"Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
قَالُوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
ḳālū āmennā bi rabbi l-ǎālemīne
"Musa ve Harun'un Rabbine."
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ
rabbi mūsā ve hārūne
Firavun, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!"
قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِهِ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَا اَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
ḳāle fir'ǎvnu āmentum bihi ḳable en āƶene lekum inne hāƶā le mekrun mekertumūhu fī l-medīneti li tuḣricū minhā ehlehā fe sevfe teǎ'lemūne
"Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım."
لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ ثُمَّ لَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعِينَ
le uḳaTTiǎnne eydiyekum ve erculekum min ḣilāfin ṧumme le uSallibennekum ecmeǐyne
Dediler ki: "Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz."
قَالُوا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ
ḳālū innā ilā rabbinā munḳalibūne
"Sen sırf, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al."
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاٰيَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَتْنَا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ
ve mā tenḳimu minnā illā en āmennā bi āyāti rabbinā lemmā cā'etnā rabbenā efriğ ǎleynā Sabran ve teveffenā muslimīne
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Musa'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?" Firavun, "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?" dedi.
وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِ فِرْعَوْنَ اَتَذَرُ مُوسٰى وَقَوْمَهُ لِيُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَنَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ وَاِنَّا فَوْقَهُمْ قَاهِرُونَ
ve ḳāle l-meleu min ḳavmi fir'ǎvne e teƶeru mūsā ve ḳavmehu li yufsidū fī l-erDi ve yeƶerake ve āliheteke ḳāle se nuḳattilu ebnā'ehum ve nesteHyī nisā'ehum ve innā fevḳahum ḳāhirūne
Musa, kavmine, "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.
قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اسْتَعِينُوا بِاللّٰهِ وَاصْبِرُوا اِنَّ الْاَرْضَ لِلّٰهِ۠ يُورِثُهَا مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
ḳāle mūsā li ḳavmihi steǐynū bi(a)llahi ve Sbirū inne l-erDe li (a)llahi yūriṧuhā men yeşā'u min ǐbādihi ve l-ǎāḳibetu li l-mutteḳīne
Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da." Musa, "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizi bu yerde (Mısır'da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır" dedi.
قَالُوا اُو۫ذِينَا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَأْتِيَنَا وَمِنْ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ
ḳālū ūƶīnā min ḳabli en te'tiyenā ve min beǎ'di mā ci'tenā ḳāle ǎsā rabbukum en yuhlike ǎduvvekum ve yesteḣlifekum fī l-erDi fe yenZura keyfe teǎ'melūne
Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık.
وَلَقَدْ اَخَذْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
ve leḳad eḣaƶnā āle fir'ǎvne bi s-sinīne ve neḳSin mine ṧ-ṧemerāti leǎllehum yeƶƶekkerūne