← Sureler

Mushaf — 282. Sayfa

‹
/ 604
›
17. İsra Suresi

Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

سُبْحَانَ الَّذِي اَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

subHāne elleƶī esrā bi ǎbdihi leylen mine l-mescidi l-Harāmi ilā l-mescidi l-aḳSā elleƶī bāraknā Havlehu li nuriyehu min āyātinā innehu huve s-semīǔ l-beSīru

Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ve onu, "Benden başkasını vekil edinmeyin" diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık.

وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَنِي اِسْرَٓاءِيلَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُونِي وَكِيلًا

ve āteynā mūsā l-kitābe ve ceǎlnāhu huden li benī isrāīle ellā tetteḣiƶū min dūnī vekīlen

Ey kendilerini Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.

ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ اِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا

ƶurriyyete men Hamelnā meǎ nūHin innehu kāne ǎbden şekūran

Biz, Kitap'ta (Tevrat'ta) İsrailoğullarına, "Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz" diye hükmettik.

وَقَضَيْنَا اِلٰى بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا

ve ḳaDeynā ilā benī isrāīle fī l-kitābi le tufsidunne fī l-erDi merrateyni ve le teǎ'lunne ǔluvven kebīran

Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhalde yerine gelmesi gereken bir va'd idi.

فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا اُو۬لِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا

fe iƶā cā'e veǎ'du ūlāhumā beǎṧnā ǎleykum ǐbāden lenā ūlī be'sin şedīdin fe cāsū ḣilāle d-diyāri ve kāne veǎ'den mef'ǔlen

Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.

ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَفِيرًا

ṧumme radednā lekumu l-kerrate ǎleyhim ve emdednākum bi emvālin ve benīne ve ceǎlnākum ekṧera nefīran

İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis'e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَا فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا

in eHsentum eHsentum li enfusikum ve in ese'tum fe lehā fe iƶā cā'e veǎ'du l-āḣirati li yesū'ū vucūhekum ve li yedḣulū l-mescide ke mā deḣalūhu evvele merratin ve li yutebbirū mā ǎlev tetbīran