Onu (azabı) yakından gördükleri zaman inkar edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, "İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir" denir.
فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً سِٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَدَّعُونَ
fe lemmā raevhu zulfeten siyet vucūhu (e)lleƶīne keferū ve ḳīle hāƶā elleƶī kuntum bihi teddeǔne
De ki: "Söyleyin bakalım: Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helak etti, yahut bize acıdı. Peki, ya inkarcıları elem dolu bir azaptan kim koruyacak?"
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ اَلِيمٍ
ḳul e raeytum in ehlekeniye (a)llahu ve men meǐye ev raHimenā fe men yucīru l-kāfirīne min ǎƶābin elīmin
De ki: "O, Rahman'dır. O'na iman ettik, yalnızca O'na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!"
قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
ḳul huve r-raHmānu āmennā bihi ve ǎleyhi tevekkelnā fe se teǎ'lemūne men huve fī Delālin mubīnin
De ki: "Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?"
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ
ḳul e raeytum in eSbeHa māukum ğavran fe men ye'tīkum bi māin meǐynin
(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ مَا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
n ve l-ḳalemi ve mā yesTurūne / mā ente bi niǎ'meti rabbike bi mecnūnin
Şüphesiz sana tükenmez bir mükafat vardır.
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
ve inne leke le ecran ğayra memnūnin
Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ
ve inneke le ǎlā ḣuluḳin ǎZīmin
(5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ
fe se tubSiru ve yubSirūne / bi eyyikumu l-meftūnu
Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
inne rabbeke huve eǎ'lemu bi men Delle ǎn sebīlihi ve huve eǎ'lemu bi l-muhtedīne
O halde yalanlayanlara boyun eğme.
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ
fe lā tuTiǐ l-mukeƶƶibīne
İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
veddū lev tudhinu fe yudhinūne
(10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَثِيمٍ عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَنِيمٍ اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
ve lā tuTiǎ' kulle Hallāfin mehīnin / hemmāzin meşşā'in bi nemīmin / mennāǐn li l-ḣayri muǎ'tedin eṧīmin / ǔtullin beǎ'de ƶālike zenīmin / en kāne ƶā mālin ve benīne
Ayetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der.
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā ḳāle esāTīru l-evvelīne