← Sureler

Mushaf — 356. Sayfa

‹
/ 604
›
24. Nur Suresi

Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.

يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ

yuḳallibu (a)llahu l-leyle ve n-nehāra inne fī ƶālike le ǐbraten li ūlī l-ebSāri

Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلٰى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلٰى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلٰٓى اَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

ve(a)llahu ḣaleḳa kulle dābbetin min māin fe minhum men yemşī ǎlā beTnihi ve minhum men yemşī ǎlā ricleyni ve minhum men yemşī ǎlā erbeǐn yeḣluḳu (a)llahu mā yeşā'u inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun

Andolsun, biz açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.

لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَاللّٰهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

le ḳad enzelnā āyātin mubeyyinātin ve(a)llahu yehdī men yeşā'u ilā SirāTin musteḳīmin

(Münafıklar), "Allah'a ve peygambere inandık ve itaat ettik" derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Halbuki onlar inanmış değillerdir.

وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَرِيقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَمَا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ

ve yeḳūlūne āmennā bi(a)llahi ve bi r-rasūli ve eTaǎ'nā ṧumme yetevellā ferīḳun minhum min beǎ'di ƶālike ve mā ulāike bi l-mu'minīne

Aralarında hüküm vermesi için Allah'a (Kur'an'a) ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir.

وَاِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ

ve iƶā duǔ ilā (a)llahi ve rasūlihi li yeHkume beynehum iƶā ferīḳun minhum muǎ'riDūne

Ama gerçek (verilen hüküm) kendi lehlerinde ise, boyun eğerek ona gelirler.

وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا اِلَيْهِ مُذْعِنِينَ

ve in yekun lehumu l-Haḳḳu ye'tū ileyhi muƶ'ǐnīne

Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir.

اَفِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَحِيفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ

e fī ḳulūbihim meraDun emi rtābū em yeḣāfūne en yeHīfe (a)llahu ǎleyhim ve rasūluhu bel ulāike humu Z-Zālimūne

Aralarında hüküm vermek için Allah'a (Kur'an'a) ve Resulüne davet edildiklerinde, mü'minlerin söyleyeceği söz ancak, "işittik ve iman ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ اِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

innemā kāne ḳavle l-mu'minīne iƶā duǔ ilā (a)llahi ve rasūlihi li yeHkume beynehum en yeḳūlū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ve ulāike humu l-mufliHūne

Kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللّٰهَ وَيَتَّقْهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ

ve men yuTiǐ (a)llahe ve rasūlehu ve yeḣşe (a)llahe ve yetteḳhi fe ulāike humu l-fāizūne

Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."

وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

ve eḳsemū bi(a)llahi cehde eymānihim le in emertehum le yeḣrucunne ḳul lā tuḳsimū Tāǎtun meǎ'rūfetun inne (a)llahe ḣabīrun bimā teǎ'melūne