Sözlük

ك ذ ب (KZ̃B)

K-z-b

Yalan demek olan كِذْب kavramı üzerinde daha önce صِدْق maddesini işlerken durmuştuk. Orada yalanın hem söylenen sözde hem de yapılan işte olabileceğini de belirtmiştik. Allah buyurur ki: إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ Yalanı ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydururlar (16/Nahl 105); وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَكَاذِبُونَ Allah münafıkların yalancı olduklarına şahitlik etmektedir (63/Münâfikûn 1). Bu âyette onların sözlerinin aslında doğru olduğunu, yalanlarının sözlerinde değil, inanç sistemlerinde olduğunu da daha önce açıklamıştık. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ Onun oluşunu/varlığını hiçbir yalanlayan da yoktur (56/Vâkıa 2). Bu âyette yalan, bizzat fiilin kendisine nispet edilmiştir. Tıpkı فِعْلَةٌ صَادِقَةٌ، ve فِعْلَةٌ كَاذِبَةٌ doğru bir iş ve yalan bir iş deyimlerinde olduğu gibi. Allah buyurur ki: نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ Yalancı günâhkâr bir perçem (96/Alak 16).

Bir adamın yalancılığını abartmak için رَجُلٌ كَذَّابٌ كَذُوبٌ كُذَبْذُبٌ كَيْذُبَانُ sözcüklerinden biri kullanılır. Aynı anlamda لاَ مَكْذُوبَةَ denir ki, bu da hiçbir yalan yok, yani, sana yalan söylemiyorum, demektir. كَذَبْتُكَ حَدِيثًا ifâdesi de senin sözünü yalan saydım manasına gelir. Allah buyurur ki: وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ Allah’a ve Resûlüne yalan söyleyenler otururlar (9/Tevbe 90).

Yalan söylemek demek olan كَذَبَ fiili, tıpkı لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ Ant olsun ki Allah, Elçisinin rüyasını doğru çıkardı. (48/Fetih 27) âyetinde geçen صَدَقَ fiili gibi iki mef’ûl alır. Bu anlamda كَذَبَهُ كَذِبًا ، كِذَّابًا denir ki, birine bir yalan söylemeyi dile getirir. Aynı şekilde أَكْذَبْتُهُ demek, onu yalancı gördüm, demektir. كَذَّبْتُه ifâdesi ise, doğru yada yalan söylediğine bakmaksızın bir kişinin yalan söylediğini belirtmek/kişiyi yalancılıkla itham etmektir.

Kur’ân-ı Kerim’de geçen تَكْذِيب formu ise, doğru olanı yalan saymak anlamında kullanılmıştır. Allah buyurur ki: كَدَأْبِ آَلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا Firavun ailesi ve onlardan öncekiler gibi; onlar, âyetlerimizi yalan saymış olmaları nedeniyla yakalayıvermişti (3/Âl-i İmrân 11); قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ Nuh: Ya Rabbi! Beni yalanla itham etmelerine karşı bana yardım et! dedi (23/Mü’minûn 26).

Yine buyurur ki: بَلْ كَذَبُوا بِالْحَقِّ Aksine onlar, Hakkı yalan saydılar (50/Kâf 5); كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا Onlardan önce Nuh’un kavmi de Doğruyu yalan saymışlardı; onlar da Kulumuzu yalancı saydılar (54/Kamer 9); كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ Semûd ve Âd (kavimleri de), kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı (69/Hâkka 4); وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ (Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saymışlardı (22/Hac 42).

وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı (35/Fâtır 25); فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآَيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ Onlar aslında seni yalancı saymıyorlar; zalimler Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar (6/En’âm 33) âyetinde geçen يُكَذِّبُونَكَ fiili hem şeddesiz hem de şeddeli biçimde okunmuştur; anlamı da: Onlar senin bir yalan söylediğini görebilmiş değillerdir ve senin bir yalan söylediğini ispat da edemezler.

حَتَّى إِذَا اسْتَيْئَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا Ta ki, peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hâle gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini zannedinceye kadar (12/Yûsuf 110) âyetinde geçen كُذِبوُا ifâdesi ise, peygamberler, kendilerine gönderildikleri insanlar tarafından yalancılıkla suçlandıklarını öğrendikleri zamana kadar demektir.

Öyle ise, burada geçen كُذِّبوُا fiili, tıpkı فُسِّقوُا زُنّوُا خُطِّئوُا fiilleri gibidir. Onlar nasıl dinden çıkmakla, zina yapmakla ve yanlış yapmakla suçlanmayı ifâde ederlerse, bu fiil de, yalan söylemekle suçlamak anlamına gelir. Bunun en açık delili şu âyetlerdir: وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ Eğer onlar seni yalancılıkla itham ederlere, senden önce de birtakım peygamberler, yalan söylemekle suçlanmışlardır (35/Fâtır 4); وَكَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا آَتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلِي فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ Onlardan öncekiler yalanlamışlardır. Bunlar onların onda birine erişmiş değildir. Onlar, Peygamberlerimi yalancılıkla suçladılar; bak inkârın sonu nice oldu (34/Sebe 45); إِنْ كُلٌّ إِلاَّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ Onların hepsi de kendilerine gönderilen peygamberleri yalancılıkla suçladılar da azabı hakkettiler (38/Sâd 14).

Yûsuf 110. âyette geçen yalanlama ile ilgili fiil şeddesiz olarak كُذِبوُا şeklinde de okunmuştur. Bu da كَذَبْتُكَ حَدِيثًا ifâdesi gibidir ki, senin sözünü yalan saydım manasına gelir. Buna göre âyet-i kerimenin manası şöyle olur: Kendilerine Peygamber gönderilen insanlar, peygamberin kendilerine eğer iman etmezlerse, Allah’ın azabının kendilerine geleceğine ilişkin bilgilendirmede yalan söylediğini sanmaya başlayıncaya kadar Onların böyle sanmalarının nedeni ise, Yüce Allah’ın onlara belli bir zamana kadar süre verdiğinin ve bu sürede tüm yaptıkları ve söylediklerinin kaydedilmekte olduğunu yeterince idrak etmemelerindendir.

Yüce Allah’ın: لاَ يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلاَ كِذَّابًا Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan duyarlar (78/Nebe’ 35) âyetinde geçen كِذَّابًا sözcüğü ise, yalanlama anlamındadır. Yani: Orada kimse yalan söylemez ki, birileri, diğerlerini yalan söylemekle suçlasın. Cennette yalanlamanın olmadığının bildirilmiş olması, orada yalanın olmadığını bildirmeyi de gerektirir. Bu kelime birbirlerine yalan söylemek anlamına gelen مُكَاذَبَة kökünden bakılarak كِذَابًا şeklinde de okunmuştur. Yani: Onlar, orada, insanların dünyada birbirlerine yalan söyledikleri gibi, birbirlerine yalan söylemezler. Bu anlamda حَمِلَ فُلاَنٌ عَلَى قِرْنِهِ فَكَذَبَ falan adam başını önüne eğdi, eğildi (büzüldü) ve yalan söyledi, denmektedir. Bunun zıddı olan bir durumu tasvir etmek için de, صَدَقَ doğru söyledi, ifâdesi kullanılmaktadır. Aynı anlamda eğer bir dişi devenin daha uzun süre süt vereceği tahmin edilir de, bu kadar devam etmezse, bu durumu anlatmak için كَذَبَ لَبَنُ النَّاقَةِ devenin sütü yalan söyledi, denir.

Hac sana yalan oldu anlamına gelen كَذَبَ عَلَيْكَ الْحَجُّ sözüne gelince, Hac sana farz oldu, artık onu yapmalısın, demektir. Gerçeği ise, bunun üçüncü şahıslarla ilgili zamanı gecikmiş bir hüküm olduğudur. Tıpkı: قَدْ فَاتَ الْحَجُّ فَبَادِرْ Hac geçti; acele et sözü gibi. Burada geçti demek, gerçekten geçti demek değil, geçeyazdı anlamını taşır.

Mansup [son harekesi fetha] olarak كَذَبَ عَلَيْكَ اْلعَسَلَ söylenmesi, bir kişiye teşvik yollu عَسَلُ yemeğini tavsiye etmektir. Kimileri ise, buradaki عَسَل aslında bir çeşit koşma olan kurt yürüyüşü anlamına gelen عَسَلاَنُ demek olduğunu söylemişlerdir.

Boya ile değişik biçimde boyanıp nakışlı gibi duran elbiseye de كَذَّابَة adı verilir ki, bu adı almasının nedeni, duruşu ile gerçeği arasında bir uyumsuzluk olduğundan kendi kendini yalanması özelliğindendir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →