Sözlük

ك ر س (KRS)

K-r-s

Halk dilinde كُرْسِيُّ üzerine oturulan sandalye anlamına gelir. Bu anlamda Allah buyurur ki: وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَى كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ Ant olsun ki Süleyman’ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tövbe ile önceki hâline döndü (38/Sâd 34).

Bu kelime asıl itibariyle كِرْسُ sözcüğüne mensûbiyet ifâde eder ki, alışan, uyum sağlayan, yani, bir araya toplanan manasını taşır. Bir araya getirilip toplanan kağıtlara bu anlamda كُرَّاسَة adı verilir. Aynı anlamda كَرَسْتُ اْلبِنَاءَ فَتَكَرَّسَ denmektedir ki, bir binanın temelini atmayı ve onu derli toplu hâle gelmesini dile getirir. Bu anlamda şair el-Accâc şöyle der:

384- يَا صَاحِ هَلْ تَعْرِفُ رَسْمًا مُكْرَسَا قَالَ: نَعَمْ أَعْرِفُهُ، وَأَبْلَسَا

384- Ey çığlık atan! Sen toplanmış bir resim bilirmisin

“Evet, onu tanırım”, dedi ve kayboldu.

Bir şeyin aslı anlamına geldiğinden كِرْسُ sözcüğü, هُوَ قَدِيمُ الْكِرْسِ deyiminde bir kişinin kök olarak asil olduğunu ve asaletinin çok eski olduğunu ifâde eder. Her derli toplu hâlde bulunan şey için de كِرْسُ adı verilir.

كَرُّوسُ ise, büyüklüğünden dolayı, başının bazı parçaları diğer bazılarına binen/dolanan şey demektir.

Yüce Allah’ın: وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَاْلآَرْضَ O’nun Kürsî’si gökleri ve yeri içine almıştır (2/Bakara 255) sözüne gelince, İbn Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre, bu âyette geçen Kürsî’den kasıt ilimdir. Allah’ın Kürsî’si, O’nun mülküdür/hakimiyetidir, diyenler de vardır. Bazıları ise, tüm felekleri kuşatan feleğin adı, Kürsî’dir, derler. Derler ki: bu görüşü, وَمَا السَّمَوَاتُ السَّبْعُ فِي الْكُرْسِيِّ إِلاَّ كَحَلْقَةٍ مُلْقَاةٍ بِأَرْضٍ فَلاَةٍ Kürsî’de, Yedi Gök, bir çöle atılmış bir halkadan başka bir şey değildir, rivâyeti de desteklemektedir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →