← Sureler

Mushaf — 529. Sayfa

‹
/ 604
›
54. Kamer Suresi

(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.

خُشَّعًا اَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ كَاَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ

ḣuşşeǎn ebSāruhum yeḣrucūne mine l-ecdāṧi keennehum cerādun munteşirun

Davetçiye doğru koşarlarken kafirler, "Bu zor bir gün" derler.

مُهْطِعِينَ اِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

muhTiǐyne ilā d-dāǐ yeḳūlu l-kāfirūne hāƶā yevmun ǎsirun

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp "Bu bir delidir" dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin fe keƶƶebū ǎbdenā ve ḳālū mecnūnun ve zducira

O da Rabbine, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua etti.

فَدَعَا رَبَّهُ اَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

fe deǎā rabbehu ennī meğlūbun fe nteSir

Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.

فَفَتَحْنَا اَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ

fe feteHnā ebvābe s-semāi bi māin munhemirin

Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.

وَفَجَّرْنَا الْاَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلٰٓى اَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

ve feccernā l-erDe ǔyūnen fe lteḳā l-māu ǎlā emrin ḳad ḳudira

Biz Nuh'u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.

وَحَمَلْنَاهُ عَلٰى ذَاتِ اَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ

ve Hamelnāhu ǎlā ƶāti elvāHin ve dusurin

Gemi, inkar edilen kimseye (Nuh'a) bir mükafat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.

تَجْرِي بِاَعْيُنِنَا جَزَاءً لِمَنْ كَانَ كُفِرَ

tecrī bi eǎ'yuninā cezā'en li men kāne kufira

Andolsun, biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?

وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا اٰيَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

ve leḳad teraknāhā āyeten fe hel min muddekirin

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

ve leḳad yessernā l-ḳurāne li ƶ-ƶikri fe hel min muddekirin

Ad kavmi de (Hud'u) yalanladı. Azabım ve uyarılarım nasılmış!

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

keƶƶebet ǎādun fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Biz onların üstüne, uğursuzluğu sürekli bir günde gürültülü ve dondurucu bir rüzgar gönderdik.

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُسْتَمِرٍّ

innā erselnā ǎleyhim rīHen SarSaran fī yevmi neHsin mustemirrin

İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

تَنْزِعُ النَّاسَ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ مُنْقَعِرٍ

tenziǔ n-nāse keennehum eǎ'cāzu naḣlin munḳaǐrin

Azabım ve uyarılarım nasılmış, (gördüler)!

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

fe keyfe kāne ǎƶābī ve nuƶuri

Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

ve leḳad yessernā l-ḳurāne li ƶ-ƶikri fe hel min muddekirin

(23-24) Semud kavmi de uyarıcıları yalanlamış ve şöyle demişlerdi: "İçimizden bir insana mı uyacağız? (Asıl) o takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz."

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ فَقَالُوا اَبَشَرًا مِنَّا وَاحِدًا نَتَّبِعُهُ اِنَّٓا اِذًا لَفِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

keƶƶebet ṧemūdu bi n-nuƶuri / fe ḳālū e beşeran minnā vāHiden nettebiǔhu innā iƶen le fī Delālin ve suǔrin

"Bizim aramızdan vahiy ona mı verildi? Hayır o, yalancının, şımarığın biridir."

ءَاُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنْ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ اَشِرٌ

e ulḳiye ƶ-ƶikru ǎleyhi min beyninā bel huve keƶƶābun eşirun

Onlar yarın bilecekler: Kimmiş yalancı, kimmiş şımarık!

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَنِ الْكَذَّابُ الْاَشِرُ

se yeǎ'lemūne ğaden meni l-keƶƶābu l-eşiru

(Salih'e şöyle demiştik:) "Şüphesiz biz, onlara bir imtihan olmak üzere, o dişi deveyi göndereceğiz. Şimdi onları gözetle ve sabret."

اِنَّا مُرْسِلُوا النَّاقَةِ فِتْنَةً لَهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ

innā mursilū n-nāḳati fitneten lehum fe rteḳibhum ve STabir