← Sureler

Mushaf — 385. Sayfa

‹
/ 604
›
27. Neml Suresi

Her kim iyi amel getirirse, ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ

men cā'e bi l-Haseneti fe lehu ḣayrun minhā ve hum min fezeǐn yevmeiƶin āminūne

Kimler de kötü amel getirirse, yüzüstü ateşe atılırlar. (Onlara), "Ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsunuz" (denir.)

وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

ve men cā'e bi s-seyyieti fe kubbet vucūhuhum fī n-nāri hel tuczevne illā mā kuntum teǎ'melūne

(91-92) De ki: "Bana ancak, bu beldenin (Mekke'nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur'an'ı okumam emredildi." Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: "Ben ancak uyarıcılardanım."

اِنَّمَٓا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَاَنْ اَتْلُوَ۬ا الْقُرْاٰنَۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُنْذِرِينَ

innemā umirtu en eǎ'bude rabbe hāƶihi l-beldeti elleƶī Harramehā ve le hu kullu şey'in ve umirtu en ekūne mine l-muslimīne / ve en etluve l-ḳurāne fe meni htedā fe innemā yehtedī li nefsihi ve men Delle fe ḳul innemā enā mine l-munƶirīne

De ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir."

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُرِيكُمْ اٰيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

ve ḳuli l-Hamdu li (a)llahi se yurīkum āyātihi fe teǎ'rifūnehā ve mā rabbuke bi ğāfilin ǎmmā teǎ'melūne

28. Kasas Suresi

Ta-Sin-Mim.

طٰسٓمٓ

Tsm

Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir.

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

tilke āyātu l-kitābi l-mubīni

İman eden bir kavm için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.

نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَاِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

netlū ǎleyke min nebei mūsā ve fir'ǎvne bi l-Haḳḳi li ḳavmin yu'minūne

Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.

اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

inne fir'ǎvne ǎlā fī l-erDi ve ceǎle ehlehā şiyeǎn yesteD'ǐfu Tāifeten minhum yuƶebbiHu ebnā'ehum ve yesteHyī nisā'ehum innehu kāne mine l-mufsidīne

Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.

وَنُرِيدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ

ve nurīdu en nemunne ǎlā (e)lleƶīne stuD'ǐfū fī l-erDi ve nec'ǎlehum eimmeten ve nec'ǎlehumu l-vāriṧīne