ك ي د (KYD̃)
K-y-d
Tıpkı: وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günâhlarını artırsınlar diye veriyoruz. (3/Âl-i İmrân 178); وَأَنَّ اللَّهَ لاَ يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ Gerçekten Allah hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz (12/Yûsuf 52).
Burada hainlerin özellikle belirtilmiş olmalarının nedeni, kendi tuzağıyla hainlik düşünmeyen kimi insanların bu tuzaklarının amacına ulaşabileceğine dikkat çekmek içindir. İşte burada Hz. Yusuf’un kardeşi için düşündüğü uzağın amacı hainlik değildir.
وَتَاللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَامَكُمْ بَعْدَ أَنْ تُوَلُّوا مُدْبِرِينَ Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım (21/Enbiyâ 57) âyetinde demek istenen ise, ben onlara bir kötülük düşünürüm, demektir.
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ اْلأَسْفَلِينَ Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük (37/Sâffât 98);
فَإِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ Eğer elinizden geliyorsa bana karşı dilediğiniz tuzağı kurun (77/Mürselât 39); إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. (20/Tâhâ 69); فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin. (20/Tâhâ 64).
Arapça’da kullanılan: فُلاَنٌ يَكِيدُ بِنَفْسِهِ falan kendini kandırıyor deyimi, kendine cömert davranıyor manasındadır.
كَادَ الزَّنْدُ Zend, olmak üzere, deyimi ise, ağaç kısmının yanmasıyla ateş çıkarmaya yarayan çakmağın, bu ağaç kısmının hayli geç yanması anlamını taşır. Burada كَادَ fiilinin kullanılması, onun yakınlık bildiren fiillerden (ef’âl-i mukârebe) olmasındandır. Henüz yapılmamış bir iş için كَادَ يَفْعَلُ denir. Eğer başında olumsuz harfi varsa, bu durumda, o işin yapıldığını, onun yapılmamaya çok yakın olduğunu ifâde eder.
Şu âyetler bu konuda birer misaldir: وَإِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتَفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَإِذًا لَاتَّخَذُوكَ خَلِيلاً وَلَوْلاَ أَنْ ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدْتَ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْئًا قَلِيلاً (Ey Muhammed!) Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi. Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, nerdeyse sen onlara dayanacaktın (17/İsrâ 73, 74); تَكَادُ السَّمَوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ اْلأَرْض وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا Az kalsın, söyledikleri sözden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp dağılacaktı (19/Meryem 90); يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ Şimşek onların neredeyse gözlerini kapıverecek (2/Bakara 20).
Yine buyurur ki: يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آَيَاتِنَا Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. (22/Hac 72); قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ Ona şöyle der: Allah’a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin (37/Sâffât 56).
Bu fiil ile birlikte kullanılacak olan olumsuzluk harfinin ondan önce gelmesiyle, sonra gelmesi arasında fark yoktur. Şu iki âyette olduğu gibi: وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ Az kaldı yapmayacaklardı (2/Bakara 71); لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا neredeyse hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar? (4/Nisâ 78).
Bu كَادَ fiiliyle beraber أَنْ edatı ise, neredeyse hiç kullanılmaz. Sadece şiirde zaruret hâlleri hariç. Der ki:
401- قَدْ كَادَ مِنْ طُولِ اْلبِلَى أَنْ يَمْصَحَا
401- Eskimişliğin uzunluğundan neredeyse, mash olacaktı.
Yani, göçüp gidecek ve silinip süpürülecekti.