ا و ل (ÊWL)
التَّأْوِيل [Te’vîl], asla dönüş anlamına gelen أَوْل kökünden gelmektedir. Onun için dönülen yere مَوْئِل denmiştir. Buna göre تَأْوِيل [te’vîl], bir şeyi, ilmen veya fiilen kendisinden kastedilen manaya çevirmektir. İlim açısından olanına örnek: وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ Onun te’vilini ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilir (3/Âl-i İmrân 7); fiil açısından örnek ise, Şairin şu sözündeki gibidir:
35- وَلِلأَْحِبَّةِ أَيَّامٌ تُذَكِّرُهَا
وَلِلنَّوَى قَبْلَ يَوْمِ اْلبَيْنِ تَأْوِيلُ
35- [Sevgililerin kendilerini hatırlatan günleri vardır]
Uzaklığın da ayrılık gününden önce bir te’vili/bilgisi vardır.
هَلْ يَنْظُرُونَ إِلاَّ تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ Onların bütün bekledikleri onun te’vîlidir; te’vîli geldiği gün (7/A’râf 53) âyetindeki تَأْوِيلٌ [te’vîl] ise, onun bildiriliş gayesi olan açıklamasıdır/ortaya çıkmasıdır. Yüce Allah’ın: ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً Bu, daha hayırlı ve te’vîl açısından daha güzeldir (4/Nisâ 59) sözü ise, mana ve tercüme olarak daha güzeldir, denmiştir. Kimisi de: Âhirette sevap olarak daha güzeldir, demiştir.
اَلأَوْلُ sonucu gözetilen siyasettir. Bu anlamda أُلْنَا ve إِيلَ عَلَيْنَا denir.
أَوَّلَ fiili, el-Halîl’e göre, bir hemze, bir vâv ve bir lâm’dan oluşmuştur. Buna göre kalıbı فَعَلَ olmaktadır. İki vâv bir lâm’dan yapılmıştır da denmiştir. O zaman da, أَفْعَلَ kalıbına girer. Birincisi daha fasihtir. Çünkü: دَدَنَ Dedene gibi birinci ve ikinci harfi عَيْنٌ [ayn] olan maddeler azdır. Birinci görüşe göre, أَوَّل kelimesi, آلَ يَؤُولُ fiilinden alınmıştır ve aslı آوَلَ olup harf çokluğundan medde/uzatması idgam edilmiştir (harfleri iç içe girdirilmiştir). Bu aslında bir sıfattır, çünkü, müennesi أُخْرَى [uhrâ] gibi, أولَى [ûlâ]’dır.
Buna göre أَوَّل , başkasının kendisi ile sıraya girdiği şeydir ve birkaç şekilde kullanılır:
Birincisi. Zaman olarak önce gelendir. Abdulmelik evveldir/öncedir, sonra Mansûr gelir, sözü gibi.
İkincisi. Başkanlıkta başta olan/başta gelip diğerlerinin onun yolunda gitmesidir. Emir evveldir/önce gelir, sonra vezir gelir, sözü gibi.
Üçüncüsü. Konum ve oran olarak önde olandır. Sözgelimi, Irak’tan dışarıya gidene Kadisiye evveldir, sonra ise Feyd gelir. Mekke’den çıkana ise, Feyd evveldir sonra Kadisiye gelir, sözü gibi.
Dördüncüsü: Yapı sistemi açısından önde gelendir. Temel evveldir, sonra bina gelir, sözü gibi.
Yüce Allah’ın sıfatları bağlamında O, evveldir dendiğinde ise, varlıkta hiçbir şey ona yetişemez, O her şeyden önce vardır, anlamına gelir. أَوَّل başkasına ihtiyacı olmayan kimsedir, diyenlerin sözü de bu anlamdadır. O, kendi kendine yeter olandır, diyenlerin sözü de bu manaya gelir.
Allah buyurur ki: وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ Ve ben Müslümanların ilkiyim (6/En’âm 163); وَأَنَا أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ ve ben mü’minlerin ilkiyim (7/A’râf 143) âyetlerinin manası, İslâm ve İman konusunda ben kendisine uyulacak kişiyim. Yine buyurur ki: وَلاَ تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ Onu ilk inkâr eden siz olmayınız (2/Bakara 41). Yani: Siz kâfirlikte kendisine uyulan kişilerden olmayın.
أَوَّل [ilk] kelimesi, zarf olarak da kullanılır; o zaman zamme üzere mebnî olur. جِئْتُكَ أَوَّلُ sana daha önce de geldim, gibi. Kadim/önce anlamında da kullanılır. جِئْتُكَ أَوَّلاً وَآخِرًا yani: Sana önce de sonra da geldim, gibi. Yüce Allah’ın: أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى Yazık sana yazık (75/Kıyame 34) sözü tehdit ve korkutmadır; uçurumun kenarında olan kişiye söylenir ki, kendisini ondan sakınsın veya ezilmiş bir hâlde tehlikeden kurtulan adama söylenir ki, ikinci bir kere ona düşmekten sakınsın. Çoğunlukla tekrar edilerek söylenir. Sanki, kişiyi, işinin varacağı sonucu düşünmeye teşvik eder ki, kişi kendini ondan sakındırsın.