 5:75الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَاُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ
mā l-mesīHu bnu meryeme illā rasūlun ḳad ḣalet min ḳablihi r-rusulu ve ummuhu Siddīḳatun kānā ye'kulāni T-Taǎāme unZur keyfe nubeyyinu lehumu l-āyāti ṧumme unZur ennā yu'fekūne
Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah olabilirler?) İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.
En'am 6:46الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَخَذَ اللّٰهُ سَمْعَكُمْ وَاَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
ḳul e raeytum in eḣaƶe (a)llahu sem'ǎkum ve ebSārakum ve ḣateme ǎlā ḳulūbikum men ilāhun ğayru (a)llahi ye'tīkum bihi unZur keyfe nuSarrifu l-āyāti ṧumme hum yeSdifūne
De ki: "Ne dersiniz, eğer Allah sizin kulağınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse, Allah'tan başka onu size (geri) getirecek ilah kimmiş?" Bak, biz ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz, sonra onlar nasıl yüz çeviriyorlar?
En'am 6:55الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
En'am 6:65الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلٰٓى اَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ اَوْ مِنْ تَحْتِ اَرْجُلِكُمْ اَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ اُنْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ
ḳul huve l-ḳādiru ǎlā en yeb'ǎṧe ǎleykum ǎƶāben min fevḳikum ev min teHti erculikum ev yelbisekum şiyeǎn ve yuƶīḳa beǎ'Dekum be'se beǎ'Din unZur keyfe nuSarrifu l-āyāti leǎllehum yefḳahūne
De ki: "O, size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir." Bak, anlasınlar diye, ayetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.
En'am 6:97الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
ve huve elleƶī ceǎle lekumu n-nucūme li tehtedū bihā fī Zulumāti l-berri ve l-baHri ḳad feSSalnā l-āyāti li ḳavmin yeǎ'lemūne
O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için ayetleri ayrı ayrı açıkladık.
En'am 6:98الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
وَهُوَ الَّذِي اَنْشَاَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ قَدْ فَصَّلْنَا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ
ve huve elleƶī enşeekum min nefsin vāHidetin fe musteḳarrun ve mustevdeǔn ḳad feSSalnā l-āyāti li ḳavmin yefḳahūne
O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için ayetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.
En'am 6:105الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
وَكَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
ve ke ƶālike nuSarrifu l-āyāti ve li yeḳūlū deraste ve li nubeyyinehu li ḳavmin yeǎ'lemūne
Onlar, "Sen iyi ders almışsın" desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur'an'ı) açıklayalım diye ayetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.
En'am 6:109الْاٰيَاتُl-āyātuMu'cizeler
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ اٰيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَمَا يُشْعِرُكُمْ اَنَّهَٓا اِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in cā'ethum āyetun le yu'minunne bihā ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve mā yuş'ǐrukum ennehā iƶā cā'et lā yu'minūne
Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"
En'am 6:126الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
A'raf 7:32الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللّٰهِ الَّتِي اَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِيَ لِلَّذِينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
ḳul men Harrame zīnete (a)llahi lletī eḣrace li ǐbādihi ve T-Tayyibāti mine r-rizḳi ḳul hiye li(e)lleƶīne āmenū fī l-Hayāti d-dunyā ḣāliSaten yevme l-ḳiyāmeti ke ƶālike nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yeǎ'lemūne
De ki: "Allah'ın, kulları için yarattığı zineti ve temiz rızkı kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında mü'minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için ayetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz."
A'raf 7:58الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِاِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ اِلَّا نَكِدًا كَذٰلِكَ نُصَرِّفُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ
ve l-beledu T-Tayyibu yeḣrucu nebātuhu bi iƶni rabbihi ve elleƶī ḣabuṧe lā yeḣrucu illā nekiden ke ƶālike nuSarrifu l-āyāti li ḳavmin yeşkurūne
(Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz ayetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.
A'raf 7:174الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
Tevbe 9:11الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
fe in tābū ve eḳāmū S-Salāte ve ātevu z-zekāte fe iḣvānukum fī d-dīni ve nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yeǎ'lemūne
Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
Yunus 10:5الْاٰيَاتِl-āyātiayetlerini
هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
huve elleƶī ceǎle ş-şemse Diyā'en ve l-ḳamera nūran ve ḳadderahu menāzile li teǎ'lemū ǎdede s-sinīne ve l-Hisābe mā ḣaleḳa (a)llahu ƶālike illā bi l-Haḳḳi yufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yeǎ'lemūne
O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, ayetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.
Yunus 10:24الْاٰيَاتِl-āyātiayetlerimizi
اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلًا اَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
innemā meṧelu l-Hayāti d-dunyā ke māin enzelnāhu mine s-semāi fe ḣteleTa bihi nebātu l-erDi mimmā ye'kulu n-nāsu ve l-'en'ǎāmu Hattā iƶā eḣaƶeti l-erDu zuḣrufehā ve zzeyyenet ve Zenne ehluhā ennehum ḳādirūne ǎleyhā etāhā emrunā leylen ev nehāran fe ceǎlnāhā HaSīden ke en lem teğne bi l-emsi ke ƶālike nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yetefekkerūne
Dünya hayatının hali, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hale getiririz. İşte düşünen bir toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
Yunus 10:101الْاٰيَاتُl-āyātuayetler
قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
ḳuli nZurū māƶā fī s-semāvāti ve l-erDi ve mā tuğnī l-āyātu ve n-nuƶuru ǎn ḳavmin lā yu'minūne
De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bir baksanıza." Fakat ayetler ve uyarılar, inanmayan bir topluma hiçbir fayda sağlamaz.
Yusuf 12:35الْاٰيَاتِl-āyātidelilleri
Ra'd 13:2الْاٰيَاتِl-āyātiayerleri
اَللّٰهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِاَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ
(a)llahu elleƶī rafeǎ s-semāvāti bi ğayri ǎmedin teravnehā ṧumme stevā ǎlā l-ǎrşi ve seḣḣara ş-şemse ve l-ḳamera kullun yecrī li ecelin musemmen yudebbiru l-emra yufeSSilu l-āyāti leǎllekum bi liḳā'i rabbikum tūḳinūne
Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş'a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, ayetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.
Nur 24:18الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri(ni)
Nur 24:58الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ مِنْ قَبْلِ صَلٰوةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلٰوةِ الْعِشَاءِ ثَلٰثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلٰى بَعْضٍ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū l yeste'ƶinkumu (e)lleƶīne meleket eymānukum ve(e)lleƶīne lem yebluğū l-Hulume minkum ṧelāṧe merrātin min ḳabli Salāti l-fecri ve Hīne teDeǔne ṧiyābekum mine Z-Zehīrati ve min beǎ'di Salāti l-ǐşā'i ṧelāṧu ǎvrātin lekum leyse ǎleykum ve lā ǎleyhim cunāHun beǎ'dehunne Tavvāfūne ǎleykum beǎ'Dukum ǎlā beǎ'Din ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz buluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, ayetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Nur 24:61الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
لَيْسَ عَلَى الْاَعْمٰى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اٰبَٓائِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اُمَّهَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اِخْوَانِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخَوَاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَعْمَامِكُمْ اَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ اَوْ بُيُوتِ اَخْوَالِكُمْ اَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ اَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُ اَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَأْكُلُوا جَمِيعًا اَوْ اَشْتَاتًا فَاِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ تَحِيَّةً مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
leyse ǎlā l-eǎ'mā Haracun ve lā ǎlā l-eǎ'raci Haracun ve lā ǎlā l-merīDi Haracun ve lā ǎlā enfusikum en te'kulū min buyūtikum ev buyūti ābāikum ev buyūti ummehātikum ev buyūti iḣvānikum ev buyūti eḣavātikum ev buyūti eǎ'māmikum ev buyūti ǎmmātikum ev buyūti eḣvālikum ev buyūti ḣālātikum ev mā melektum mefātiHahu ev Sadīḳikum leyse ǎleykum cunāHun en te'kulū cemīǎn ev eştāten fe iƶā deḣaltum buyūten fe sellimū ǎlā enfusikum teHiyyeten min ǐndi (a)llahi mubāraketen Tayyibeten ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekumu l-āyāti leǎllekum teǎ'ḳilūne
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz evlerde ya da dostlarınızın evlerinde yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Bir arada veya ayrı ayrı olarak yemek yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye ayetleri size böyle açıklar.
Ankebut 29:50الْاٰيَاتُl-āyātuayetler (mu'cizeler)
وَقَالُوا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَاتٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذِيرٌ مُبِينٌ
ve ḳālū levlā unzile ǎleyhi āyātun min rabbihi ḳul innemā l-āyātu ǐnde (a)llahi ve innemā enā neƶīrun mubīnun
Dediler ki: "Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!" De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Rum 30:28الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَاءَ فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ فِيهِ سَوَاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Derabe lekum meṧelen min enfusikum hel lekum min mā meleket eymānukum min şurakā'e fī mā razeḳnākum fe entum fīhi sevā'un teḣāfūnehum ke ḣīfetikum enfusekum ke ƶālike nufeSSilu l-āyāti li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
Duhan 44:33الْاٰيَاتِl-āyātiayetler-
Ahkaf 46:27الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
Hadid 57:17الْاٰيَاتِl-āyātiayetleri
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
ǎ'lemū enne (a)llahe yuHyī l-erDe beǎ'de mevtihā ḳad beyyennā lekumu l-āyāti leǎllekum teǎ'ḳilūne
Bilin ki Allah, yeryüzünü ölümünden sonra diriltmektedir. Düşünesiniz diye gerçekten, size ayetleri açıkladık.
لَاٰيَاتٍ29 kez
Bakara 2:164لَاٰيَاتٍle āyātinelbette deliller vardır
اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
inne fī ḣalḳi s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri ve l-fulki lletī tecrī fī l-baHri bimā yenfeǔ n-nāse ve mā enzele (a)llahu mine s-semāi min māin fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā ve beṧṧe fīhā min kulli dābbetin ve teSrīfi r-riyāHi ve s-seHābi l-museḣḣari beyne s-semāi ve l-erDi le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah'ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.
Al-i İmran 3:190لَاٰيَاتٍle āyātinibretler vardır
اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
inne fī ḣalḳi s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri le āyātin li ūlī l-elbābi
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
En'am 6:99لَاٰيَاتٍle āyātinçok ibret vardır
وَهُوَ الَّذِي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَاَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ اَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ اُنْظُرُٓوا اِلٰى ثَمَرِهِ اِذَٓا اَثْمَرَ وَيَنْعِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكُمْ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve huve elleƶī enzele mine s-semāi māen fe eḣracnā bihi nebāte kulli şey'in fe eḣracnā minhu ḣaDiran nuḣricu minhu Habben muterākiben ve mine n-naḣli min Tal'ǐhā ḳinvānun dāniyetun ve cennātin min eǎ'nābin ve z-zeytūne ve r-rummāne muştebihen ve ğayra muteşābihin nZurū ilā ṧemerihi iƶā eṧmera ve yen'ǐhi inne fī ƶālikum le āyātin li ḳavmin yu'minūne
O, gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah'ın varlığını gösteren) ibretler vardır.
Yunus 10:6لَاٰيَاتٍle āyātinayetler vardır
اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ
inne fī ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri ve mā ḣaleḳa (a)llahu fī s-semāvāti ve l-erDi le āyātin li ḳavmin yetteḳūne
Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah'a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.
Yunus 10:67لَاٰيَاتٍle āyātinayetler vardır
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
huve elleƶī ceǎle lekumu l-leyle li teskunū fīhi ve n-nehāra mubSiran inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yesmeǔne
O, içinde dinlenesiniz diye geceyi sizin için (karanlık); gündüzü ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
Ra'd 13:3لَاٰيَاتٍle āyātinayetler vardır
وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَارًا وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ve huve elleƶī medde l-erDe ve ceǎle fīhā ravāsiye ve enhāran ve min kulli ṧ-ṧemerāti ceǎle fīhā zevceyni ṧneyni yuğşī l-leyle n-nehāra inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yetefekkerūne
O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.
Ra'd 13:4لَاٰيَاتٍle āyātinayetler vardır
وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve fī l-erDi ḳiTaǔn mutecāvirātun ve cennātun min eǎ'nābin ve zer'ǔn ve neḣīlun Sinvānun ve ğayru Sinvānin yusḳā bi māin vāHidin ve nufeDDilu beǎ'Dehā ǎlā beǎ'Din fī l-ukuli inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.
İbrahim 14:5لَاٰيَاتٍle āyātinayetler vardır
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
ve leḳad erselnā mūsā bi āyātinā en eḣric ḳavmeke mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve ƶekkirhum bi eyyāmi (a)llahi inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
Andolsun, Musa'yı da, "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Hicr 15:75لَاٰيَاتٍle āyātinibretler vardır
Nahl 16:12لَاٰيَاتٍle āyātinibretler vardır
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve seḣḣara lekumu l-leyle ve n-nehāra ve ş-şemse ve l-ḳamera ve n-nucūmu museḣḣarātun bi emrihi inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.
Nahl 16:79لَاٰيَاتٍle āyātinayetler
اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِي جَوِّ السَّمَاءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
e lem yerav ilā T-Tayri museḣḣarātin fī cevvi s-semāi mā yumsikuhunne illā (a)llahu inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne
Gökyüzünde Allah'ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
Ta-Ha 20:54لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
Ta-Ha 20:128لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى
e fe lem yehdi lehum kem ehleknā ḳablehum mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin li ūlī n-nuhā
Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
Mü'minun 23:30لَاٰيَاتٍle āyātinnice ibretler
Neml 27:86لَاٰيَاتٍle āyātinayetler
اَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا الَّيْلَ لِيَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
e lem yerav ennā ceǎlnā l-leyle li yeskunū fīhi ve n-nehāra mubSiran inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne
Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (Allah varlığını gösteren) deliller vardır.
Ankebut 29:24لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū ḳtulūhu ev Harriḳūhu fe encāhu (a)llahu mine n-nāri inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne
(İbrahim'in) kavminin cevabı, "Onu öldürün veya yakın" demekten ibaret oldu. Allah da onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
Rum 30:21لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ve min āyātihi en ḣaleḳa lekum min enfusikum ezvācen li teskunū ileyhā ve ceǎle beynekum meveddeten ve raHmeten inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yetefekkerūne
Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Rum 30:22لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ
ve min āyātihi ḣalḳu s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfu elsinetikum ve elvānikum inne fī ƶālike le āyātin li l-ǎālimīne
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.
Rum 30:23لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
وَمِنْ اٰيَاتِهِ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
ve min āyātihi menāmukum bi l-leyli ve n-nehāri ve btiğā'ukum min feDlihi inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yesmeǔne
Geceleyin uyumanız ve gündüzün O'nun lütfundan istemeniz de O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.
Rum 30:24لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
وَمِنْ اٰيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَيُحْيِ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve min āyātihi yurīkumu l-berḳa ḣavfen ve Tameǎn ve yunezzilu mine s-semāi māen fe yuHyī bihi l-erDe beǎ'de mevtihā inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O'nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Rum 30:37لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
e ve lem yerav enne (a)llahe yebsuTu r-rizḳa li men yeşā'u ve yeḳdiru inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne
Allah'ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Lokman 31:31لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اَلَمْ تَرَ اَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللّٰهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ اٰيَاتِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
e lem tera enne l-fulke tecrī fī l-baHri bi niǎ'meti (a)llahi li yuriyekum min āyātihi inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
Görmedin mi ki, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Allah, bunu ayetlerinden bir kısmını size göstermek için yapmaktadır. Şüphesiz ki bunda hakkıyla sabreden, hakkıyla şükreden herkes için ibretler vardır.
Secde 32:26لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ اَفَلَا يَسْمَعُونَ
e ve lem yehdi lehum kem ehleknā min ḳablihim mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin e fe lā yesmeǔne
Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Hala duymayacaklar mı?
Sebe 34:19لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
fe ḳālū rabbenā bāǐd beyne esfārinā ve Zelemū enfusehum fe ceǎlnāhum eHādīṧe ve mezzeḳnāhum kulle mumezzeḳin inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
Onlar ise, "Ey Rabbimiz! Yolculuğumuzun konakları arasını uzaklaştır" dediler ve kendilerine zulmettiler. Biz de onları ibret kıssalarına çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Zümer 39:42لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اَللّٰهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضٰى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْاُخْرٰٓى اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
(a)llahu yeteveffā l-enfuse Hīne mevtihā ve lletī lem temut fī menāmihā fe yumsiku lletī ḳaDā ǎleyhā l-mevte ve yursilu l-uḣrā ilā ecelin musemmen inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yetefekkerūne
Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Zümer 39:52لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اَوَلَمْ يَعْلَمُوا اَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
e ve lem yeǎ'lemū enne (a)llahe yebsuTu r-rizḳa li men yeşā'u ve yeḳdiru inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yu'minūne
Bilmediler mi ki, Allah rızkı dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Şura 42:33لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
اِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلٰى ظَهْرِهِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
in yeşe' yuskini r-rīHa fe yeZlelne ravākide ǎlā Zehrihi inne fī ƶālike le āyātin li kulli Sabbārin şekūrin
O, dilerse rüzgarı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Casiye 45:3لَاٰيَاتٍle āyātinibretler vardır
Casiye 45:13لَاٰيَاتٍle āyātinibretler
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ve seḣḣara lekum mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi cemīǎn minhu inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yetefekkerūne
Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
لَاٰيَةً20 kez
Bakara 2:248لَاٰيَةًle āyetenkesin bir alamet vardır
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِهِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve ḳāle lehum nebiyyuhum inne āyete mulkihi en ye'tiyekumu t-tābūtu fīhi sekīnetun min rabbikum ve beḳiyyetun mimmā terake ālu mūsā ve ālu hārūne teHmiluhu l-melāiketu inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."
Al-i İmran 3:49لَاٰيَةًle āyetenbir ibret vardır
وَرَسُولًا اِلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ اَنِّٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve rasūlen ilā benī isrāīle ennī ḳad ci'tukum bi āyetin min rabbikum ennī eḣluḳu lekum mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri fe enfuḣu fīhi fe yekūnu Tayran bi iƶni (a)llahi ve ubriu l-ekmehe ve l-ebraSa ve uHyī l-mevtā bi iƶni (a)llahi ve unebbiukum bimā te'kulūne ve mā teddeḣirūne fī buyūtikum inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne
Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."
Hud 11:103لَاٰيَةًle āyetenibret
اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ الْاٰخِرَةِ ذٰلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذٰلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ
inne fī ƶālike le āyeten li men ḣāfe ǎƶābe l-āḣirati ƶālike yevmun mecmūǔn lehu n-nāsu ve ƶālike yevmun meşhūdun
Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların (hesap ve ceza için) toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.
Hicr 15:77لَاٰيَةًle āyetenbir ibret vardır
Nahl 16:11لَاٰيَةًle āyetenibret vardır
يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
yunbitu lekum bihi z-zer'ǎ ve z-zeytūne ve n-neḣīle ve l-'eǎ'nābe ve min kulli ṧ-ṧemerāti inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yetefekkerūne
Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.
Nahl 16:13لَاٰيَةًle āyetenibret vardır
وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
ve mā ƶerae lekum fī l-erDi muḣtelifen elvānuhu inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yeƶƶekkerūne
Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.
Nahl 16:65لَاٰيَةًle āyetenelbette ibret(ler)
وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
ve(a)llahu enzele mine s-semāi māen fe eHyā bihi l-erDe beǎ'de mevtihā inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yesmeǔne
Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.
Nahl 16:67لَاٰيَةًle āyetenelbette ibret(ler)
وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
ve min ṧemerāti n-neḣīli ve l-eǎ'nābi tetteḣiƶūne minhu sekeran ve rizḳan Hasenen inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yeǎ'ḳilūne
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.
Nahl 16:69لَاٰيَةًle āyetenelbette bir ibret
ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
ṧumme kulī min kulli ṧ-ṧemerāti fe slukī subule rabbiki ƶululen yeḣrucu min buTūnihā şerābun muḣtelifun elvānuhu fīhi şifā'un li n-nāsi inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yetefekkerūne
"Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.
Şuara 26:8لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Şuara 26:67لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Şuara 26:103لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Şuara 26:121لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Şuara 26:139لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ
fe keƶƶebūhu fe ehleknāhum inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne
Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Şuara 26:158لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Şuara 26:174لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Şuara 26:190لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Neml 27:52لَاٰيَةًle āyetenibret
Ankebut 29:44لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
Sebe 34:9لَاٰيَةًle āyetenbir ibret
اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْاَرْضِ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِنَ السَّمَاءِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ
e fe lem yerav ilā mā beyne eydīhim ve mā ḣalfehum mine s-semāi ve l-erDi in neşe' neḣsif bihimu l-erDe ev nusḳiT ǎleyhim kisefen mine s-semāi inne fī ƶālike le āyeten li kulli ǎbdin munībin
Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.
بِاٰيَةٍ12 kez
Al-i İmran 3:49بِاٰيَةٍbi āyetinbir mu'cize
وَرَسُولًا اِلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ اَنِّٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve rasūlen ilā benī isrāīle ennī ḳad ci'tukum bi āyetin min rabbikum ennī eḣluḳu lekum mine T-Tīni ke hey'eti T-Tayri fe enfuḣu fīhi fe yekūnu Tayran bi iƶni (a)llahi ve ubriu l-ekmehe ve l-ebraSa ve uHyī l-mevtā bi iƶni (a)llahi ve unebbiukum bimā te'kulūne ve mā teddeḣirūne fī buyūtikum inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne
Allah, onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır."
Al-i İmran 3:50بِاٰيَةٍbi āyetinbir mu'cize
وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَلِاُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُونِ
ve muSaddiḳan li mā beyne yedeyye mine t-tevrāti ve li uHille lekum beǎ'De elleƶī Hurrime ǎleykum ve ci'tukum bi āyetin min rabbikum fe tteḳū (a)llahe ve eTīǔni
"Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
En'am 6:35بِاٰيَةٍbi āyetinbir mu'cize
وَاِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ اِعْرَاضُهُمْ فَاِنِ اسْتَطَعْتَ اَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْاَرْضِ اَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِاٰيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدٰى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ
ve in kāne kebura ǎleyke iǎ'rāDuhum fe ini steTaǎ'te en tebteğiye nefeḳan fī l-erDi ev sullemen fī s-semāi fe te'tiyehum bi āyetin ve lev şā'e (a)llahu le cemeǎhum ǎlā l-hudā fe lā tekūnenne mine l-cāhilīne
Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde, sakın cahillerden olma.
A'raf 7:106بِاٰيَةٍbi āyetinbir ayet
A'raf 7:203بِاٰيَةٍbi āyetinbir ayet
وَاِذَا لَمْ تَأْتِهِمْ بِاٰيَةٍ قَالُوا لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَا قُلْ اِنَّمَٓا اَتَّبِعُ مَا يُوحٰٓى اِلَيَّ مِنْ رَبِّي هٰذَا بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
ve iƶā lem te'tihim bi āyetin ḳālū levlā ctebeytehā ḳul innemā ettebiǔ mā yūHā ileyye min rabbī hāƶā beSāiru min rabbikum ve huden ve raHmetun li ḳavmin yu'minūne
(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir ayet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: "Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya." De ki: "Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur'an ayetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir."
Ra'd 13:38بِاٰيَةٍbi āyetinbir ayet
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ
ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike ve ceǎlnā lehum ezvācen ve ƶurriyyeten ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi li kulli ecelin kitābun
Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.
Ta-Ha 20:47بِاٰيَةٍbi āyetinbir ayet
فَأْتِيَاهُ فَقُولَا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى
fe 'tiyāhu fe ḳūlā innā rasūlā rabbike fe ersil meǎnā benī isrāīle ve lā tuǎƶƶibhum ḳad ci'nāke bi āyetin min rabbike ve s-selāmu ǎlā meni ttebeǎ l-hudā
"Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.' "
Ta-Ha 20:133بِاٰيَةٍbi āyetinbir ayet (mu'cize)
وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتِينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّهِ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُولٰى
ve ḳālū levlā ye'tīnā bi āyetin min rabbihi e ve lem te'tihim beyyinetu mā fī S-SuHufi l-ūlā
İnanmayanlar, "Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!" dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur'an) onlara gelmedi mi?
Enbiya 21:5بِاٰيَةٍbi āyetinbir mu'cize
بَلْ قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ
bel ḳālū eDğāṧu eHlāmin beli fterāhu bel huve şāǐrun fe l ye'tinā bi āyetin ke mā ursile l-evvelūne
Onlar, "Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
Şuara 26:154بِاٰيَةٍbi āyetinbir mu'cize
Rum 30:58بِاٰيَةٍbi āyetinbir ayet
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ فِي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَلَئِنْ جِئْتَهُمْ بِاٰيَةٍ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا مُبْطِلُونَ
ve leḳad Derabnā li n-nāsi fī hāƶā l-ḳurāni min kulli meṧelin ve le in ci'tehum bi āyetin le yeḳūlenne (e)lleƶīne keferū in entum illā mubTilūne
Andolsun, biz bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik. Andolsun, eğer sen onlara bir ayet getirsen, inkar edenler mutlaka, "Siz ancak asılsız şeyler uyduranlarsınız" derler.
Mü'min 40:78بِاٰيَةٍbi āyetinbir mu'cize
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ مِنْهُمْ مَنْ قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ لَمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ فَاِذَا جَاءَ اَمْرُ اللّٰهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ
ve leḳad erselnā rusulen min ḳablike minhum men ḳaSaSnā ǎleyke ve minhum men lem neḳSuS ǎleyke ve mā kāne li rasūlin en ye'tiye bi āyetin illā bi iƶni (a)llahi fe iƶā cā'e emru (a)llahi ḳuDiye bi l-Haḳḳi ve ḣasira hunālike l-mubTilūne
Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.
اٰيَاتِي10 kez
En'am 6:130اٰيَاتِيāyātīayetlerimi
يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِي وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلٰٓى اَنْفُسِنَا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
yā meǎ'şera l-cinni ve l-insi e lem ye'tikum rusulun minkum yeḳuSSūne ǎleykum āyātī ve yunƶirūnekum liḳā'e yevmikum hāƶā ḳālū şehidnā ǎlā enfusinā ve ğarrathumu l-Hayātu d-dunyā ve şehidū ǎlā enfusihim ennehum kānū kāfirīne
(O gün Allah, şöyle diyecektir:) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağı hakkında sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" Onlar şöyle diyecekler: "Biz kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
A'raf 7:35اٰيَاتِيāyātīayetlerimi
يَابَنِي اٰدَمَ اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِي فَمَنِ اتَّقٰى وَاَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
yā benī ādeme immā ye'tiyennekum rusulun minkum yeḳuSSūne ǎleykum āyātī fe meni tteḳā ve eSleHa fe lā ḣavfun ǎleyhim ve lā hum yeHzenūne
Ey Ademoğulları! İçinizden size benim ayetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah'a karşı gelmekten sakınır ve halini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.
A'raf 7:146اٰيَاتِيَāyātiyeayetlerim-
سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا وَاِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَاِنْ يَرَوْا سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلِينَ
se eSrifu ǎn āyātiye (e)lleƶīne yetekebberūne fī l-erDi bi ğayri l-Haḳḳi ve in yerav kulle āyetin lā yu'minū bihā ve in yerav sebīle r-ruşdi lā yetteḣiƶūhu sebīlen ve in yerav sebīle l-ğayyi yetteḣiƶūhu sebīlen ƶālike bi ennehum keƶƶebū bi āyātinā ve kānū ǎnhā ğāfilīne
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.
Kehf 18:56اٰيَاتِيāyātīayetlerimi
وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ اِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَيُجَادِلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُوا اٰيَاتِي وَمَا اُنْذِرُوا هُزُوًا
ve mā nursilu l-murselīne illā mubeşşirīne ve munƶirīne ve yucādilu (e)lleƶīne keferū bi l-bāTili li yudHiDū bihi l-Haḳḳa ve tteḣaƶū āyātī ve mā unƶirū huzuven
Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenler ise, hakkı batılla çürütmek için mücadele ederler. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.
Kehf 18:106اٰيَاتِيāyātīayetlerimi
Enbiya 21:37اٰيَاتِيāyātīayetlerimi
Mü'minun 23:66اٰيَاتِيāyātīayetlerim
Mü'minun 23:105اٰيَاتِيāyātīayetlerim
Zümer 39:59اٰيَاتِيāyātīayetlerim
بَلٰى قَدْ جَاءَتْكَ اٰيَاتِي فَكَذَّبْتَ بِهَا وَاسْتَكْبَرْتَ وَكُنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ
belā ḳad cā'etke āyātī fe keƶƶebte bihā ve stekberte ve kunte mine l-kāfirīne
(Allah, şöyle diyecek:) "Hayır, öyle değil! Ayetlerim sana geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkarcılardan oldun."
Casiye 45:31اٰيَاتِيāyātīayetlerim
وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا اَفَلَمْ تَكُنْ اٰيَاتِي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِمِينَ
ve emmā (e)lleƶīne keferū e fe lem tekun āyātī tutlā ǎleykum fe stekbertum ve kuntum ḳavmen mucrimīne
İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: "Ayetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?"
بِاٰيَاتِي4 kez
Bakara 2:41بِاٰيَاتِيbi āyātībenim ayetlerimi
وَاٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ
ve āminū bimā enzeltu muSaddiḳan li mā meǎkum ve lā tekūnū evvele kāfirin bihi ve lā teşterū bi āyātī ṧemenen ḳalīlen ve iyyāye fe tteḳūni
Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
Maide 5:44بِاٰيَاتِيbi āyātībenim ayetlerimi
اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ اَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
innā enzelnā t-tevrāte fīhā huden ve nūrun yeHkumu bihā n-nebiyyūne (e)lleƶīne eslemū li(e)lleƶīne hādū ve r-rabbāniyyūne ve l-'eHbāru bimā stuHfiZū min kitābi (a)llahi ve kānū ǎleyhi şuhedā'e fe lā teḣşevu n-nāse ve ḣşevni ve lā teşterū bi āyātī ṧemenen ḳalīlen ve men lem yeHkum bimā enzele (a)llahu fe ulāike humu l-kāfirūne
Şüphesiz Tevrat'ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah'a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb'e adamış kimseler ile alimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat'ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu halde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir.
Ta-Ha 20:42بِاٰيَاتِيbi āyātīayetlerimi
Neml 27:84بِاٰيَاتِيbi āyātīayetlerimi
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫ قَالَ اَكَذَّبْتُمْ بِاٰيَاتِي وَلَمْ تُحِيطُوا بِهَا عِلْمًا اَمَّاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Hattā iƶā cā'ū ḳāle e keƶƶebtum bi āyātī ve lem tuHīTū bihā ǐlmen emmāƶā kuntum teǎ'melūne
Hesap yerine geldiklerinde Allah şöyle der: "Siz benim ayetlerimi, onları ilmen kavramamışken yalanladınız öyle mi? Yoksa ne yapıyordunuz ki?!"
وَاٰيَةً4 kez
Maide 5:114وَاٰيَةًve āyetenve bir mu'cize (olsun)
قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
ḳāle ǐysā bnu meryeme (a)llahumme rabbenā enzil ǎleynā māideten mine s-semāi tekūnu lenā ǐyden li evvelinā ve āḣirinā ve āyeten minke ve rzuḳnā ve ente ḣayru r-rāziḳīne
Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.
Yasin 36:33وَاٰيَةٌve āyetunve bir ayettir
Yasin 36:37وَاٰيَةٌve āyetunve bir ayettir
Yasin 36:41وَاٰيَةٌve āyetunve bir ayet
بِاٰيَاتِهِ4 kez
En'am 6:21بِاٰيَاتِهِbi āyātihiO'nun ayetlerini
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
ve men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev keƶƶebe bi āyātihi innehu lā yufliHu Z-Zālimūne
Kim Allah'a karşı yalan uydurandan, ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.
En'am 6:118بِاٰيَاتِهِbi āyātihiO'nun ayetlerine
A'raf 7:37بِاٰيَاتِهِbi āyātihiO'nun ayetlerini
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهِ اُو۬لٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتّٰٓى اِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ اَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
fe men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev keƶƶebe bi āyātihi ulāike yenāluhum neSībuhum mine l-kitābi Hattā iƶā cā'ethum rusulunā yeteveffevnehum ḳālū eyne mā kuntum ted'ǔne min dūni (a)llahi ḳālū Dellū ǎnnā ve şehidū ǎlā enfusihim ennehum kānū kāfirīne
Kim, Allah'a karşı yalan uyduran veya O'nun ayetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, "Hani Allah'ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?" derler. Onlar da, "Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular" derler ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
Yunus 10:17بِاٰيَاتِهِbi āyātihiO'nun ayetlerini
فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ
fe men eZlemu mimmeni fterā ǎlā (a)llahi keƶiben ev keƶƶebe bi āyātihi innehu lā yufliHu l-mucrimūne
Artık, Allah'a karşı yalan uydurandan veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.
اٰيَاتِكَ3 kez
Bakara 2:129اٰيَاتِكَāyātikesenin ayetlerini
رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
rabbenā ve b'ǎṧ fīhim rasūlen minhum yetlū ǎleyhim āyātike ve yuǎllimuhumu l-kitābe ve l-Hikmete ve yuzekkīhim inneke ente l-ǎzīzu l-Hakīmu
"Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder; onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları her kötülükten arındırsın. Şüphesiz, sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."
Ta-Ha 20:134اٰيَاتِكَāyātikesenin ayetlerine
وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى
ve lev ennā ehleknāhum bi ǎƶābin min ḳablihi le ḳālū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike min ḳabli en neƶille ve neḣzā
Eğer biz onları o Kur'an'dan önce bir azap ile helak etseydik mutlaka, "Ey Rabbimiz! Keşke bize bir peygamber gönderseydin de alçalıp rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık" derlerdi.
Kasas 28:47اٰيَاتِكَāyātikeayetlerine
وَلَوْلَا اَنْ تُصِيبَهُمْ مُصِيبَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَيَقُولُوا رَبَّنَا لَوْلَا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
ve levlā en tuSībehum muSībetun bimā ḳaddemet eydīhim fe yeḳūlū rabbenā levlā erselte ileynā rasūlen fe nettebiǎ āyātike ve nekūne mine l-mu'minīne
Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, "Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.
اٰيَتُكَ2 kez
Al-i İmran 3:41اٰيَتُكَāyetukesenin alametin
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ
ḳāle rabbi c'ǎl lī āyeten ḳāle āyetuke ellā tukellime n-nāse ṧelāṧete eyyāmin illā ramzen ve ƶkur rabbeke keṧīran ve sebbiH bi l-ǎşiyyi ve l-ibkāri
Zekeriya, "Rabbim! (çocuğum olacağına dair) bana bir alamet ver" dedi. Allah da şöyle dedi: "Senin için alamet, insanlarla üç gün konuşamaman, ancak işaretleşebilmendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et."
Meryem 19:10اٰيَتُكَāyetukesenin işaretin
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي اٰيَةً قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
ḳāle rabbi c'ǎl lī āyeten ḳāle āyetuke ellā tukellime n-nāse ṧelāṧe leyālin seviyyen
Zekeriyya, "Rabbim, öyleyse bana (çocuğumun olacağına) bir işaret ver", dedi. Allah da, "Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde insanlarla (üç gün) üç gece konuşamamandır" dedi.
وَاٰيَاتِهِ2 kez
Tevbe 9:65وَاٰيَاتِهِve āyātihive O'nun ayetleriyle
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ
ve le in seeltehum le yeḳūlunne innemā kunnā neḣūDu ve nel'ǎbu ḳul e bi(a)llahi ve āyātihi ve rasūlihi kuntum testehziūne
Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, "Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk", derler. De ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"
Casiye 45:6وَاٰيَاتِهِve āyātihive O'nun ayetlerinden
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِاَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ
tilke āyātu (a)llahi netlūhā ǎleyke bi l-Haḳḳi fe bi eyyi Hadīṧin beǎ'de (a)llahi ve āyātihi yu'minūne
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
بِالْاٰيَاتِ2 kez
İsra 17:59بِالْاٰيَاتِbi l-āyātiayetler (mu'cizeler)
وَمَا مَنَعَنَا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْوِيفًا
ve mā meneǎnā en nursile bi l-āyāti illā en keƶƶebe bihā l-evvelūne ve āteynā ṧemūde n-nāḳate mubSiraten fe Zelemū bihā ve mā nursilu bi l-āyāti illā teḣvīfen
Bizi, (Kureyş'in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semud kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
İsra 17:59بِالْاٰيَاتِbi l-āyātimu'cizeleri
وَمَا مَنَعَنَا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْوِيفًا
ve mā meneǎnā en nursile bi l-āyāti illā en keƶƶebe bihā l-evvelūne ve āteynā ṧemūde n-nāḳate mubSiraten fe Zelemū bihā ve mā nursilu bi l-āyāti illā teḣvīfen
Bizi, (Kureyş'in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semud kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
اٰيَتَيْنِ1 kez
İsra 17:12اٰيَتَيْنِāyeteyniiki ayet
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْنَا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلًا
ve ceǎlnā l-leyle ve n-nehāra āyeteyni fe meHavnā āyete l-leyli ve ceǎlnā āyete n-nehāri mubSiraten li tebteğū feDlen min rabbikum ve li teǎ'lemū ǎdede s-sinīne ve l-Hisābe ve kulle şey'in feSSalnāhu tefSīlen
Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.