← Sureler

Mushaf — 334. Sayfa

‹
/ 604
›
22. Hac Suresi

Böylece biz Kur'an'ı apaçık ayetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir.

وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ

ve ke ƶālike enzelnāhu āyātin beyyinātin ve enne (a)llahe yehdī men yurīdu

Şüphesiz, iman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve Allah'a ortak koşanlar var ya; Allah, kıyamet günü onların aralarında mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, her şeye şahittir.

اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِـِٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

inne (e)lleƶīne āmenū ve(e)lleƶīne hādū ve S-Sābiīne ve n-neSārā ve l-mecūse ve(e)lleƶīne eşrakū inne (a)llahe yefSilu beynehum yevme l-ḳiyāmeti inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in şehīdun

Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde etmektedir. Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah, kimi alçaltırsa ona saygınlık kazandıracak hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ

e lem tera enne (a)llahe yescudu lehu men fī s-semāvāti ve men fī l-erDi ve ş-şemsu ve l-ḳameru ve n-nucūmu ve l-cibālu ve ş-şeceru ve d-devābbu ve keṧīrun mine n-nāsi ve keṧīrun Haḳḳa ǎleyhi l-ǎƶābu ve men yuhini (a)llahu fe mā lehu min mukrimin inne (a)llahe yef'ǎlu mā yeşā'u

İşte iki hasım taraf ki, Rableri hakkında tartışmaya girmişlerdir. Bunlardan inkar edenler için ateşten giysiler biçilmiştir. Başlarının üstünden de kaynar su dökülür.

هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَمِيمُ

hāƶāni ḣismāni ḣteSamū fī rabbihim fe(e)lleƶīne keferū ḳuTTiǎt lehum ṧiyābun min nārin yuSabbu min fevḳi ru'ūsihimu l-Hamīmu

Onunla, karınlarının içindekiler ve derileri eritilir.

يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ

yuSheru bihi mā fī buTūnihim ve l-culūdu

Onlar için bir de demirden topuzlar vardır.

وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ

ve lehum meḳāmiǔ min Hadīdin

Her ne zaman cehennemden, o ızdıraptan çıkmak isteseler, oraya geri döndürülürler ve onlara, "Tadın yangın azabını" denilir.

كُلَّمَا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ

kullemā erādū en yeḣrucū minhā min ğammin uǐydū fīhā ve ƶūḳū ǎƶābe l-Harīḳi

Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.

اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ

inne (a)llahe yudḣilu (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru yuHallevne fīhā min esāvira min ƶehebin ve lu'lu'en ve libāsuhum fīhā Harīrun