İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُدًّا
inne (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti se yec'ǎlu lehumu r-raHmānu vudden
Ey Muhammed! Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنْذِرَ بِهِ قَوْمًا لُدًّا
fe innemā yessernāhu bi lisānike li tubeşşira bihi l-mutteḳīne ve tunƶira bihi ḳavmen ludden
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا
ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hel tuHissu minhum min eHadin ev tesmeǔ lehum rikzen
Ta Ha.
طٰهٰ
Th
(2-3) (Ey Muhammed!) Biz, Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah'ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.
مَا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰى اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰى
mā enzelnā ǎleyke l-ḳurāne li teşḳā / illā teƶkiraten li men yeḣşā
(O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir.
تَنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰى
tenzīlen mimmen ḣaleḳa l-erDe ve s-semāvāti l-ǔlā
Rahman, Arş'a kurulmuştur.
اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى
r-raHmānu ǎlā l-ǎrşi stevā
Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O'nundur.
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى
lehu mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi ve mā beynehumā ve mā teHte ṧ-ṧerā
Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى
ve in techer bi l-ḳavli fe innehu yeǎ'lemu s-sirra ve eḣfā
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O'nundur.
اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
(a)llahu lā ilāhe illā huve lehu l-esmā'u l-Husnā
Musa'nın haberi sana ulaştı mı?
وَهَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ مُوسٰى
ve hel etāke Hadīṧu mūsā
Hani bir ateş görmüştü de ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum" demişti.
اِذْ رَاٰ نَارًا فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُوا اِنِّٓي اٰنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي اٰتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
iƶ raā nāran fe ḳāle li ehlihi mkuṧū innī ānestu nāran leǎllī ātīkum minhā bi ḳabesin ev ecidu ǎlā n-nāri huden
Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: "Ey Musa!"
فَلَمَّا اَتٰيهَا نُودِيَ يَامُوسَىٰ
fe lemmā etāhā nūdiye yā mūsā
"Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva'dasın."
اِنِّٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
innī enā rabbuke fe ḣleǎ' neǎ'leyke inneke bi l-vādi l-muḳaddesi Tuven