O, gökleri ve yeri altı günde (altı evrede) yaratan, sonra Arş'a kurulandır. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فِي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
huve elleƶī ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe fī sitteti eyyāmin ṧumme stevā ǎlā l-ǎrşi yeǎ'lemu mā yelicu fī l-erDi ve mā yeḣrucu minhā ve mā yenzilu mine s-semāi ve mā yeǎ'rucu fīhā ve huve meǎkum eyne mā kuntum ve(a)llahu bimā teǎ'melūne beSīrun
Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler ancak O'na döndürülür.
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi ve ilā (a)llahi turceǔ l-umūru
Geceyi gündüze sokar, gündüzü de geceye sokar. O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
yūlicu l-leyle fī n-nehāri ve yūlicu n-nehāra fī l-leyli ve huve ǎlīmun bi ƶāti S-Sudūri
Allah'a ve Resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükafat vardır.
اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ فَالَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَبِيرٌ
āminū bi(a)llahi ve rasūlihi ve enfiḳū mimmā ceǎlekum musteḣlefīne fīhi fe(e)lleƶīne āmenū minkum ve enfeḳū lehum ecrun kebīrun
Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun).
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ مِيثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve mā lekum lā tu'minūne bi(a)llahi ve r-rasūlu yed'ǔkum li tu'minū bi rabbikum ve ḳad eḣaƶe mīṧāḳakum in kuntum mu'minīne
O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed'e apaçık ayetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِهِ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
huve elleƶī yunezzilu ǎlā ǎbdihi āyātin beyyinātin li yuḣricekum mine Z-Zulumāti ilā n-nūri ve inne (a)llahe bikum le ra'ūfun raHīmun
Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah, hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ مِيرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
ve mā lekum ellā tunfiḳū fī sebīli (a)llahi ve li (a)llahi mīrāṧu s-semāvāti ve l-erDi lā yestevī minkum men enfeḳa min ḳabli l-fetHi ve ḳātele ulāike eǎ'Zemu deraceten mine (e)lleƶīne enfeḳū min beǎ'du ve ḳātelū ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve(a)llahu bimā teǎ'melūne ḣabīrun
Kim Allah'a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükafat da vardır.
مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ اَجْرٌ كَرِيمٌ
men ƶā elleƶī yuḳriDu (a)llahe ḳarDan Hasenen fe yuDāǐfehu lehu ve le hu ecrun kerīmun