Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ

fe keƶƶebūhu fe ehleknāhum inne fī ƶālike le āyeten ve mā kāne ekṧeruhum mu'minīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَكَذَّبُوهُfe keƶƶebūhuك ذ بYalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak.onu yalanladılar
2فَاَهْلَكْنَاهُمْfe ehleknāhumه ل كÖlmek, yok olmak, ziyan olmak, kaybolmak, yıkılmak, bozulmak.biz de onları helak ettik
3اِنَّinnemuhakkak ki
4فِيvardır
5ذٰلِكَƶālikebunda
6لَاٰيَةًle āyetenا ي يİmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder; öyleki, onu algıladığımızda, normalde kendi kendine algılayamayacağımız diğer şeyi de onun vasıtasıyla algılamış oluruz.bir ibret
7وَمَاve māama yine
8كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvindeğildir
9اَكْثَرُهُمْekṧeruhumك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.çokları
10مُؤْمِنِينَmu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninananlardan

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken onu yalanladılar, biz de onları helâk ettik. Şüphe yok ki bunda bir delil var, fakat halkın çoğu inanmaz.

Adem Uğur

Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.

Ahmed Hulusi

Böylece Onu yalanladılar, biz de onları helak ettik! Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders vardır! Onların ekseriyeti de iman eden değillerdir.

Ahmet Tekin

Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Bunlarda da, kesinlikle Allah’ın kudretine, ilmine, hikmet sahibi olduğuna işaretler, bütün insanlar için ibretler, alınacak dersler, ülkelerinde kalıntılar vardır. Onların çoğu iman edecek değildir.

Ahmet Varol

Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti.

Ali Bulaç

Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

Ali Fikri Yavuz

Böylece onu (Hûd peygamberi) tekzib ettiler. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak ki, onlara yaptığımız bu işte, sonrakiler için bir ibret vardır; öyle iken çoğu mümin olmadı.

Ali Rıza Safa

Böylece, Onu yalanladılar. Sonunda, onları yıkıma uğrattık. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.

Bayraktar Bayraklı

-"Biz yaptıklarımızdan dolayı ceza görmeyeceğiz" deyip onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da.

Bekir Sadak

Boylece onu yalanladilar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda suphesiz ki ders vardir; ama cogu inanmamistir.

Celal Yıldırım

Böylece Hûd Peygamber'i yalanladılar. Biz de onları yok ettik. Şüphesiz ki bunda öğüt ve ibret vardır ; ne yazık ki onların çoğu imân etmedi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de onları helâk ettik. Doğrusu bu anlatılanlarda büyük bir ibret vardır ama çokları inanmazlar.

Diyanet İşleri

Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.

Diyanet İşleri (eski)

Böylece onu yalanladılar; Biz de kendilerini yok ettik. Bunda şüphesiz ki ders vardır; ama çoğu inanmamıştır.

Diyanet Vakfi

Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O'nu yalanladılar; Biz de kendilerini helak ediverdik. Şüphesiz bunda mutlak bir ibret vardır, ama çokları iman etmedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helak ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı

Erhan Aktaş

Onu yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet vardır. Buna rağmen İnsanların pek çoğu inanmamaktadırlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onu yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet vardır. Buna rağmen insanların pek çoğu inanmamaktadırlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onu yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet vardır. Buna rağmen insanların pek çoğu inanmamaktadırlar.

Fizilal-il Kuran

Böylece peygamberlerini yalanladılar. Biz de onları yokettik. Kuşku yok ki, bu olaydan alınacak dersler vardır. Onların çoğu inanmamış kimselerdir.

Gültekin Onan

Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.

Hamdi Döndüren

Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Doğrusu bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu inanmazlar.

Hasan Basri Çantay

Hulasa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Şübhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.

Hasib Asutay

(Böylece) onu yalanladılar; biz de onları yok ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

Hayrat Neşriyat

Böylece onu yalanladılar da onları (şiddetli bir rüzgârla) helâk ettik. Şübhesiz ki bunda, elbette bir ibret vardır. Fakat onların çoğu îmân etmiş kimseler değildir.

İbni Kesir

Böylece onu yalanladılar. Ve Biz, onları yok ettik. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.

Mehmet Okuyan

Böylece onu (Hud’u) yalanlamışlardı; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.

Muhammed Esed

İşte o'nu böyle yalanladılar; ve bunun üzerine Biz de onları yok ettik. Bu (kıssada da insanlar için) mutlaka, bir ders vardır, onlardan çoğu (buna) inanmasa da...

Mustafa İslamoğlu

Neticede, onu işte böyle yalanladılar; bunun üzerine Biz de onları helak ettik. Elbet bu (Hud kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık O'nu tekzîp ettiler, Biz de onları helâk ettik. Şüphe yok, bunda elbette bir ibret vardır ve onların ekserisi imân etmiş olmadılar.

Ömer Öngüt

Böylece onu yalanladılar. Biz de kendilerini helâk ettik. Şüphesiz ki bunda âyet (kudretimize bir nişane) vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.

Suat Yıldırım

Neticede onu yalancı saydılar, Biz de onları imha ettik. Elbette bunda, alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.

Süleyman Ateş

(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.

Süleymaniye Vakfı

Böylece Hud'u yalancı yerine koydular. Biz de onları helak ettik. İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /bir ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Böylece Hud'u yalancı yerine koydular, biz de onları helak ettik. Bunda kesin bir ibret var ama bunların çoğu inanacak değillerdir.

Şaban Piriş

Hud'u yalanladılar. Biz de onları yok ettik. İşte bunda bir ibret vardır. Yine de onların çoğu inanacak değildir.

Tefhim-ul Kuran

Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Hiç şüphe yok, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

Ümit Şimşek

Onlar onu yalanladılar; Biz de onları helâk ettik. İşte bunda bir âyet vardır. Fakat onların çoğu yine iman etmez.

Yaşar Nuri Öztürk

Onu bu şekilde yalanladılar, biz de onları helak ettik. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu müminlerden değildi.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar onu yalançı saydılar. Biz də onları məhv etdik. Şübhəsiz ki, bunda bir ibrət vardır. Lakin onların əksəriyyəti iman gətirmədi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onu (Hudu) yalançı saydılar. Biz də onları məhv etdik. Şübhəsiz ki, bunda (Hudun bu hekayətində) bir ibrət vardır. Halbuki onların əksəriyyəti iman gətirmədi.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie ziehen ihn der Lüge, und da vernichteten Wir sie. Darin ist ein Zeichen. Doch die meisten unter ihnen glauben nicht.

Almanca — Der Edle Quran

So bezichtigten sie ihn der Lüge, und da vernichteten Wir sie. Darin ist wahrlich ein Zeichen, doch sind die meisten von ihnen nicht gläubig.

Almanca — M. A. Rassoul

So hielten sie ihn für einen Lügner, und Wir vernichteten sie. Hierin ist wahrlich ein Zeichen, jedoch die meisten von ihnen glauben es nicht.

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann bezichtigten sie ihn der Lüge, dann richteten WIR sie zugrunde. Gewiß, darin ist doch eine Aya. Und viele von ihnen waren keineMumin.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And they disbelieved him and refused credence to Our message wherefore We reduced them to a useless form. This is indeed emblematic of Allah's Omnipotence and Authority, but most of them denied Allah Who brought them into existence.

Abdul Haleem

They denounced him as a liar, and so We destroyed them. There truly is a sign in this, though most of them do not believe:

Abdullah Yusuf Ali

So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.

Abul A'la Maududi

Eventually they gave the lie to him and We destroyed them. Surely there is a Sign in this, but most of them would not believe.

Aisha Bewley

So they denied him and We destroyed them. There is certainly a Sign in that, yet most of them are not muminun.

Al-Hilali & Khan

So they belied him, and We destroyed them. Verily in this is indeed a sign, yet most of them are not believers.

Ali Quli Qarai

So they impugned him, whereupon We destroyed them. There is indeed a sign in that; but most of them do not have faith.

Amatul Rahman Omar

Thus they cried him lies and We destroyed them. There is indeed, a remarkable sign in this (episode), yet most of them would not be believers.

Arthur John Arberry

So they cried him lies; then We destroyed them. Surely in that is a sign, yet most of them are not believers.

Bijan Moeinian

They chose to disbelieve and, consequently, I destroyed them as a punishment. This should be a great lesson; yet most people care less.

E. Henry Palmer

but we destroyed them. Verily, in that is a sign, but most of them will never be believers.

Edip-Layth

So they denied him, and We destroyed them. In that is a sign, but most do not acknowledge.

George Sale

And they accused him of imposture: Wherefore We destroyed them. Verily herein was a sign: But the greater part of them believed not.

Hamid S. Aziz

"For we are not the ones to be doomed (or tormented). "

Mahmoud Ghali

So they cried him lies, then We caused them to perish. Surely in that is indeed a sign; and in no way were most of them believers,

Marmaduke Pickthall

And they denied him; therefor We destroyed them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.

Mohamed Ahmed - Samira

Then they accused him of lies; so We annihilated them. Verily there is a sign in this, but most of them do not believe.

Muhammad Asad

And so they gave him the lie: and thereupon We destroyed them. In this [story], behold, there is a message [unto men], even though most of them will not believe [in it].

Mustafa Khattab

So they rejected him, and ˹so˺ We destroyed them. Surely in this is a sign. Yet most of them would not believe.

Progressive Muslims

So they denied him, and We destroyed them. In that is a sign, but most are not believers.

Sahih International

And they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.

Sam Gerrans

And they denied him, then We destroyed them. In that is a proof, but most of them are not believers.

Shabbir Ahmed

So, they rejected him and We destroyed them. Therein, behold, is a sign, even though most people are not believers (in the Law of Requital).

Syed Vickar Ahamed

So they rejected him, and We destroyed them. Surely there is a Sign in this but most of them do not believe.

Taqi Usmani

Thus they rejected him, so We destroyed them. Surely, in this there is a sign, but most of them are not believers,

The Monotheist Group

So they denied him, and We destroyed them. In that is a sign, but most are not believers.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils le traitèrent donc de menteur. Et nous les fîmes périr. Voilà bien là un signe! Cependant, la plupart dʹentre eux ne croient pas.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wan bawerî bi Hûd neanî, vêca me jî ew helak kirin. Bêguman di vê de îbretek heye, lê pirên wan bawerî nayînin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen betichtten zij hem van leugens en vernietigden Wij hen. Daarin is zeker een teken, maar de meesten van hen zijn niet gelovig.

Hollandaca — Siregar

Maar zij loochenden hem, dus vernietigden Wij hen. Voorwaar, daarin is zeker een Teken, maar de meesten van hen waren gew gelovigen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И отвергли они его [Худа] (не признав пророком Аллаха), и погубили Мы их (наслав на них холодный ветер). Поистине, в этом [в истории пророка Худа] – однозначно, знамение, но большая часть их (которые слышат эту историю) не становятся верующими!

Rusça — Osmanov

Они отвергли его, а Мы погубили их. Воистину, в этом - знамение, но большая часть их не веровала.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och när de kallade honom lögnare, lät Vi dem gå under. I detta ligger förvisso ett budskap (till människorna), men de flesta av dem vill inte tro.