← Sureler

Mushaf — 306. Sayfa

‹
/ 604
›
19. Meryem Suresi

(12-14) (Yahya, dünyaya gelip büyüyünce onu peygamber yaptık ve kendisine) "Ey Yahya, kitaba sımsıkı sarıl" dedik. Biz, ona daha çocuk iken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi.

يَايَحْيَىٰ خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةً وَكَانَ تَقِيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا

yā yeHyā ḣuƶi l-kitābe bi ḳuvvetin ve āteynāhu l-Hukme Sabiyyen / ve Hanānen min ledunnā ve zekāten ve kāne teḳiyyen / ve berran bi vālideyhi ve lem yekun cebbāran ǎSiyyen

Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selam olsun!

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا

ve selāmun ǎleyhi yevme vulide ve yevme yemūtu ve yevme yub'ǎṧu Hayyen

(16-17) (Ey Muhammed!) Kitap'ta (Kur'an'da) Meryem'i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail'i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا

ve ƶkur fī l-kitābi meryeme iƶi ntebeƶet min ehlihā mekānen şerḳiyyen / fe tteḣaƶet min dūnihim Hicāben fe erselnā ileyhā rūHanā fe temeṧṧele lehā beşeran seviyyen

Meryem, "Senden, Rahman'a sığınırım. Eğer Allah'tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)" dedi.

قَالَتْ اِنِّٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا

ḳālet innī eǔƶu bi r-raHmāni minke in kunte teḳiyyen

Cebrail, "Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim" dedi.

قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا

ḳāle innemā enā rasūlu rabbiki li ehebe le ki ğulāmen zekiyyen

Meryem, "Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım halde, benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi.

قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا

ḳālet ennā yekūnu lī ğulāmun ve lem yemsesnī beşerun ve lem eku beğiyyen

Cebrail, "Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir" dedi.

قَالَ كَذٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا

ḳāle ke ƶāliki ḳāle rabbuki huve ǎleyye heyyinun ve li nec'ǎlehu āyeten li n-nāsi ve raHmeten minnā ve kāne emran meḳDiyyen

Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.

فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا

fe Hamelethu fe ntebeƶet bihi mekānen ḳaSiyyen

Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.

فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَالَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا

fe ecā'ehā l-meḣāDu ilā ciƶ'ǐ n-naḣleti ḳālet yā leytenī mittu ḳable hāƶā ve kuntu nesyen mensiyyen

Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı."

فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَا اَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

fe nādāhā min teHtihā ellā teHzenī ḳad ceǎle rabbuki teHteki seriyyen

"Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün."

وَهُزِّي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا

ve huzzī ileyki bi ciƶ'ǐ n-naḣleti tusāḳiT ǎleyki ruTaben ceniyyen