ك ب ر (KBR)
K-b-r
Bu âyette geçen كَبِير (büyüktür) sözcüğü كَثِير (çoktur) şeklinde de okunmuştur. Her iki kıraatle okunması uygun görülmüştür.
Büyüklük, asıl itibariyle somut şeyler için kullanılır. Bunun yanında istiâre yoluyla soyut şeyler için de kullanılabilmektedir. Yüce Allah’ın: يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لاَ يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلاَ كَبِيرَةً إِلاَّ أَحْصَاهَا Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş dediklerini görürsün (18/Kehf 49); وَلاَ أَصْغَرُ مِنْ ذَلِكَ وَلاَ أَكْبَرُ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır (34/Sebe 3); وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ اْلأَكْبَرِ Ayrıca en büyük hac günü, Allah ve Resûlü tarafından insanlara bir ilandır ki (9/Tevbe 3).
Bu âyette haccın, en büyük, sıfatıyla birlikte anılması da umre’nin, küçük hac olduğuna dikkat çekmek içindir. Nitekim Peygamber (sas): اَلْعُمْرَةُ هِيَ الْحَجُ اْلاَصْغَرُ Umre, küçük hactır, buyurmuştur.
Büyüklük, bazen zaman baz alınarak söylenir. Sözgelimi, فُلاَنٌ كَبِير falan adam büyüktür dendiğinde, onun daha yaşlı olduğu anlaşılır. Bu konuda Yüce Allah: إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara öf, bile deme (17/İsrâ 23); وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş (2/Bakara 266); وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ …Bana ihtiyarlık gelip çattı, karım ise kısırdır, dedi (3/Âl-i İmrân 40).
Büyüklüğün, bazen de makam, üstünlük baz alınarak söylendiği de açıktır. Yüce Allah’ın şu âyetleri buna misaldir: قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهُ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ De ki: Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür? De ki: Allah, benimle sizin aranızda şahittir (6/En’âm 19).
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir (13/Ra’d 9); فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا إِلاَّ كَبِيرًا لَهُمْ Onları parça parça etti. Yalnız onların büyüğünü sağlam bıraktı (21/Enbiyâ 58); قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا İbrahim: Belki onu şu büyükleri yapmıştır (21/Enbiyâ 63); وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا Böylece, her kentte büyükleri (ileri gelenleri), oranın suçluları yaptık ki, orada hileler çevirsinler (6/En’âm 123); yani: Onların liderlerini.
إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür (20/Tâhâ 71), yani: başkanınız.
Bu manada وَرَثَهُ كَابِرًا عَنْ كَابِرٍ onu büyükten büyüğe miras aldı, denmektedir ki, kardı yüce bir baba, kendisi gibi bir babadan onu devraldı, demektir.
كَبِيرَة ise, cezası büyük olan her günâh manasında kullanılır. Bu kelimenin çoğulu ise, كَبَائِر şeklindedir. Allah buyurur ki:
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلاَّ اللَّمَمَ Onlar ki günâhın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar, yalnız bazı küçük kusurlar hariç (53/Necm 32); إِنْ تَجْتَنِبُوا كَبَائِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ Eğer siz, yasaklandığınız büyük günâhlardan sakınırsanız (4/Nisâ 31), bununla kastedilen şirktir, denmiştir. Çünkü: Allah buyurur ki: يَا بُنَيَّ لاَ تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ Oğulcuğum; Allah’a şirk koşma, şüphesiz şirk büyük zulümdür (31/Lokmân 13).
Kimileri ise, bu âyette geçen كَبَائِر kelimesinin hem şirk hem de zina, haram kılınmış olan cana kıyma vb. gibi büyük günâhlar olduğunu söylemişlerdir. Onun için Allah buyurur ki: إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْئًا كَبِيرًا Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur (17/İsrâ 31) ve قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا De ki: Bu ikisinde büyük bir günâh, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günâhları, menfaatlerinden daha büyüktür (2/Bakara 219).
كَبِيرَةkelimesi, bunların yanında ağır ve zor gelen şeyler için de kullanılır. Bu manada Allah buyurur ki: وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah’a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir (2/Bakara 45); كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi (42/Şûrâ 13);وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse (6/En’âm 35); كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır (18/Kehf 5).
Son âyette geçen كَبُرَتْ كَلِمَةً ifâdesi, bunun günâhlar içindeki büyük yerini ve cezasının büyüklüğüne dikkat çekmektedir. Onun için Allah buyurur ki: كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ اللَّهِ أَنْ تَقُولُوا مَا لاَ تَفْعَلُونَ Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında büyük bir günâhtır (61/Saf, 3).
وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ Bu günâhın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır (24/Nûr 11), sözü, İfk Olayı’nı çıkaranlara işarettir. Kötü bir yol/çığır açan her insanın lider konumunda olduğunda günâhının daha çok olacağına dikkat çekmektedir.
إِنْ فِي صُدُورِهِمْ إِلاَّ كِبْرٌ مَا هُمْ بِبَالِغِيهِ Göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır (40/Mü’min 56), bu âyette geçen كِبْرٌ kelimesi, تَكَبُّرٌ büyüklenmek, anlamındadır. Kimisi ise, bunun yaşlılık anlamından gelen büyük bir iş olduğunu söylemiştir. Tıpkı şu âyet gibi: وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيم Bu günâhın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır (24/Nûr 11).
Aynı kökten gelen كِبْر تَكَبُّر ve اِسْتِكْبَار kelimeleri de mana olarak birbirine yakındır. Bunlardan كِبْر , insanın kendini beğenmesinden, başkasını küçük görmekten doğan insana mahsus bir tutum/davranıştır. Bu insanın kendini başkasından büyük görmesidir. تَكَبُّر ise, büyüklenmektir. Tekebbürün en büyüğü ise, Allah’a karşı gösterilen büyüklenmedir. Bu da hakkı kabul etmemekten ve Allah’a karşı boyun eğip bağlanmayı kendine yedirememekten kaynaklanır.
اِسْتِكْبَار ise, iki şekilde ortaya çıkar.
Birincisi: İnsanın büyüme yollarını araması ve büyük olmayı arzu etmesidir. Bu, eğer gerekli şekilde, gereken yerde ve gereken zamanda olursa, güzeldir.
İkincisi: Kişinin kendini tok göstermesi ve kendisinde olmayan şeyi varmış gibi yapmasıdır. İşte kötü görülmüş olanı budur. Kur’ân’da geçenleri bu anlamdadır. Allah buyurur ki: فَسَجَدُوا إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ secde etmişlerdi de, İblis reddetmiş ve büyüklenmişti (2/Bakara 34).
Yine buyurmuştur ki: أَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? (2/Bakara 87); وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler (71/Nûh 7); اسْتِكْبَارًا فِي اْلأَرْض (Bu da) yeryüzünde bir kibirlenmedir (35/Fâtır 43); فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي اْلأَرْض بِغَيْرِ الْحَقِّ Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar (41//Fussilet 15); بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِي اْلأَرْض بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ Bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı (46/Ahkâf 20).
إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak (7/A’râf 40), قَالُوا مَا أَغْنَى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ Şöyle derler: Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadı (7/A’râf 48); وَإِذْ يَتَحَاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفَاءُ لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِنَ النَّارِ قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُلٌّ فِيهَا إِنَّ اللَّهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ Hele ateş içinde birbirlerini suçlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: Hani bizler size tabi idik. Şimdi siz bizden bir ateş nöbetini savabiliyor musunuz? derler. Büyüklük taslayanlar da şöyle derler: Evet, hepimiz onun içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü vermiştir (40/Mü’min 47-48).
Burada Yüce Allah, müstekbirleri, zayıfların karşısına koymuştur. Böylece onların istikbarlarının onların bedeni ve mali kuvvete sahip olmalarından kaynaklandığına dikkat çekmiştir.
Allah buyurur ki: قَالَ الْمَلاَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ آَمَنَ مِنْهُمْ Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, içlerinden zayıf görünen mü’minlere: dediler (7/A’râf 75). Burada da, müstekbirler, müstazaflar ile karşıt olarak kullanılmıştır.
فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ Onlar ise, her şeye rağmen büyüklendiler ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular (7/A’râf 133) âyetinde فَاسْتَكْبَرُوا Büyüklendiler, ifâdesiyle onların kendilerini büyük görmelerine, kendilerini beğenmelerine ve kendilerini büyük görerek Ona kulak vermeye yanaşmadıklarına dikkat çekmiştir. وَكَانُوا قَوْمًا مُجْرِمِينَ ve çok mücrim (suçlu) bir kavim oldular ifâdesiyle de onları böyle davranmaya iten sebebin de onların daha önceki suçları olduğuna, bunun onların yaptığı yeni bir şey olmadığına, onların öteden beri tutum içinde olduklarına işaret edilmiştir.
Yüce Allah: فَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلآَخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ Bununla beraber âhirete inanmayanların kalpleri inkârcı, kendileri de büyüklenen kimselerdir (16/Nahl 22) buyurmuş ve ardından da: إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ Doğrusu Allah, kendilerini büyüklenip hakkı kabul etmeyenleri sevmez (16/Nahl 23) diye devam etmiştir.
Büyüklenme anlamına gelen تَكَبُّر da iki şekilde kullanılır:
Birincisi: İnsanın yaptığı iyiliklerin gerçekten diğer insanların yaptıkları iyiliklerden çok ve fazla olmasıdır. Kelimenin bu manası baz alınarak Yüce Allah tekebbür sahibi olmakla nitelendirilmiştir: الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ Üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır (59/Haşr 23).
İkincisi: İnsanın kendini zoraki öyle göstermesi ve bununla şişinmesidir. İşte insanların geneli hakkında kullanılan tekebbür bu anlama gelir. Sözgelimi, فَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ Bak, büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür! (39/Zümer 72); كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler (40/Mü’min 35).
Buna göre, eğer tekebbür birinci anlamıyla bir kişinin vasfı olursa, bu مَحْمُود güzel görülmüştür. Kim de ikinci anlamında tekebbür sahibi olursa, bu da مَذْمُوم kötü görülmüştür. Bu ayırımı yapmanın faydası ise şudur: Bazen bir insan tekebbür sahibi olduğu hâlde onun bu hâli, kötü görülmeyen kibir kapsamında ele alınmış olabilir.
Yüce Allah: سَأَصْرِفُ عَنْ آَيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي اْلأَرْض بِغَيْرِ الْحَقِّ Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimizi anlamaktan uzak tutacağım (7/A’râf 146) sözünde kendilerini büyük görenlerin haksız olduğunu bildirmiştir. كَذَلِكَ يَطْبَعُ اللَّهُ عَلَى كُلِّ قَلْبِ مُتَكَبِّرٍ جَبَّارٍ . İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler (40/Mü’min 35) âyetinde ise, قَلْبِ kalbi, مُتَكَبِّرٍ mütekebbir’e yani kendini büyük görene izafe etmiştir. Tenvin ile okuyanlar ise, قَلْبٍ مُتَكَبِّرٍ büyüklenen bir kalp, مُتَكَبِّرٍ sözcüğünü, قَلْب kelimesinin sıfatı olarak kabul etmişlerdir.
Ululuk, büyüklük anlamına gelen كِبْرِيَاء ise, mutlak anlamda bağlılığa burun kıvırmaktır. Bu sıfatı, Allah’tan başkası hak edemez; zira: Allah buyurur ki: وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ Göklerde ve yerde büyüklük ve hâkimiyet O’nundur (45/Câsiye 37).
Peygamber (sas) da Yüce Allah’tan aldığı kutsi bir hadiste şöyle buyurmaktadır: اَلْكِبْرِيَاءُ رِدَائِي وَالْعَظَمَةُ إِزَارِي فَمَنْ نَازَعَنِي فِي وَاحِدٍ مِنْهُمَا قَصَمْتُهُ Ululuk benim abam, büyüklük de benim kaftanımdır. Kim bunların birinde benimle yarışmaya kalkarsa, onu belini kırarım.
Yüce Allah da buyurur: قَالُوا أَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آَبَاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَاءُ فِي اْلأَرْض Dediler ki: Sen bizi, atalarımızdan kalan yoldan çeviresin de yeryüzünde büyüklük/saltanat ikinizin olsun diye mi geldin? (10/Yûnus 78).
أَكْبَرْتُ الشَّيْءَ Bir şeyi büyüklemek, onu, büyük görmek, demektir. Allah buyurur ki: فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ Onu, görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve ellerini kestiler (12/Yûsuf 31).
تَكْبِيرise, bu şekilde birini büyük görmek anlamında olduğu gibi, اَللهُ أَكْبَرُ demek suretiyle Yüce Allah’ı bir tazim/ululama şekli olarak da kullanılır. Bunun yanında Allah’a kulluk yapmak, ululamasını hissetmek anlamlarında da kullanılır. Şu âyetler bu manasına işaret etmektedir: وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ Size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı ululamanızı ister (2/Bakara 185); وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا …Tekbir getirerek O’nu noksanlıklardan yücelt de yücelt (17/İsrâ 111); لَخَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَاْلآَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür, fakat insanların çoğu bilmezler (40/Mü’min 57).
Bu son âyet, Yüce Allah’ın göklerde ve yeryüzünde sergilediği hayret engiz sanatının inceliklerine mahsus özelliklerine ve onlarda gizlediği hikmetine işarettir. Bu hikmetleri anlayabilecek insanlar çok azdır. Yüce Allah, şu sözü ile onların temel vasıflarını bildirmektedir: وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَاْلآَرْضِ göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler (3/Âl-i İmrân 191). Yer ve göğün kütlesel büyüklüğünü ise, insanların çoğu bilirler.
Yüce Allah’ın: يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ Biz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız (44/Duhân 16) sözü ise, bir uyarı niteliğindedir. Buna göre, kâfire dünyada ve Berzah aleminde dokunacak olan azabın tamamı, kıyamet gününün azabıyla karşılaştırıldığında basit ve küçük kalacaktır. كُبَار formu, كَبِير formundan daha etkili/derin anlamlıdır. كُبَّار kavramı ise, bundan da daha etkili/beliğdir. Allah buyurur ki: وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا Büyük büyük tuzaklar kurdular (71/Nûh 22).