"Onlara, suyun (deve ile) kendileri arasında (nöbetleşe) paylaştırıldığını, bildir. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun."
وَنَبِّئْهُمْ اَنَّ الْمَاءَ قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُحْتَضَرٌ
ve nebbi'hum enne l-māe ḳismetun beynehum kullu şirbin muHteDerun
Derken, (kavmin en azgını olan) arkadaşlarını çağırdılar. O da işe koyuldu ve deveyi kesti.
فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطٰى فَعَقَرَ
fe nādev SāHibehum fe teǎāTā fe ǎḳara
Fakat azabım ve uyarılarım nasılmış!
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri
Şüphesiz biz, onların üzerine tek bir korkunç ses gönderdik de, onlar, ağıldaki hayvanların çiğneyip ufaladıkları kuru çöpler gibi oldular.
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ
innā erselnā ǎleyhim SayHaten vāHideten fe kānū ke heşīmi l-muHteZiri
Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
ve leḳad yessernā l-ḳurāne li ƶ-ƶikri fe hel min muddekirin
Lut kavmi de uyarıcıları yalanladı.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ
keƶƶebet ḳavmu lūTin bi n-nuƶuri
(34-35) Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lut'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍ نِعْمَةً مِنْ عِنْدِنَا كَذٰلِكَ نَجْزِي مَنْ شَكَرَ
innā erselnā ǎleyhim HāSiben illā āle lūTin necceynāhum bi seHarin / niǎ'meten min ǐndinā ke ƶālike neczī men şekera
Andolsun, Lut onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşıladılar.
وَلَقَدْ اَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ
ve leḳad enƶerahum beTşetenā fe temārav bi n-nuƶuri
Andolsun, onlar onun (meleklerden olan) misafirlerinden nefislerindeki kötü arzuları tatmin etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا اَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
ve leḳad rāvedūhu ǎn Deyfihi fe Tamesnā eǎ'yunehum fe ƶūḳū ǎƶābī ve nuƶuri
Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.
وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّ
ve leḳad SabbeHahum bukraten ǎƶābun musteḳirrun
"Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" dedik.
فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
fe ƶūḳū ǎƶābī ve nuƶuri
Andolsun, biz Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
ve leḳad yessernā l-ḳurāne li ƶ-ƶikri fe hel min muddekirin
Andolsun, Firavun'un ailesine de uyarıcılar gelmişti.
وَلَقَدْ جَاءَ اٰلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ
ve leḳad cā'e āle fir'ǎvne n-nuƶuru
Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları mutlak güç ve iktidar sahibinin yakalaması gibi yakaladık.
كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كُلِّهَا فَاَخَذْنَاهُمْ اَخْذَ عَزِيزٍ مُقْتَدِرٍ
keƶƶebū bi āyātinā kullihā fe eḣaƶnāhum eḣƶe ǎzīzin muḳtedirin
(Ey Mekkeliler!) Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda bir berat mı var?
اَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِنْ اُو۬لٰٓئِكُمْ اَمْ لَكُمْ بَرَاءَةٌ فِي الزُّبُرِ
e kuffārukum ḣayrun min ūlāikum em lekum berā'etun fī z-zuburi
Yoksa onlar, "Biz yardımlaşan (güçlü) bir topluluğuz" mu diyorlar?
اَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُنْتَصِرٌ
em yeḳūlūne neHnu cemīǔn munteSirun
O topluluk yakında (Bedir'de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.
سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ
se yuhzemu l-cem'ǔ ve yuvellūne d-dubura
Hayır, kıyamet, onların (görecekleri asıl azabın) vaktidir. Kıyamet (azabı) ise daha müthiş ve daha acıdır.
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ اَدْهٰى وَاَمَرُّ
beli s-sāǎtu mev'ǐduhum ve s-sāǎtu edhā ve emerru
Şüphesiz suçlular (müşrikler) sapıklık ve ateşler içindedirler.
اِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ
inne l-mucrimīne fī Delālin ve suǔrin
Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün kendilerine, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" denecek.
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ
yevme yusHabūne fī n-nāri ǎlā vucūhihim ƶūḳū messe seḳara
Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.
اِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
innā kulle şey'in ḣaleḳnāhu bi ḳaderin