"Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:"
اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰى
iƶ evHaynā ilā ummike mā yūHā
"Onu (bebek Musa'yı) sandığın içine koy ve denize (Nil'e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Musa, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım."
اَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْنِي
eni ḳƶifīhi fī t-tābūti fe ḳƶifīhi fī l-yemmi fe l yulḳihi l-yemmu bi s-sāHili ye'ḣuƶhu ǎduvvun lī ve ǎduvvun lehu ve elḳaytu ǎleyke meHabbeten minnī ve li tuSneǎ ǎlā ǎynī
"Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve "size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?" diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen'e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tur'a) geldin ey Musa!"
اِذْ تَمْشِي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَامُوسَىٰ
iƶ temşī uḣtuke fe teḳūlu hel edullukum ǎlā men yekfuluhu fe raceǎ'nāke ilā ummike key teḳarra ǎynuhā ve lā teHzene ve ḳatelte nefsen fe necceynāke mine l-ğammi ve fetennāke futūnen fe lebiṧte sinīne fī ehli medyene ṧumme ci'te ǎlā ḳaderin yā mūsā
"Ben seni kendim için seçtim."
وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي
ve STaneǎ'tuke li nefsī
"Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin."
اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي
iƶheb ente ve eḣūke bi āyātī ve lā teniyā fī ƶikrī
"Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır."
اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى
iƶhebā ilā fir'ǎvne innehu Tağā
"Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar."
فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى
fe ḳūlā lehu ḳavlen leyyinen leǎllehu yeteƶekkeru ev yeḣşā
Musa ve Harun, şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz."
قَالَا رَبَّنَا اِنَّنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا اَوْ اَنْ يَطْغٰى
ḳālā rabbenā innenā neḣāfu en yefruTa ǎleynā ev en yeTğā
Allah, şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm."
قَالَ لَا تَخَافَا اِنَّنِي مَعَكُمَا اَسْمَعُ وَاَرٰى
ḳāle lā teḣāfā innenī meǎkumā esmeǔ ve erā
"Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.' "
فَأْتِيَاهُ فَقُولَا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى
fe 'tiyāhu fe ḳūlā innā rasūlā rabbike fe ersil meǎnā benī isrāīle ve lā tuǎƶƶibhum ḳad ci'nāke bi āyetin min rabbike ve s-selāmu ǎlā meni ttebeǎ l-hudā
"Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu."
اِنَّا قَدْ اُوحِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
innā ḳad ūHiye ileynā enne l-ǎƶābe ǎlā men keƶƶebe ve tevellā
Firavun, "Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?" dedi.
قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَىٰ
ḳāle fe men rabbukumā yā mūsā
Musa, "Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir" dedi.
قَالَ رَبُّنَا الَّذِي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى
ḳāle rabbunā elleƶī eǎ'Tā kulle şey'in ḣalḳahu ṧumme hedā
Firavun, "Ya geçmiş nesillerin hali ne olacak?" dedi.
قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى
ḳāle fe mā bālu l-ḳurūni l-ūlā