"Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle."
وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى
ve enā ḣtertuke fe stemiǎ' li mā yūHā
"Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."
اِنَّنِٓي اَنَا اللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْنِي وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْرِي
innenī enā (a)llahu lā ilāhe illā enā fe ǎ'budnī ve eḳimi S-Salāte li ƶikrī
"Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim."
اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْفِيهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى
inne s-sāǎte ātiyetun ekādu uḣfīhā li tuczā kullu nefsin bimā tes'ǎā
"Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helak olursun!"
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى
fe lā yeSuddenneke ǎnhā men lā yu'minu bihā ve ttebeǎ hevāhu fe terdā
"Şu sağ elindeki nedir ey Musa?"
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَىٰ
ve mā tilke bi yemīnike yā mūsā
Musa dedi ki: "O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm."
قَالَ هِيَ عَصَايَ اَتَوَكَّؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى
ḳāle hiye ǎSāye etevekkeu ǎleyhā ve ehuşşu bihā ǎlā ğanemī ve li ye fīhā māribu uḣrā
Allah, "Onu yere at ey Musa!" dedi.
قَالَ اَلْقِهَا يَامُوسَىٰ
ḳāle elḳihā yā mūsā
Musa da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!
فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى
fe elḳāhā fe iƶā hiye Hayyetun tes'ǎā
Allah, şöyle dedi: "Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz."
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْاُولٰى
ḳāle ḣuƶhā ve lā teḣaf se nuǐyduhā sīratehā l-ūlā
(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."
وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ اٰيَةً اُخْرٰى لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰى
ve Dmum yedeke ilā cenāHike teḣruc beyDā'e min ğayri sū'in āyeten uḣrā / li nuriyeke min āyātinā l-kubrā
"Firavun'a git, çünkü o azmıştır."
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى
iƶheb ilā fir'ǎvne innehu Tağā
Musa, dedi ki: "Rabbim! Gönlüme ferahlık ver."
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي
ḳāle rabbi şraH lī Sadrī
"İşimi bana kolaylaştır."
وَيَسِّرْ لِي اَمْرِي
ve yessir lī emrī
(27-28) "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي
ve Hlul ǔḳdeten min lisānī / yefḳahū ḳavlī
"Bana ailemden birini yardımcı yap,"
وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ اَهْلِي
ve c'ǎl lī vezīran min ehlī
"Kardeşim Harun'u."
هٰرُونَ اَخِي
hārūne eḣī
"Onunla gücümü artır."
اُشْدُدْ بِهِ اَزْرِي
Aşdud bihi ezrī
"Onu işime ortak et."
وَاَشْرِكْهُ فِي اَمْرِي
ve eşrikhu fī emrī
"Seni çok tespih edelim diye",
كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا
key nusebbiHake keṧīran
"Seni çok zikredelim diye."
وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا
ve neƶkurake keṧīran
"Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin."
اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا
inneke kunte binā beSīran
Allah, şöyle dedi: "İstediğin sana verildi ey Musa!"
قَالَ قَدْ اُو۫تِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَىٰ
ḳāle ḳad ūtīte su'leke yā mūsā
"Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk."
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰى
ve leḳad menennā ǎleyke merraten uḣrā