ا ت ي (ÊTY)
إتْيَان kelimesi kolayca bir gelişi ifâde eder. Onun için kendi yolunu izleyerek gelen sele أَتِيٌّ ve أتَاوِيٌّ adı verilir. Yabancı/garip kişi de sele benzetilerek ona da أتَاوِيٌّ denmiştir.
إتْيَان : Sözcüğü, bizzat gelmek için kullanıldığı gibi, emirle veya planla getirmek için de kullanılır. Öte yandan hem hayır, hem de şer için, hem somut şeyler, hem de soyut şeyler için kullanılır. Yüce Allah, bu manada: إِنْ اَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ اَتَتْكُمُ السَّاعَةُ : Eğer Allah’ın azabı size gelirse ya da kıyamet size gelirse (6/En’âm 40); أَتََي أَمْرُ اللّهِ : Allah’ın emri geldi (16/Nahl 1); فَأتََى اللّهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ : Allah da onların binalarını temellerinden getirdi/söküp attı (16/Nahl 26) buyurur. Yani, Yüce Allah, bunları düzenlemesi ve tedbiri ile yapar. وَجَاء رَبُّكَ : Rabbin geldiğinde (89/Fecr 22) sözü de bu anlamdadır.
Şairin şu sözü de bu anlamdadır:
5- أتَيْتُ الْمُرُوءَةَ مِنْ بَابِهَا
5- Yiğitliğe kapısından vardım.
فَلَنَاْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لاَ قِبَلَ لَهُمْ : Onlara, asla karşı koyamayacakları askerlerle kesin olarak geleceğiz (27/Neml 37); لاَ يَاْتوُنَ الصَّلاَةَ إِلاَّ وَهُمْ كُسَالَى : Namaza ancak tembel/uyuşuk bir hâlde gelirler (ye’tûne) (9/Tevbe 54); yani, namazı ancak tembel hâlde kılarlar. يَاْتِينَ الْفَاحِشَةَ : Fahişeyi getirenler (4/Nisâ 15), Abdullah’ın kıraatinde تَاْتِي الفَاحِشَةَ şeklindedir. Burada إتْيَان sözcüğünün kullanılması, لَقَدْ جِئْتِ شَيْئاً فَرِيّاً : Sen gerçekten iğrenç bir şey getirdin/yaptın (19/Meryem 27) âyetindeki getirme sözcüğünün kullanılması gibidir.
أتَيْتُ fiili, أتَوْتُ şeklinde de kullanılır. İçecek ekşiyip kaymak tuttuğunda قَدْ جَاءَ اَتْوُهُ denir. Bunun gerçek anlamı, gelmesi gereken noktaya (kıvamına) geldi demektir. Bu, fâil anlamında bir mastardır.
إتَاء , verimi çok olan bir toprak türüne denmektedir. Yüce Allah’ın; إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاْتِيّاً : Şüphesiz O’nun vadi gelendir (19/Meryem 61) sözünde geçen مَاْتِيًّا kelimesi أتَيْتُهُ fiilinin mef’ûl hâlidir. [Bu durumda gelendir değil de, getirilendir manasını ifâde eder]. Bazıları ise, buradaki مَاْتِيًّا kelimesinin آتِيًا manasında olduğunu belirterek, mef’ûlü, fâil konumuna getirmişlerdir, fakat bu doğru değildir. Aksine, أتَيْتُ الأمْرَ : İşe gittim ve أتَانِيَ اْلأمْرُ : İş, bana geldi; أتَيْتُهَ بِكَذَا : Ona şunu götürdüm ve آتَيْتُهُ كَذَا : Ona şunu verdim, denmesi daha doğrudur. Yüce Allah buyuruyor ki: وَأُتوُا بِهِ مُتَشَابِهاً : Onlara bir benzerlik verilmiştir (2/Bakara 25); فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لاَ قِبَلَ لَهُم بِهَا : Onlara, asla karşı koyamayacakları askerlerle kesin olarak geleceğiz (27/Neml 37); وَآتَيْنَاهُمْ مُلْكاً عَظِيماً : Biz onlara büyük bir mülk verdik (4/Nisâ 54).
[Kitâbın verilmesi bağlamında kullanılan her آتَيْنَا biz verdik, ifâdesi, her yerde yine bu bağlamda geçen اوُتوُا kendilerine verildi, ifâdesinden daha etkilidir. Çünkü اوُتوُا kelimesi, bazen onun kabul etmeyenlere verilmesi manasında da kullanılır; آتَيْنَاهُمْ biz onlara verdik, ifâdesi ise, ancak onu kabul edenler için kullanılır].
Yüce Allah’ın; آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ Bana demir kütlelerini getirin (18/Kehf 96) âyetinde geçen آتُونِي baba gelin, ifâdesi جِيئُونِي bana getirin manasındadır. Hamza, buradaki hemzeyi mevsûl hemzesi olarak okumuştur; yani; Bana getirin anlamında.
إيتَاء ise, vermek anlamına gelir. [Kur’ân’da, sadaka (zekât) vermek, özellikle إيتَاء kelimesiyle dile getirilmiştir.] Bazı misaller: وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ : Namazı kılınız; zekâtı veriniz (2/Bakara 277); وَإِقَامَ الصَّلاَةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ : Namaz kılmak, zekât vermek (21/Enbiyâ 73); وَلاَ يَحِلُّ لَكُمْ أَنْ تَأْخُذُوا مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئاً : Onlara verdiklerinizden herhangi bir şey almanız size helal değildir (2/Bakara 229); وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِ : ve kendisine maldan bir bolluk verilmemiş olan (2/Bakara 247).