Sözlük

ا ي ي (ÊYY)

Bilgi almak istemede أَيُّ bir şeyin cinsini, türünü sormak, onu belirtmek için kullanılır. Bu hem haberde hem cevap cümlesinde kullanılır. أَيّاً مَا تَدْعُوا فَلَهُ اْلأَسْمَاءُ الْحُسْنَى Hangisini çağırırsanız fark etmez; çünkü O’nun Güzel İsimleri vardır (17/İsrâ 110); أَيَّمَا اْلأَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلاَ عُدْوَانَ عَلَيَّ iki süreden hangisini bitirirsem bana karşı bir haksızlık edilmeyecek (28/Kasas 28).
الآيَة Âyet ise, apaçık alâmet, gerçekliği açık olan her şey için kullanılabilir, açıklığı ortaya çıkmamış şeylerden asla ayrılmaz. Bir kişi onların açık kısmını kavradığında, onun bizzat idrak edemediği diğer tarafını da kavradığını anlar. Çünkü, onların her ikisinin de hükmü aynıdır. Bu mahsûsât/maddî hem de ma’kûlât/aklî alanlarda açıktır. Meselâ bir kişi izlediği yolun şartlar ne olursa olsun işaretsiz olmayacağını biliyorsa, işareti bulduğunda, yolu da bulduğunu bilir. Aynı şekilde bir şeyin yaratılmış olduğunu öğrendiğinde, onun bir yaratıcısının da olması gerektiğini bilir.
الآيَة âyetin türediği kelime ya أَيُّ kelimesidir, çünkü: O, bir şeyi diğerinden ayırmaktadır. ya da أَوَى إلَيْهِ sözünden alınmadır.
Doğru olan ise, آيَة âyet kelimesinin sağlamlaştırma ve bir şey üzerinde durma anlamına gelen تَأَيُّي sözcüğünden türetildiğidir. Bu anlamda تَأَيَّ denir ki, yumuşak davran demektir. ya da أَوَى إِلَيْهِ sözünden alınmıştır. Yüksek binaya da bunun için آيَة âyet denmiştir; أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ Siz her yüksek yere bir âyet (çok yüksek bir bina) dikerek eğlenmek mi istiyorsunuz? (26/Şuarâ 128) gibi.
Kur’ân’nın bir hüküm bildiren her demetine de âyet denir. Bu bir sure, birkaç cümle veya bir surenin bir cümlesi olabilir. Lafzi açıdan birbirinden ayrılmış her Kur’ân sözüne de âyet dendiğine rastlanmaktadır. Sureleri meydana getiren âyetler, bu son tanıma göre belirlenmiş ve böylece surelerin âyetleri tespit edilmiştir.
Yüce Allah’ın: إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ ِلآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ Göklerde ve yerde mü’minler için âyetler vardır (45/Câsiye 3) sözünde geçen âyetler ise, insanların bilgi düzeylerine göre farklılık arz eden, bunlara göre değişik bilgilere işaret eden ma’kûl âyetler demektir. Yüce Allah’ın şu sözü de bunun gibidir: بَلْ هُو آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَد بِآيَاتِنَا إِلاَّ الظَّالِمُونَ ُ Aksine O, apaçık âyetlerdir, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde. Bizim âyetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez (29/Ankebût 49); وَكَأَيِّن مِنْ آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ Göklerde ve yerde nice âyetler vardır.. (12/Yûsuf 105).
Bu kelime, Kur’ân’da bazı yerlerde آيَة âyet (tekil), bazı yerlerde ise, آيَاتٌ âyetler (çoğul) şeklinde zikredilmektedir. Bunun özel bir anlamı vardır, fakat bu kitap o tür konuların açıklandığı bir eser olmadığından bu konulara girmiyoruz.
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً Biz Meryem oğlunu ve annesini bir âyet yaptık (23/Mü’minûn 50) sözünde, bir âyet deyip, iki âyet dememiştir; çünkü: Her biri, kendi başına değil, diğeri ile bir âyet olmuştur. Yüce Allah’ın: وَمَا نُرْسِلُ بِاْلآيَاتِ إِلاَّ تَخْوِيفاً Biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz (17/İsrâ 59) sözündeki âyetler ise, bir görüşe göre, çekirge, kımıl, kurbağa ve benzeri gibi önceki ümmetlere gönderilen âyetlerdir. Böylece bunun ancak korkutulmak istenenlere gönderildiğine dikkat çekilmiştir. Bu ise, emir altında bulunanların en düşük derecesidir. Çünkü insan, hayır olan işleri üç şeyden dolayı elde etmek ister:
1. Arzu ettiğinden veya korktuğundan dolayı. Bu en düşük derecedir.
2. Elde etmek istediği şeyin övgüye değer olmasından dolayı.
3. Fazilet/erdem olduğundan dolayı. Bu da, o şeyin kendisi için [bir arzu, korku veya ihtiyaç değil] fazlalık olmasıdır. İşte derecelerin en yükseği budur.
Bu ümmet, Yüce Allah’ın: كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz (3/Âl-i İmrân 110) sözünde ifâde edildiği gibi, ümmetlerin en hayırlısı olduğundan, onları bu düşük dereceden kurtarmış ve içlerinde bulunan cahiller: فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ Bizim üzerimize gökten taş yağdır ya da bize dayanılmaz bir azap ver (8/Enfâl 32) deseler de kendilerine umumi azap gönderilmeyeceğine dikkat çekmiştir.
Âyetlerden maksat, delillerdir, diyenler de vardır. Böylece onlara sadece deliller gönderileceğine, Yüce Allah’ın: يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ Senden acele azap istiyorlar (29/Ankebût 54) beyanında dile getirdiği azaptan onları koruyacağına dikkat çekmiştir.
آيَة (Âyet) kelimesinin kökeni konusunda üç görüş vardır. Birine göre, kalıbı فَعَلَة dir. Bunun, حَيَاة (hayat] ve نَوَاة (nevât] gibi ikinci harfinin değil, üçüncü harfinin illet harfi olması gerekir, fakat, üçüncü harfinden önce ya harfi geldiğinden, رَايَة (râyet] gibi, bu harfi “sahîh” kılınmıştır. Diğer bir görüş ise, آيَة (âyet] kelimesinin kalıbı فَعْلَة ‘dir. Şeddeli olması istenmediğinden طيَِّئُ kelimesinin طَائِيُّ şekline dönüşmesi gibi, bu da dönüşmüştür.
Bir başka görüş ise, آيَة (âyet], فَاعِلَة kalıbındadır, aslı ise, آيِيَة olup tahfif edilerek آيَة (âyet] olmuştur. Bu görüş zayıftır, çünkü: Tasgirinde أُيَيَّة denmektedir; eğer فَاعِلَة kalıbından olsaydı, أُوَيَّة denmesi gerekirdi.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →