← Sureler

Mushaf — 311. Sayfa

‹
/ 604
›
19. Meryem Suresi

Ayetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü?

اَفَرَاَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا

e fe raeyte elleƶī kefera bi āyātinā ve ḳāle le ūteyenne mālen ve veleden

Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahman'dan bir söz mü almış?

اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًا

e TTaleǎ l-ğaybe emi tteḣaƶe ǐnde r-raHmāni ǎhden

Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!

كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا

kellā se nektubu mā yeḳūlu ve nemuddu lehu mine l-ǎƶābi medden

Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا

ve neriṧuhu mā yeḳūlu ve ye'tīnā ferden

Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا

ve tteḣaƶū min dūni (a)llahi āliheten li yekūnū lehum ǐzzen

Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.

كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا

kellā se yekfurūne bi ǐbādetihim ve yekūnūne ǎleyhim Didden

Kafirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّا

e lem tera ennā erselnā ş-şeyāTīne ǎlā l-kāfirīne te'uzzuhum ezzen

Ey Muhammed! Şu halde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا

fe lā teǎ'cel ǎleyhim innemā neǔddu lehum ǎdden

(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahman'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْدًا وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْدًا

yevme neHşuru l-mutteḳīne ilā r-raHmāni vefden / ve nesūḳu l-mucrimīne ilā cehenneme virden

Rahman'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْدًا

lā yemlikūne ş-şefāǎte illā meni tteḣaƶe ǐnde r-raHmāni ǎhden

Onlar, "Rahman, bir çocuk edindi" dediler.

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَدًا

ve ḳālū tteḣaƶe r-raHmānu veleden

Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا اِدًّا

le ḳad ci'tum şey'en idden

(90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَدًا

tekādu s-semāvātu yetefeTTarne minhu ve tenşeḳḳu l-erDu ve teḣirru l-cibālu hedden / en deǎv li r-raHmāni veleden

Halbuki Rahman'a bir çocuk edinmek yakışmaz.

وَمَا يَنْبَغِي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا

ve mā yenbeğī li r-raHmāni en yetteḣiƶe veleden

Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْدًا

in kullu men fī s-semāvāti ve l-erDi illā ātī r-raHmāni ǎbden

Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا

le ḳad eHSāhum ve ǎddehum ǎdden

Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

وَكُلُّهُمْ اٰتِيهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا

ve kulluhum ātīhi yevme l-ḳiyāmeti ferden