Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
se nesimuhu ǎlā l-ḣurTūmi
Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
innā belevnāhum ke mā belevnā eSHābe l-cenneti iƶ eḳsemū le yeSrimunnehā muSbiHīne
(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.)
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
ve lā yesteṧnūne
Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ
fe Tāfe ǎleyhā Tāifun min rabbike ve hum nāimūne
Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
فَاَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ
fe eSbeHat ke S-Sarīmi
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
فَتَنَادَوْا مُصْبِحِينَ اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ
fe tenādev muSbiHīne / eni ğdū ǎlā Harṧikum in kuntum Sārimīne
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكِينٌ
fe nTaleḳū ve hum yeteḣāfetūne / en lā yedḣulennehā l-yevme ǎleykum miskīnun
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِرِينَ
ve ğadev ǎlā Hardin ḳādirīne
Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.
فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُوا اِنَّا لَضَالُّونَ
fe lemmā raevhā ḳālū innā le Dāllūne
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel neHnu meHrūmūne
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
ḳāle evseTuhum e lem eḳul lekum levlā tusebbiHūne
Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا اِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
ḳālū subHāne rabbinā innā kunnā Zālimīne
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
fe eḳbele beǎ'Duhum ǎlā beǎ'Din yetelāvemūne
Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"
قَالُوا يَاوَيْلَنَا اِنَّا كُنَّا طَاغِينَ
ḳālū yā veylenā innā kunnā Tāğīne
"Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."
عَسٰى رَبُّنَا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ
ǎsā rabbunā en yubdilenā ḣayran minhā innā ilā rabbinā rāğibūne
İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
كَذٰلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
ke ƶālike l-ǎƶābu ve le ǎƶābu l-āḣirati ekberu lev kānū yeǎ'lemūne
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naim cennetleri vardır.
اِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
inne li l-mutteḳīne ǐnde rabbihim cennāti n-neǐymi
Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?
اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ
e fe nec'ǎlu l-muslimīne ke l-mucrimīne
Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mā lekum keyfe teHkumūne
Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
em lekum kitābun fīhi tedrusūne
Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" (diye mi yazılı?)
اِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
inne lekum fīhi le mā teḣayyerūne
Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
em lekum eymānun ǎleynā bāliğatun ilā yevmi l-ḳiyāmeti inne lekum le mā teHkumūne
Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"
سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَعِيمٌ
selhum eyyuhum bi ƶālike zeǐymun
Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
اَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِقِينَ
em lehum şurakā'u fe l ye'tū bi şurakāihim in kānū Sādiḳīne
(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
yevme yukşefu ǎn sāḳin ve yud'ǎvne ilā s-sucūdi fe lā yesteTīǔne