ا م ر (ÊMR)
أَمْر kelimesi iş, durum anlamına gelir; çoğulu ise أُمُور şeklindedir. Bir kişiye bir şey yapmayı yüklemek anlamını taşıyan أَمَرْتُهُ fiilinin mastarıdır. Bu kelime genel bir lafızdır; hem fiiller hem de sözlerin tümünü içine alır. Yüce Allah’ın: وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الأَمْرُ كُلُّهُ Emrin tamamı ona çevrilir (11/Hûd 123) âyeti, bu anlama gelmektedir. قُلْ إِنَّ اْلأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ يُخْفُونَ فِي أَنْفُسِهِمْ مَا لاَ يُبْدُونَ لَك يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ اْلأَمْرِ شَيْءٌ َ De ki: İş, tamamen Allah’a aittir. Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizliyorlar. Bu işten bize bir şey olsaydı..., derler (3/Âl-i İmrân 154); وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ ve artık onun işi Allah’a kalmıştır (2/Bakara 275) âyetleri de bunun gibidir.
Eşsiz yaratmaya da emr denmiştir. Şöyle ki: أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَاْلأَمْرُ Dikkat edin yaratma da emr de Allah’a mahsustur (7/A’râf 54). Bu emr işi, sadece Yüce Allah’a tahsis edilmiştir. Diğer varlıklar için kullanılmaz. Yüce Allah’ın: وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا Ve her göğe görevini vahy etti (41/Fussilet 12) sözü bu manada yorumlanmıştır. Bilgeler de: قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي De ki: ruh, rabbimin emrindendir (17/İsrâ 85) âyetindeki emri, yaratmak olarak yorumlamışlardır.
إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ Biz bir şeyi istediğimizde ona ol deriz o da oluverir (16/Nahl 40) âyetinde işaret edilen mana, O’nun yaratması demektir ve bunu en özlü/kısa lafızlarla ifâde etmiştir; bizim bir işin yapımına ilişkin anlatacaklarımızın en etkili şeklini kullanmıştır. وَمَا أَمْرُنَا إِلاَّ وَاحِدَة Bizim emrimiz bir taneden başkası değildir (54/Kamer 50). Böylece âyette Allah’ın hızlı var edişi, insanın onu en hızlı şekilde anlayabileceği biçimde ifâde edilmiştir.
أَمْر Bir şeyi önermek veya öne sürmektir; bir şeye yönlendirmektir. Bu ister اِفْعَلْ yap ve لِيَفْعَلْ yapsın sözleri ile söylensin, isterse haber kelimeleri ile anlatılsın fark etmez; şöyle ki: وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ Boşanmış olan kadınlar, kendilerini gözetlerler (2/Bakara 228). Aynı şey, öne sürmek, işaret veya başka bir şeyle de olabilir. Yüce Allah’ın, Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmesini, emr diye adlandırması bunun bir örneğidir. إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ Rüyada seni kurban ettiğimi görüyorum; bir düşün, ne dersin? Dedi. O da cevaben: Babacığım! Sana emredileni yap (37/Sâffât 102). Burada Hz. İbrahim’in rüyasında gördüğü kurban etme işi, emr diye adlandırılmıştır.
Yüce Allah’ın: وَمَا أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ Firavunun emri doğru değildi (11/Hûd 97) âyetinde kullanılan emr sözcüğü, Firavunun, tüm sözlerini ve yaptıklarını kuşatan genel bir ifâdedir. أَتَى أَمْرُ اللّهِ Allah’ın emri geldi (16/Nahl 1) âyetindeki emr ise, kıyamete işarettir ve lafızların en kapsamlı olanı ile kullanılmıştır. بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْراً Aksine, sizin nefisleriniz size bir işi süsleyip kolaylaştırarak bir tuzak kurmuştur (12/Yûsuf 18) âyetinde sözü edilen emr/iş ise, اَلنََّفْسُ اْلأَمََّارَةُ nefsi emmarenin emrettiği kötülüktür.
أَمِرَ اْلقَوْمُ ifâdesi, topluluğun çoğaldığını anlatır; çünkü: Topluluk, çoğaldığında emir sahibi olur. Bu durumda onları idare eden birinin olması kaçınılmaz olur. Bu nedenle şair şöyle der:
26- لاَ يَصْلُحُ النَّاسُ فَوْضَى لاَ سُرَاةَ لَهُمْ
26- İnsanlar anarşi içinde; başlarında büyükleri olmadan ıslah olmazlar.
Yüce Allah’ın: أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا Onların mütreflerine/bol nimet içinde yüzdürülenlerine emrederiz (17/İsrâ 16) sözünde kullanılan أَمَرْنَا sözü, onlara itâatin emredilmesidir. Buradaki emernâ deyimi, onları çoğalttık anlamına gelir de, denmiştir. Ebû Amr, şöyle der: Çoğaltmayı anlatmak için emertu deyimi kullanılmaz. Eğer أَمَّرْتُ ve آمَرْتُ denecek olursa, ancak o zaman, çoğaltmak anlamını kazanır. Ebû Ubeyde, şöyle der: Bazen أَمَرْتُ da çoğaltma anlamında kullanılır. Şöyle ki:
خَيْرُ الْمالِ مُهْرَةٌ مَأْمُورَةٌ وَسِكَّةٌ مَأْبُورُةٌ
Malın en hayırlısı çoğalan tay ve aşılanmış hurma ağacı evleğidir.
Bu hadiste kullanılan fiil أَمَرْتُ şeklindedir. Bir kıraatte أَمَّرْنَا diye okunmuştur ki, onları emirler yaptık, demektir. Bir yerde emirlerin çokluğu, oradakilerin mahvına yol açar. Bu nedenle emirlerin çokluğunda, hiçbir hayır yoktur, denmiştir. Yüce Allah’ın: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا Böylece her kentin büyüklerini oranın suçluları kıldık (6/En’âm 123) âyetindeki manası da bu bağlamda yorumlanmıştır. Bir kıraatte ise, آمَرْنَا şeklinde okunmuştur ki, onları çoğalttık, demektir.
اِئْتِمَار da emri kabul etmeyi anlatır. istişare etmeye de i’timâr adı verilmiştir, çünkü: Bu durumda bazı insanlar, danıştıkları kimselerin görüşlerini kabul ederler. Yüce Allah: إِنَّ الْمَلأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ Şüphesiz ileri gelenler seni öldürmek için aralarında konuşuyorlar (28/Kasas 20) buyurmaktadır. Şair şöyle der:
27- وَآمَرْتُ نَفْسِي أَيَّ أَمْرِيَّ أَفْعَلُ
27- Nefsime danıştım, işlerimin hangisini yapayım diye.
Yüce Allah’ın: لَقَدْ جِئْتَ شَيْئاً إِمْراً Gerçekten sen çok tehlikeli bir iş getirdin (18/Kehf 71) âyetindeki إِمْراً sıfatı münker yani, kabul edilemez anlamındadır ve أَمِرَ اْلأَمْر deyiminden alınmıştır ki, bu da iş, büyüdü, çoğaldı, demektir. Tıpkı, اِسْتَفْحَلَ اْلأَمْر deyimi gibi.
Âyette geçen وَأُوْلِي الأَمْرِ ulu’l-emr (4/Nisâ 59) deyimi, bir görüşe göre, peygamber zamanındaki umerâ’yi/devlet ricalini kastetmektedir. Bunlar, kimilerine göre, ehl-i beytten olan imamlardır. Kimilerine göre ise, iyiliği emredenlerdir. İbn Abbâs şöyle der: Onlar Allah’a bağlı olan fakihler ve din ehlidir.
Aslında bu görüşlerin hepsi de doğrudur. Şöyle ki: İnsanların kendileri ile eğitildiği ulu’l-emr dört gruptur:
1. اَلأَنْبِيَاء Peygamberler; onların otoritesi, avam ve havasın hem dışlarına hem de içlerine nüfuz eder.
2. اَلْوُلاَة İdareciler; bunların otoritesi ise, avamın dışına nüfuz eder ama içlerine sirâyet edemez.
3. اَلْحُكَمَاء Bilgeler; bunların otoritesi, elit kesimin içlerine nüfuz eder fakat dışlarına etki edemez.
4. اَلْوَعَظَة Vaizler; onların da otoritesi, avamın içlerine nüfuz eder ama dışlarına hükmedemez.