O, elbette değerli bir Kur'an'dır.
اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَرِيمٌ
innehu le ḳur'ānun kerīmun
Korunmuş bir kitaptadır.
فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ
fī kitābin meknūnin
Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir.
لَا يَمَسُّهُ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
lā yemessuhu illā l-muTahherūne
Alemlerin Rabb'inden indirilmedir.
تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
tenzīlun min rabbi l-ǎālemīne
(81-82) Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz ve Allah'ın verdiği rızka O'nu yalanlayarak mı şükrediyorsunuz?
اَفَبِهٰذَا الْحَدِيثِ اَنْتُمْ مُدْهِنُونَ وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
e fe bi hāƶā l-Hadīṧi entum mudhinūne / ve tec'ǎlūne rizḳakum ennekum tukeƶƶibūne
Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize!
فَلَوْلَا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ
fe levlā iƶā beleğati l-Hulḳūme
Oysa siz o zaman bakıp durursunuz.
وَاَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ
ve entum Hīneiƶin tenZurūne
Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz.
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
ve neHnu eḳrabu ileyhi minkum ve lākin lā tubSirūne
(86-87) Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize!
فَلَوْلَا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ تَرْجِعُونَهَا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
fe levlā in kuntum ğayra medīnīne / terciǔnehā in kuntum Sādiḳīne
(88-89) Fakat (ölen kişi) Allah'a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naim cenneti vardır.
فَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
fe emmā in kāne mine l-muḳarrabīne / fe ravHun ve rayHānun ve cennetu neǐymin
(90-91) Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, "Selam sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!" denir.
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمِينِ فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ اَصْحَابِ الْيَمِينِ
ve emmā in kāne min eSHābi l-yemīni / fe selāmun leke min eSHābi l-yemīni
(92-93) Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
وَاَمَّٓا اِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ
ve emmā in kāne mine l-mukeƶƶibīne D-Dāllīne / fe nuzulun min Hamīmin
Bir de cehenneme atılma vardır.
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
ve teSliyetu ceHīmin
Şüphesiz bu, kesin gerçektir.
اِنَّ هٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
inne hāƶā le huve Haḳḳu l-yeḳīni
Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
fe sebbiH b(i)smi rabbike l-ǎZīmi
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
sebbeHa li (a)llahi mā fī s-semāvāti ve l-erDi ve huve l-ǎzīzu l-Hakīmu
Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O'nundur. Diriltir, öldürür. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُحْيِ وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
lehu mulku s-semāvāti ve l-erDi yuHyī ve yumītu ve huve ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
O, ilk ve sondur. Zahir ve Batın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
huve l-evvelu ve l-āḣiru ve Z-Zāhiru ve l-bāTinu ve huve bi kulli şey'in ǎlīmun