Sözlük

ك و ن (KWN)

K-v-n

كَانَ geçmiş zamanı bildiren bir fiildir. Yüce Allah’ın pek çok sıfatında onların ezeli olduklarını bildirir. Allah buyurur ki: وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا Allah her şeyi hakkiyle bilendir (33/Ahzâb 40); وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرًا Allah, her şeye kâdirdir (33/Ahzâb 27).

Bir şeyin cinsi/türü anlatılırken onun bir vasfı/özelliği hakkında kullanılan ve onda var olan bir niteliğe bağlı biçimde gelen كَانَ fiili ise, bu niteliğin söz konusu varlıkta her zaman mevcut olduğunu ve çok az zaman/durumlarda ondan ayrıldığına dikkat çeker. Meselâ, Yüce Allah’ın insan hakkında: وَكَانَ الْإِنْسَانُ كَفُورًا Zaten insan çok nankördür (17/İsrâ 67); وَكَانَ الْإِنْسَانُ قَتُورًا Doğrusu insan çok cimridir (17/İsrâ 100); وَكَانَ الْإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلاً İnsan ise, her şeyden çok mücadelecidir (18/Kehf 54) buyurur.

Bu âyetlerde kaydedilen insan nitelikleri, onların insanda devamlı olarak mevcut olduklarını ve çok az durumlarda/zamanlarda ondan ayrıldıklarına dikkat çekmektedir.

Şeytan hakkında gelen nitelemeler de böyledir. Şu âyetler de onun bazı vasıflarına işaret etmektedir: وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنْسَانِ خَذُولاً Şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakmaktadır (25/Furkân 29); وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür (17/İsrâ 27).

Bu كَانَ fiili, eğer geçmiş zaman kipiyle kullanılırsa, bu durumda söz konusu varlık belirtilen nitelikler üzere kalmış da olabilir; sonradan değişmiş de olabilir. Birincisini az önce verdik. İkincisine misal ise şu cümledir: كَانَ فُلاَنٌ كَذَا ثُمَّ صَارَ كَذَا Falan adam daha önce şöyleydi, şimdi şöyle oldu.

كَانَ fiilinin kullanıldığı bu geçmiş zamanın çok önceleri geçmiş olması ile bu كَانَ fiilinin kullandığı zamandan az önce meydana gelmiş olması arasında fark yoktur. كَانَ فِي أَوَّلِ مَا أَوْجَدَ اللهُ تَعَالَى Yüce Allah’ın ilk yarattığı şeyler arasında şu vardı. كَانَ آدَمُ كَذَا Hz. Adem, şöyle şöyleydi demek ile, كَانَ زَيْدٌ هَهُنَا Zeyd, az önce buradaydı, demek arasında كَانَ fiilinin kullanılması açısından fark yoktur. Bir çok eski bir olay, diğeri az önce meydana gelen bir olay olması arasında bu fiilin kullanılabileceği açısında fark yoktur.

Bundan dolayı Yüce Allah’ın: فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Onlar; Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz? dediler (19/Meryem 29). Burada كَانَ ile Hz. İsa ve az önce görülmüş olan hâline/durumuna işaret edilmiştir. Bu, hâle işarettir, diyenlerin sözleri ise, tutarlı bir şey değildir. Çünkü bu, daha önce geçmiş olan bir olaya işarettir. Fakat, bu zaman, onların bu sözleri söyledikleri zamana yakındır.

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. (3/Âl-i İmrân 110) âyetine gelince, burada geçen كُنْتُم fiilinin manası konumunuz budur, manasında olduğu söylenmişse de, bu tutarlı bir görüş değildir. Aksine bu, Yüce Allah’ın takdirinde ve hükmünde böyle idiniz, demektir.

وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. (2/Bakara 280) âyeti ise, deniyor ki manası: Elde edildi ve meydana geldi, demektir. Bazı insanlar, كَوْن kavramını bir cevherin kendisinden daha aşağı bir cevhere dönüşmesi anlamında kullanırlar. Kelamcıların çoğu ise, onu, yoktan var etme (yaratma) manasında kullanırlar.

كَيْنُونَة bazı dilbilim uzmanlarına göre, فَعْلُولَة kalıbında olan bir kelimedir. Aslı ise, كَوْنُونَة şeklindedir. Kullanımda vâv harfini zammeli kullanmaktan hoşlanmadıkları için, onu böyle değiştirmişlerdir.

Sibeveyh ise, كَيْنُونَة sözcüğü, فَيْعِلُولَة kalıbındadır. Sonra bunlar birbirinin içine katılmış ve كَيِّنُونَة olmuştur. Bu tıpkı, مَيِّت kelimesinin مَيْت şeklinde yazılması gibidir. Bu مَيِّت sözcüğünün de aslı, مَيْوِت biçiminde gelir. Araplar, aslına bakarak مَيِّت kelimesinde olduğu gibi onu كَيِّنُونَة şeklinde söylemezler.

Yer, makam, önem, durum anlamlarında kullanılan مَكَان kelimesine gelince, bunun aslı كَانَ يَكُونُ fiilindendir. Dillerinde bu çokça kullanılmaya başladığında başındaki mîm harfi kelimenin aslından sanılmıştır. O zaman bunun yerine تَمَكَّنَ fiili kullanılmıştır. Bu tıpkı yoksul, zavallı manasını taşıyan مِسْكِين yerine تَمَسْكَنَ fiilinin kullanılması gibidir.

اِسْتَكَانَ فُلاَنٌ falan adam boyun eğdi, itâat etti, uysallaştı deyimi ise, boyun eğdiğinden dolayı şikâyet etme, tepki göstermeyi bıraktı, sakinleşti, demektir. Allah buyurur ki: فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ Yine Rablerine boyun eğmediler, niyazda da bulunmâdilar (23/Mu’minûn 76).

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →