← Sureler

Mushaf — 405. Sayfa

‹
/ 604
›
30. Rum Suresi

Allah, (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.

وَعْدَ اللّٰهِ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

veǎ'de (a)llahi lā yuḣlifu (a)llahu veǎ'dehu ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne

Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.

يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ

yeǎ'lemūne Zāhiran mine l-Hayāti d-dunyā ve hum ǎni l-āḣirati hum ğāfilūne

Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkar ediyorlar.

اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا فِي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَاِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ بِلِقَآئِ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ

e ve lem yetefekkerū fī enfusihim mā ḣaleḳa (a)llahu s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā illā bi l-Haḳḳi ve ecelin musemmen ve inne keṧīran mine n-nāsi bi liḳā'ī rabbihim le kāfirūne

(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

اَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

e ve lem yesīrū fī l-erDi fe yenZurū keyfe kāne ǎāḳibetu (e)lleƶīne min ḳablihim kānū eşedde minhum ḳuvveten ve eṧārū l-erDe ve ǎmerūhā ekṧera mimmā ǎmerūhā ve cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti fe mā kāne (a)llahu li yeZlimehum ve lākin kānū enfusehum yeZlimūne

Sonra, Allah'ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.

ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

ṧumme kāne ǎāḳibete (e)lleƶīne esā'ū s-sūā en keƶƶebū bi āyāti (a)llahi ve kānū bihā yestehziūne

Allah, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. Sonra da yalnız O'na döndürüleceksiniz.

اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

(a)llahu yebdeu l-ḣalḳa ṧumme yuǐyduhu ṧumme ileyhi turceǔne

Kıyametin kopacağı günde, suçlular hayal kırıklığı içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ

ve yevme teḳūmu s-sāǎtu yublisu l-mucrimūne

Onların, Allah'a koştukları ortaklardan kendileri için şefaatçılar da olmayacaktır. Artık onlar ortak koştukları şeyleri de inkar ederler.

وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَائِهِمْ كَافِرِينَ

ve lem yekun lehum min şurakāihim şufeǎā'u ve kānū bi şurakāihim kāfirīne

Kıyametin kopacağı gün, işte o gün mü'minler ve kafirler birbirinden ayrılacaklardır.

وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ

ve yevme teḳūmu s-sāǎtu yevmeiƶin yeteferraḳūne

İman edip salih ameller işleyenlere gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler.

فَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ

fe emmā (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti fe hum fī ravDetin yuHberūne