ك س و (KSW)
K-s-e
Şairin şu sözüne gelince:
فَبَاتَ لَهُ دُونَ الصَّبَا وَهِيَ قُرَّةٌ *** لِحَافٌ وَمَصْقُولُ اْلكِسَاءِ رَقِيقُ -385
385- Orada geceledi, saba rüzgârına karşı soğuk olduğu hâlde,
Bir yorgan ve giysinin parlağı ve incesi.
Denmiştir ki: Burada geçen كِسَاء kelimesi, kaymağın üzerinde biriktiği süt demektir. Diğer bir şair ise, şöyle demiştir:
حَتىَّ أَرَى فَارِسَ الصَموُتِ عَلَى *** أَكْسَاءِ خَيْلٍ كَأَنَّهَا اْلإِبِلُ -386
386- Samût’un süvarisini görünceye kadar üzerinde,
Giyinik bir atın, sanki deveymiş gibi.
Denmiştir ki: Burada geçen أَكْسَاء sözcüğü, topukları üzerine demektir. Bunun aslı ise, devenin koşması, ardından dumanların kalkması, kendisinin de bu duman altında kalması ve onu giyinmiş gibi olmasıdır. Bu göre, sanki o, deveye tozdan bir elbise giydirmiş, olmaktadır.