ا و ل (ÊWL) kökünün geçtiği ayetler
ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (170)
Bu kök Kur'an boyunca 170 kez, 28 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
الْاَوَّلِينَ31 kez
En'am 6:25الْاَوَّلِينَl-evvelīneeskilerin
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي اٰذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
ve minhum men yestemiǔ ileyke ve ceǎlnā ǎlā ḳulūbihim ekinneten en yefḳahūhu ve fī āƶānihim veḳran ve in yerav kulle āyetin lā yu'minū bihā Hattā iƶā cā'ūke yucādilūneke yeḳūlu (e)lleƶīne keferū in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
İçlerinden, (Kur'an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkar edenler, "Bu (Kur'an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil" derler.
Enfal 8:31الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā ḳālū ḳad semiǎ'nā lev neşā'u le ḳulnā miṧle hāƶā in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
Onlara karşı ayetlerimiz okunduğu zaman, "Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
Enfal 8:38الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekilerin
قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَاِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْاَوَّلِينَ
ḳul li(e)lleƶīne keferū in yentehū yuğfer lehum mā ḳad selefe ve in yeǔdū fe ḳad meDet sunnetu l-evvelīne
Ey Muhammed! İnkar edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilahi kanun devam etmiş olacaktır.
Hicr 15:10الْاَوَّلِينَl-evvelīnegeçmiş
Hicr 15:13الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekilerin
Nahl 16:24الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
Kehf 18:55الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُوا اِذْ جَاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّلِينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا
ve mā meneǎ n-nāse en yu'minū iƶ cā'ehumu l-hudā ve yesteğfirū rabbehum illā en te'tiyehum sunnetu l-evvelīne ev ye'tiyehumu l-ǎƶābu ḳubulen
İnsanlara hidayet geldikten sonra onların inanmalarına ve Rab'lerinden mağfiret dilemelerine, ancak, öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesi, ya da kendilerine azabın göz göre göre gelmesi (yönündeki beklentileri) engel olmuştur.
Mü'minun 23:24الْاَوَّلِينَl-evvelīnegeçmişteki
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ
fe ḳāle l-meleū (e)lleƶīne keferū min ḳavmihi mā hāƶā illā beşerun miṧlukum yurīdu en yetefeDDele ǎleykum ve lev şā'e (a)llahu le enzele melāiketen mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne
Bunun üzerine kendi kavminden inkar eden ileri gelenler şöyle dediler: "Bu ancak sizin gibi bir beşerdir, size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, bir melek gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık."
Mü'minun 23:68الْاَوَّلِينَl-evvelīneönceki
Mü'minun 23:83الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
le ḳad vuǐdnā neHnu ve ābā'unā hāƶā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.
Furkan 25:5الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
Şuara 26:26الْاَوَّلِينَl-evvelīneönceki
Şuara 26:137الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
Şuara 26:184الْاَوَّلِينَl-evvelīneönceki
Şuara 26:196الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
Neml 27:68الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekilerin
لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
le ḳad vuǐdnā hāƶā neHnu ve ābā'unā min ḳablu in hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
"Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
Kasas 28:36الْاَوَّلِينَl-evvelīneilk
فَلَمَّا جَاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّلِينَ
fe lemmā cā'ehum mūsā bi āyātinā beyyinātin ḳālū mā hāƶā illā siHrun mufteran ve mā semiǎ'nā bi hāƶā fī ābāinā l-evvelīne
Musa, onlara delillerimizi apaçık olarak getirince onlar, "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir. Biz geçmiş atalarımızın zamanında böyle bir şeyin varlığını duymadık" dediler.
Fatır 35:43الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekilerin
اِسْتِكْبَارًا فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِهِ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّلِينَ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْدِيلًا وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْوِيلًا
İstikbāran fī l-erDi ve mekra s-seyyii ve lā yeHīḳu l-mekru s-seyyiu illā bi ehlihi fe hel yenZurūne illā sunnete l-evvelīne fe len tecide li sunneti (a)llahi tebdīlen ve len tecide li sunneti (a)llahi teHvīlen
Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
Saffat 37:71الْاَوَّلِينَl-evvelīneevvelkilerin
Saffat 37:126الْاَوَّلِينَl-evvelīneönceki
Saffat 37:168الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekilerden
Zuhruf 43:6الْاَوَّلِينَl-evvelīneönce gelenler
Zuhruf 43:8الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekilerin
Duhan 44:8الْاَوَّلِينَl-evvelīneönceki
Ahkaf 46:17الْاَوَّلِينَl-evvelīneeskilerin
وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَا اَتَعِدَانِنِٓي اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللّٰهَ وَيْلَكَ اٰمِنْۗ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
ve elleƶī ḳāle li vālideyhi uffin le kumā e teǐdāninī en uḣrace ve ḳad ḣaleti l-ḳurūnu min ḳablī ve humā yesteğīṧāni (a)llahe veyleke āmin inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe yeḳūlu mā hāƶā illā esāTīru l-evvelīne
Anne ve babasına, "Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken, beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, onlar Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun sana! İman et, Allah'ın va'di gerçektir" diyorlar, o da, "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.
Vakıa 56:13الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekiler-
Vakıa 56:39الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekiler-
Vakıa 56:49الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekiler de
Kalem 68:15الْاَوَّلِينَl-evvelīneeskilerin
Mürselat 77:16الْاَوَّلِينَl-evvelīneöncekileri
Mutaffifin 83:13الْاَوَّلِينَl-evvelīneeskilerin
اٰلِ22 kez
Bakara 2:49اٰلِāliailesi-
وَاِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذٰلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
ve iƶ necceynākum min āli fir'ǎvne yesūmūnekum sū'e l-ǎƶābi yuƶebbiHūne ebnā'ekum ve yesteHyūne nisā'ekum ve fī ƶālikum belā'un min rabbikum ǎZīmun
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden (gelen) büyük bir imtihan vardı.
Bakara 2:50اٰلَāleailesini
Bakara 2:248اٰلُāluailesinin
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِهِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve ḳāle lehum nebiyyuhum inne āyete mulkihi en ye'tiyekumu t-tābūtu fīhi sekīnetun min rabbikum ve beḳiyyetun mimmā terake ālu mūsā ve ālu hārūne teHmiluhu l-melāiketu inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."
Al-i İmran 3:11اٰلِāliailesinin
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyātinā fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi
(Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Ayetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.
Nisa 4:54اٰلَālesoyuna
اَمْ يَحْسُدُونَ النَّاسَ عَلٰى مَا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ فَقَدْ اٰتَيْنَٓا اٰلَ اِبْرٰهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَاٰتَيْنَاهُمْ مُلْكًا عَظِيمًا
em yeHsudūne n-nāse ǎlā mā ātāhumu (a)llahu min feDlihi fe ḳad āteynā āle ibrāhīme l-kitābe ve l-Hikmete ve āteynāhum mulken ǎZīmen
Yoksa, insanları; Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şey dolayısıyla kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmet vermişizdir. Onlara büyük bir hükümranlık da vermiştik.
A'raf 7:130اٰلَāleailesini
وَلَقَدْ اَخَذْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ بِالسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
ve leḳad eḣaƶnā āle fir'ǎvne bi s-sinīne ve neḳSin mine ṧ-ṧemerāti leǎllehum yeƶƶekkerūne
Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık.
A'raf 7:141اٰلِāliailesi-
وَاِذْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُقَتِّلُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذٰلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
ve iƶ enceynākum min āli fir'ǎvne yesūmūnekum sū'e l-ǎƶābi yuḳattilūne ebnā'ekum ve yesteHyūne nisā'ekum ve fī ƶālikum belā'un min rabbikum ǎZīmun
Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.
Enfal 8:52اٰلِāliailesi
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keferū bi āyāti (a)llahi fe eḣaƶehumu (a)llahu bi ƶunūbihim inne (a)llahe ḳaviyyun şedīdu l-ǐḳābi
Bunların durumu tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini inkar etmişler, Allah da kendilerini günahları sebebiyle hemen yakalamıştı. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, azabı çetin olandır.
Enfal 8:54اٰلِāliailesi
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyāti rabbihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve eğraḳnā āle fir'ǎvne ve kullun kānū Zālimīne
Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helak etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
Enfal 8:54اٰلَāleailesini
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ
ke de'bi āli fir'ǎvne ve(e)lleƶīne min ḳablihim keƶƶebū bi āyāti rabbihim fe ehleknāhum bi ƶunūbihim ve eğraḳnā āle fir'ǎvne ve kullun kānū Zālimīne
Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin ayetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helak etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.
Yusuf 12:6اٰلِālisoyu
وَكَذٰلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve ke ƶālike yectebīke rabbuke ve yuǎllimuke min te'vīli l-eHādīṧi ve yutimmu niǎ'metehu ǎleyke ve ǎlā āli yeǎ'ḳūbe ke mā etemmehā ǎlā ebeveyke min ḳablu ibrāhīme ve isHāḳa inne rabbeke ǎlīmun Hakīmun
"İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
İbrahim 14:6اٰلِālisoyundan
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذٰلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
ve iƶ ḳāle mūsā li ḳavmihi ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum iƶ encākum min āli fir'ǎvne yesūmūnekum sū'e l-ǎƶābi ve yuƶebbiHūne ebnā'ekum ve yesteHyūne nisā'ekum ve fī ƶālikum belā'un min rabbikum ǎZīmun
Hani Musa kavmine, "Allah'ın size olan nimetini anın. Hani O sizi, Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar sizi işkencenin en ağırına uğratıyorlar, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardır" demişti.
Hicr 15:59اٰلَāleailesi
Hicr 15:61اٰلَāleailesine
Meryem 19:6اٰلِālioğullarına
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
yeriṧunī ve yeriṧu min āli yeǎ'ḳūbe ve c'ǎlhu rabbi raDiyyen
(5-6) "Gerçek şu ki ben, benden sonra gelecek akrabalarım(ın isyankar olmaların)dan korkuyorum. Karım ise kısırdır. Bana kendi tarafından; bana ve Yakub hanedanına varis olacak bir çocuk bağışla ve onu hoşnutluğuna ulaşmış bir kimse kıl!"
Neml 27:56اٰلَāleailesini
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
fe mā kāne cevābe ḳavmihi illā en ḳālū eḣricū āle lūTin min ḳaryetikum innehum unāsun yeteTahherūne
Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu: "Lut'un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)"
Kasas 28:8اٰلُāluailesi
فَالْتَقَطَهُ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـِٔينَ
fe lteḳaTahu ālu fir'ǎvne li yekūne lehum ǎduvven ve Hazenen inne fir'ǎvne ve hāmāne ve cunūdehumā kānū ḣāTiīne
Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Haman ve onların askerleri hata yapıyorlardı.
Sebe 34:13اٰلَāle(ey) ailesi
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاءُ مِنْ مَحَارِيبَ وَتَمَاثِيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ اِعْمَلُٓوا اٰلَ دَاوُ۫دَ شُكْرًا وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ
yeǎ'melūne lehu mā yeşā'u min meHārībe ve temāṧīle ve cifānin ke l-cevābi ve ḳudūrin rāsiyātin ǎ'melū āle dāvūde şukran ve ḳalīlun min ǐbādiye ş-şekūru
Cinler, Süleyman için dilediği biçimde kaleler, heykeller, havuz gibi çanaklar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davud ailesi, şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.
Mü'min 40:28اٰلِāliailesi-
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ اِيمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلًا اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ وَاِنْ يَكُ كَاذِبًا فَعَلَيْهِ كَذِبُهُ وَاِنْ يَكُ صَادِقًا يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذِي يَعِدُكُمْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ
ve ḳāle raculun mu'minun min āli fir'ǎvne yektumu īmānehu e teḳtulūne raculen en yeḳūle rabbiye (a)llahu ve ḳad cā'ekum bi l-beyyināti min rabbikum ve in yeku kāƶiben fe ǎleyhi keƶibuhu ve in yeku Sādiḳan yuSibkum beǎ'Du elleƶī yeǐdukum inne (a)llahe lā yehdī men huve musrifun keƶƶābun
Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi: "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."
Mü'min 40:46اٰلَāleailesini
اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ
n-nāru yuǎ'raDūne ǎleyhā ğuduvven ve ǎşiyyen ve yevme teḳūmu s-sāǎtu edḣilū āle fir'ǎvne eşedde l-ǎƶābi
(Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun" denilecektir.
Kamer 54:34اٰلَāleailesi
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا اِلَّٓا اٰلَ لُوطٍ نَجَّيْنَاهُمْ بِسَحَرٍ
innā erselnā ǎleyhim HāSiben illā āle lūTin necceynāhum bi seHarin
(34-35) Şüphesiz biz de üzerlerine taşlar savuran bir rüzgar gönderdik. Yalnız Lut'un ailesi başka. Katımızdan bir nimet olarak bir seher vakti onları kurtardık. Şükredenleri işte böyle mükafatlandırırız.
Kamer 54:41اٰلَālekavmine
اَوَّلَ20 kez
Bakara 2:41اَوَّلَevveleilk
وَاٰمِنُوا بِمَا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِ
ve āminū bimā enzeltu muSaddiḳan li mā meǎkum ve lā tekūnū evvele kāfirin bihi ve lā teşterū bi āyātī ṧemenen ḳalīlen ve iyyāye fe tteḳūni
Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının.
Al-i İmran 3:96اَوَّلَevveleönceki / evvelki
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
inne evvele beytin vuDiǎ li n-nāsi le (e)lleƶī bi bekkete mubāraken ve huden li l-ǎālemīne
Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke'de, alemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Ka'be'dir.
En'am 6:14اَوَّلَevveleilki
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ قُلْ اِنِّٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
ḳul e ğayra (a)llahi etteḣiƶu veliyyen fāTiri s-semāvāti ve l-erDi ve huve yuT'ǐmu ve lā yuT'ǎmu ḳul innī umirtu en ekūne evvele men esleme ve lā tekūnenne mine l-muşrikīne
De ki: "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği halde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah'tan başkasını mı dost edineceğim." De ki: "Bana, (Allah'a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma (denildi)."
En'am 6:94اَوَّلَevveleilk
وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
ve leḳad ci'tumūnā furādā ke mā ḣaleḳnākum evvele merratin ve teraktum mā ḣavvelnākum verā'e Zuhūrikum ve mā nerā meǎkum şufeǎā'ekumu (e)lleƶīne zeǎmtum ennehum fīkum şurakā'u le ḳad teḳaTTaǎ beynekum ve Delle ǎnkum mā kuntum tez'ǔmūne
Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah'ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah'ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.
En'am 6:110اَوَّلَevveleilk
وَنُقَلِّبُ اَفْـِٔدَتَهُمْ وَاَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
ve nuḳallibu ef'idetehum ve ebSārahum ke mā lem yu'minū bihi evvele merratin ve neƶeruhum fī Tuğyānihim yeǎ'mehūne
Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.
En'am 6:163اَوَّلُevveluilkiyim
A'raf 7:143اَوَّلُevveluilkiyim
وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ اَرِنِٓي اَنْظُرْ اِلَيْكَ قَالَ لَنْ تَرٰينِي وَلٰكِنِ انْظُرْ اِلَى الْجَبَلِ فَاِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرٰينِي فَلَمَّا تَجَلّٰى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ مُوسٰى صَعِقًا فَلَمَّا اَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ اِلَيْكَ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
ve lemmā cā'e mūsā li mīḳātinā ve kellemehu rabbuhu ḳāle rabbi erinī enZur ileyke ḳāle len terānī ve lākini nZur ilā l-cebeli fe ini steḳarra mekānehu fe sevfe terānī fe lemmā tecellā rabbuhu li l-cebeli ceǎlehu dekken ve ḣarra mūsā Saǐḳan fe lemmā efāḳa ḳāle subHāneke tubtu ileyke ve enā evvelu l-mu'minīne
Musa, belirlediğimiz yere (Tur'a) gelip Rabbi de ona konuşunca, "Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım" dedi. Allah da, "Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin." dedi. Rabbi, dağa tecelli edince onu darmadağın ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılınca, "Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah'ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim" dedi.
Tevbe 9:13اَوَّلَevveleilk
اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَكَثُوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ اَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
elā tuḳātilūne ḳavmen nekeṧū eymānehum ve hemmū bi iḣrāci r-rasūli ve hum bede'ūkum evvele merratin e teḣşevnehum fe(a)llahu eHaḳḳu en teḣşevhu in kuntum mu'minīne
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü'minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha layıktır.
Tevbe 9:83اَوَّلَevveleilk
فَاِنْ رَجَعَكَ اللّٰهُ اِلٰى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَأْذَنُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ اَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا اِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ
fe in raceǎke (a)llahu ilā Tāifetin minhum fe ste'ƶenūke li l-ḣurūci fe ḳul len teḣrucū meǐye ebeden ve len tuḳātilū meǐye ǎduvven innekum raDītum bi l-ḳuǔdi evvele merratin fe ḳ'ǔdū meǎ l-ḣālifīne
Eğer (bundan böyle) Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Artık siz benimle birlikte ebediyyen çıkmayacak ve benimle birlikte hiçbir düşmanla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan (kadın ve çocuk)larla birlikte oturun."
Tevbe 9:108اَوَّلِevveliilk
لَا تَقُمْ فِيهِ اَبَدًا لَمَسْجِدٌ اُسِّسَ عَلَى التَّقْوٰى مِنْ اَوَّلِ يَوْمٍ اَحَقُّ اَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ اَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
lā teḳum fīhi ebeden le mescidun ussise ǎlā t-teḳvā min evveli yevmin eHaḳḳu en teḳūme fīhi fīhi ricālun yuHibbūne en yeteTahherū ve(a)llahu yuHibbu l-muTTahhirīne
Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.
İsra 17:7اَوَّلَevveleilk
اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَا فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا
in eHsentum eHsentum li enfusikum ve in ese'tum fe lehā fe iƶā cā'e veǎ'du l-āḣirati li yesū'ū vucūhekum ve li yedḣulū l-mescide ke mā deḣalūhu evvele merratin ve li yutebbirū mā ǎlev tetbīran
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis'e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)
İsra 17:51اَوَّلَevveleilk
اَوْ خَلْقًا مِمَّا يَكْبُرُ فِي صُدُورِكُمْ فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتٰى هُوَ قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَرِيبًا
ev ḣalḳan mimmā yekburu fī Sudūrikum fe se yeḳūlūne men yuǐydunā ḳuli elleƶī feTarakum evvele merratin fe se yunğiDūne ileyke ru'ūsehum ve yeḳūlūne metā huve ḳul ǎsā en yekūne ḳarīben
"Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkansız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz.)" Diyecekler ki: "Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?" De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bunun üzerine başlarını sana (alaylı bir tarzda) sallayacaklar ve "Ne zamanmış o?" diyecekler. De ki: "Yakın olsa gerek!"
Kehf 18:48اَوَّلَevveleilk
وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفًّا لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا
ve ǔriDū ǎlā rabbike Saffen le ḳad ci'tumūnā ke mā ḣaleḳnākum evvele merratin bel zeǎmtum ellen nec'ǎle lekum mev'ǐden
Hepsi saf saf Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. Onlara, "Andolsun, sizi ilk önce yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz, sizin için hesaba çekileceğiniz bir zaman belirlemediğimizi sanmıştınız" denir.
Ta-Ha 20:65اَوَّلَevveleönce
Enbiya 21:104اَوَّلَevveleilk
يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا اَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا اِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ
yevme neTvī s-semāe ke Tayyi s-sicilli li l-kutubi ke mā bede'nā evvele ḣalḳin nuǐyduhu veǎ'den ǎleynā innā kunnā fāǐlīne
Yazılı kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.
Şuara 26:51اَوَّلَevveleilk
Yasin 36:79اَوَّلَevveleilk
Zümer 39:12اَوَّلَevveleilki
Fussilet 41:21اَوَّلَevveleilk
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَا قَالُوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّذِي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
ve ḳālū li culūdihim li me şehidtum ǎleynā ḳālū enTaḳanā (a)llahu elleƶī enTaḳa kulle şey'in ve huve ḣaleḳakum evvele merratin ve ileyhi turceǔne
Onlar derilerine, "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de der ki; "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O'na döndürülüyorsunuz."
Zuhruf 43:81اَوَّلُevveluilki
الْاُولٰى14 kez
Ta-Ha 20:21الْاُولٰىl-ūlāilk
Ta-Ha 20:51الْاُولٰىl-ūlāilk
Ta-Ha 20:133الْاُولٰىl-ūlāönceki
وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتِينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّهِ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُولٰى
ve ḳālū levlā ye'tīnā bi āyetin min rabbihi e ve lem te'tihim beyyinetu mā fī S-SuHufi l-ūlā
İnanmayanlar, "Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!" dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur'an) onlara gelmedi mi?
Kasas 28:43الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِ مَا اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ الْاُو۫لٰى بَصَائِرَ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe min beǎ'di mā ehleknā l-ḳurūne l-ūlā beSāira li n-nāsi ve huden ve raHmeten leǎllehum yeteƶekkerūne
Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.
Kasas 28:70الْاُو۫لٰىl-ūlāilk olan
وَهُوَ اللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْاُو۫لٰى وَالْاٰخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
ve huve (a)llahu lā ilāhe illā huve lehu l-Hamdu fī l-ūlā ve l-āḣirati ve le hu l-Hukmu ve ileyhi turceǔne
O, Allah'tır. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Dünyada da ahirette de hamd O'na mahsustur. Hüküm yalnızca O'nundur. Kesinlikle O'na döndürüleceksiniz.
Ahzab 33:33الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتِينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنَّمَا يُرِيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
ve ḳarne fī buyūtikunne ve lā teberracne teberruce l-cāhiliyyeti l-ūlā ve eḳimne S-Salāte ve ātīne z-zekāte ve eTiǎ'ne (a)llahe ve rasūlehu innemā yurīdu (a)llahu li yuƶhibe ǎnkumu r-ricse ehle l-beyti ve yuTahhirakum teThīran
Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
Saffat 37:59الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
Duhan 44:35الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
Duhan 44:56الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
Necm 53:50الْاُو۫لٰىl-ūlāönce gelen
Necm 53:56الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
Vakıa 56:62الْاُو۫لٰىl-ūlāilk
A'la 87:18الْاُو۫لٰىl-ūlāevelkilerin
Duha 93:4الْاُو۫لٰىl-ūlāilki-
اُو۬لُوا13 kez
Bakara 2:269اُو۬لُواūlūsahiplerinden
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
yu'tī l-Hikmete men yeşā'u ve men yu'te l-Hikmete fe ḳad ūtiye ḣayran keṧīran ve mā yeƶƶekkeru illā ūlū l-elbābi
Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
Al-i İmran 3:7اُو۬لُواūlūsahiplerinden
هُوَ الَّذِي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
huve elleƶī enzele ǎleyke l-kitābe minhu āyātun muHkemātun hunne ummu l-kitābi ve uḣaru muteşābihātun fe emmā (e)lleƶīne fī ḳulūbihim zeyğun fe yettebiǔne mā teşābehe minhu btiğā'e l-fitneti ve btiğā'e te'vīlihi ve mā yeǎ'lemu te'vīlehu illā (a)llahu ve r-rāsiḣūne fī l-ǐlmi yeḳūlūne āmennā bihi kullun min ǐndi rabbinā ve mā yeƶƶekkeru illā ūlū l-elbābi
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
Nisa 4:8اُو۬لُواūlū
وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا
ve iƶā HaDera l-ḳismete ūlū l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīnu fe rzuḳūhum minhu ve ḳūlū lehum ḳavlen meǎ'rūfen
Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa, onlara da maldan bir şeyler verin ve onlara (gönüllerini alacak) güzel sözler söyleyin.
Tevbe 9:86اُو۬لُواūlūsahibi olanlar
وَاِذَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ اَنْ اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ اُو۬لُوا الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ
ve iƶā unzilet sūratun en āminū bi(a)llahi ve cāhidū meǎ rasūlihi ste'ƶeneke ūlū T-Tavli minhum ve ḳālū ƶernā nekun meǎ l-ḳāǐdīne
"Allah'a iman edin ve Resulü ile birlikte cihat edin" diye bir sure indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar, senden izin istediler ve "Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım" dediler.
Hud 11:116اُو۬لُواūlūsahipleri
فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُو۬لُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْاَرْضِ اِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ
fe levlā kāne mine l-ḳurūni min ḳablikum ūlū beḳiyyetin yenhevne ǎni l-fesādi fī l-erDi illā ḳalīlen mimmen enceynā minhum ve ttebeǎ (e)lleƶīne Zelemū mā utrifū fīhi ve kānū mucrimīne
Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkar kimseler oldular.
Ra'd 13:19اُو۬لُواūlūsahipleri
اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰى اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
e fe men yeǎ'lemu ennemā unzile ileyke min rabbike l-Haḳḳu ke men huve eǎ'mā innemā yeteƶekkeru ūlū l-elbābi
Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar.
İbrahim 14:52اُو۬لُواūlūsahipleri
هٰذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُوا اَنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
hāƶā belāğun li n-nāsi ve li yunƶerū bihi ve li yeǎ'lemū ennemā huve ilāhun vāHidun ve li yeƶƶekkera ūlū l-elbābi
Bu Kur'an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
Nur 24:22اُو۬لُواūlūsahipleri
وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve lā ye'teli ūlū l-feDli minkum ve s-seǎti en yu'tū ūlī l-ḳurbā ve l-mesākīne ve l-muhācirīne fī sebīli (a)llahi ve l yeǎ'fū ve l yeSfeHū elā tuHibbūne en yeğfira (a)llahu lekum ve(a)llahu ğafūrun raHīmun
İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Neml 27:33اُو۬لُواūlūsahibiyiz
Sad 38:29اُو۬لُواūlūsahipleri
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا اٰيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
kitābun enzelnāhu ileyke mubārakun li yeddebberū āyātihi ve li yeteƶekkera ūlū l-elbābi
Bu Kur'an, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
Zümer 39:9اُو۬لُواūlūsahipleri
اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
e mmen huve ḳānitun ānā'e l-leyli sāciden ve ḳāimen yeHƶeru l-āḣirate ve yercū raHmete rabbihi ḳul hel yestevī (e)lleƶīne yeǎ'lemūne ve(e)lleƶīne lā yeǎ'lemūne innemā yeteƶekkeru ūlū l-elbābi
(Böyle bir kimse mi Allah katında makbuldür,) yoksa gece vakitlerinde, secde halinde ve ayakta, ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden mi? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.
Zümer 39:18اُو۬لُواūlūsahipleridir
اَلَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذِينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
(e)lleƶīne yestemiǔne l-ḳavle fe yettebiǔne eHsenehu ulāike (e)lleƶīne hedāhumu (a)llahu ve ulāike hum ūlū l-elbābi
Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.
Ahkaf 46:35اُو۬لُواūlūsahibi
فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُو۬لُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوا اِلَّا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلَاغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلَّا الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ
fe Sbir ke mā Sabera ūlū l-ǎzmi mine r-rusuli ve lā testeǎ'cil lehum keennehum yevme yeravne mā yūǎdūne lem yelbeṧū illā sāǎten min nehārin belāğun fe hel yuhleku illā l-ḳavmu l-fāsiḳūne
(Ey Muhammed!) O halde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helak edilir.
اُو۬لِي11 kez
Nisa 4:83اُو۬لِيūlīve sahiplerine
وَاِذَا جَاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَلِيلًا
ve iƶā cā'ehum emrun mine l-emni evi l-ḣavfi eƶāǔ bihi ve lev raddūhu ilā r-rasūli ve ilā ūlī l-emri minhum le ǎlimehu (e)lleƶīne yestenbiTūnehu minhum ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu lāttebeǎ'tumu ş-şeyTāne illā ḳalīlen
Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Nisa 4:95اُو۬لِيūlīsahipleri
لَا يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ اُو۬لِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ اَجْرًا عَظِيمًا
lā yestevī l-ḳāǐdūne mine l-mu'minīne ğayru ūlī D-Derari ve l-mucāhidūne fī sebīli (a)llahi bi emvālihim ve enfusihim feDDele (a)llahu l-mucāhidīne bi emvālihim ve enfusihim ǎlā l-ḳāǐdīne deraceten ve kullen veǎde (a)llahu l-Husnā ve feDDele (a)llahu l-mucāhidīne ǎlā l-ḳāǐdīne ecran ǎZīmen
(95-96) Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü'minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va'detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükafat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Tevbe 9:113اُو۬لِيūlīakraba bile
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا اُو۬لِي قُرْبٰى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُمْ اَصْحَابُ الْجَحِيمِ
mā kāne li n-nebiyyi ve(e)lleƶīne āmenū en yesteğfirū li l-muşrikīne ve lev kānū ūlī ḳurbā min beǎ'di mā tebeyyene lehum ennehum eSHābu l-ceHīmi
Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah'a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü'minlere.
İsra 17:5اُو۬لِيūlīçok güçlü
فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا اُو۬لِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا
fe iƶā cā'e veǎ'du ūlāhumā beǎṧnā ǎleykum ǐbāden lenā ūlī be'sin şedīdin fe cāsū ḣilāle d-diyāri ve kāne veǎ'den mef'ǔlen
Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhalde yerine gelmesi gereken bir va'd idi.
Nur 24:22اُو۬لِيūlīsahipleri (akrabalara)
وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
ve lā ye'teli ūlū l-feDli minkum ve s-seǎti en yu'tū ūlī l-ḳurbā ve l-mesākīne ve l-muhācirīne fī sebīli (a)llahi ve l yeǎ'fū ve l yeSfeHū elā tuHibbūne en yeğfira (a)llahu lekum ve(a)llahu ğafūrun raHīmun
İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nur 24:31اُو۬لِيūlī
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنِي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا اِلَى اللّٰهِ جَمِيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
ve ḳul li l-mu'mināti yeğDuDne min ebSārihinne ve yeHfeZne furūcehunne ve lā yubdīne zīnetehunne illā mā Zehera minhā ve l yeDribne bi ḣumurihinne ǎlā cuyūbihinne ve lā yubdīne zīnetehunne illā li buǔletihinne ev ābāihinne ev ābā'i buǔletihinne ev ebnāihinne ev ebnā'i buǔletihinne ev iḣvānihinne ev benī iḣvānihinne ev benī eḣavātihinne ev nisāihinne ev mā meleket eymānuhunne evi t-tābiǐyne ğayri ūlī l-irbeti mine r-ricāli evi T-Tifli (e)lleƶīne lem yeZherū ǎlā ǎvrāti n-nisā'i ve lā yeDribne bi erculihinne li yuǎ'leme mā yuḣfīne min zīnetihinne ve tūbū ilā (a)llahi cemīǎn eyyuhe l-mu'minūne leǎllekum tufliHūne
Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zinet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!
Kasas 28:76اُ۬ولِيūlīsahibi
اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى فَبَغٰى عَلَيْهِمْ وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُٓواُ بِالْعُصْبَةِ اُ۬ولِي الْقُوَّةِ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَ
inne ḳārūne kāne min ḳavmi mūsā fe beğā ǎleyhim ve āteynāhu mine l-kunūzi mā inne mefātiHahu le tenū'u bi l-ǔSbeti ūlī l-ḳuvveti iƶ ḳāle lehu ḳavmuhu lā tefraH inne (a)llahe lā yuHibbu l-feriHīne
Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: "Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez."
Fatır 35:1اُو۬لِٓيūlīsahibi
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلًا اُو۬لِٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَ يَزِيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَاءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
l-Hamdu li (a)llahi fāTiri s-semāvāti ve l-erDi cāǐli l-melāiketi rusulen ūlī ecniHatin meṧnā ve ṧulāṧe ve rubāǎ yezīdu fī l-ḣalḳi mā yeşā'u inne (a)llahe ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
Sad 38:45اُو۬لِيūlīsahibi
Fetih 48:16اُو۬لِيūlīsahibi
قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ الْاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلٰى قَوْمٍ اُو۬لِي بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَ فَاِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللّٰهُ اَجْرًا حَسَنًا وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلِيمًا
ḳul li l-muḣallefīne mine l-eǎ'rābi se tud'ǎvne ilā ḳavmin ūlī be'sin şedīdin tuḳātilūnehum ev yuslimūne fe in tuTīǔ yu'tikumu (a)llahu ecran Hasenen ve in tetevellev ke mā tevelleytum min ḳablu yuǎƶƶibkum ǎƶāben elīmen
Bedevilerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: "Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır."
Müzzemmil 73:11اُو۬لِيūlīsahibi
لِاُو۬لِي9 kez
Al-i İmran 3:13لِاُو۬لِيli ūlīolanlar için
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَا فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ
ḳad kāne lekum āyetun fī fieteyni lteḳatā fietun tuḳātilu fī sebīli (a)llahi ve uḣrā kāfiratun yeravnehum miṧleyhim ra'ye l-ǎyni ve(a)llahu yu'eyyidu bi neSrihi men yeşā'u inne fī ƶālike le ǐbraten li ūlī l-ebSāri
Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kafirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.
Al-i İmran 3:190لِاُو۬لِيli ūlīsahipleri için
اِنَّ فِي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
inne fī ḣalḳi s-semāvāti ve l-erDi ve ḣtilāfi l-leyli ve n-nehāri le āyātin li ūlī l-elbābi
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.
Yusuf 12:111لِاُو۬لِيli ūlīsahipleri için
لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرٰى وَلٰكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
le ḳad kāne fī ḳaSaSihim ǐbratun li ūlī l-elbābi mā kāne Hadīṧen yufterā ve lākin teSdīḳa elleƶī beyne yedeyhi ve tefSīle kulli şey'in ve huden ve raHmeten li ḳavmin yu'minūne
Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
Ta-Ha 20:54لِاُو۬لِيli ūlīsahipleri için
Ta-Ha 20:128لِاُو۬لِيli ūlīsahipleri için
اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى
e fe lem yehdi lehum kem ehleknā ḳablehum mine l-ḳurūni yemşūne fī mesākinihim inne fī ƶālike le āyātin li ūlī n-nuhā
Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
Nur 24:44لِاُو۬لِيli ūlīolanlar için
Sad 38:43لِاُو۬لِيli ūlīsahiplerine
وَوَهَبْنَا لَهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
ve vehebnā lehu ehlehu ve miṧlehum meǎhum raHmeten minnā ve ƶikrā li ūlī l-elbābi
Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik.
Zümer 39:21لِاُو۬لِيli ūlīsahipleri için
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
e lem tera enne (a)llahe enzele mine s-semāi māen fe selekehu yenābīǎ fī l-erDi ṧumme yuḣricu bihi zer'ǎn muḣtelifen elvānuhu ṧumme yehīcu fe terāhu muSferran ṧumme yec'ǎluhu HuTāmen inne fī ƶālike le ƶikrā li ūlī l-elbābi
Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.
Mü'min 40:54لِاُو۬لِيli ūlīsahiplerine
الْاَوَّلُونَ6 kez
Tevbe 9:100الْاَوَّلُونَl-evvelūneilk olanlar
وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
ve s-sābiḳūne l-evvelūne mine l-muhācirīne ve l-'enSāri ve(e)lleƶīne ttebeǔhum bi iHsānin raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ve eǎdde lehum cennātin tecrī teHtehā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden ƶālike l-fevzu l-ǎZīmu
İslam'ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.
İsra 17:59الْاَوَّلُونَl-evvelūneevvelkilerin
وَمَا مَنَعَنَا اَنْ نُرْسِلَ بِالْاٰيَاتِ اِلَّٓا اَنْ كَذَّبَ بِهَا الْاَوَّلُونَ وَاٰتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالْاٰيَاتِ اِلَّا تَخْوِيفًا
ve mā meneǎnā en nursile bi l-āyāti illā en keƶƶebe bihā l-evvelūne ve āteynā ṧemūde n-nāḳate mubSiraten fe Zelemū bihā ve mā nursilu bi l-āyāti illā teḣvīfen
Bizi, (Kureyş'in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semud kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
Enbiya 21:5الْاَوَّلُونَl-evvelūneöncekilerin
بَلْ قَالُوا اَضْغَاثُ اَحْلَامٍ بَلِ افْتَرٰيهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِاٰيَةٍ كَمَا اُرْسِلَ الْاَوَّلُونَ
bel ḳālū eDğāṧu eHlāmin beli fterāhu bel huve şāǐrun fe l ye'tinā bi āyetin ke mā ursile l-evvelūne
Onlar, "Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
Mü'minun 23:81الْاَوَّلُونَl-evvelūneevvelkiler
Saffat 37:17الْاَوَّلُونَl-evvelūneevvelki
Vakıa 56:48الْاَوَّلُونَl-evvelūneönceki
يَاأُولِي5 kez
Bakara 2:179يَاأُولِيyā ūlīEY/HEY/AH sahipleri
Bakara 2:197يَاأُولِيyā ūlīEY/HEY/AH sahipleri
اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰى وَاتَّقُونِ يَاأُولِي الْاَلْبَابِ
l-Haccu eşhurun meǎ'lūmātun fe men feraDe fīhinne l-Hacce fe lā rafeṧe ve lā fusūḳa ve lā cidāle fī l-Hacci ve mā tef'ǎlū min ḣayrin yeǎ'lemhu (a)llahu ve tezevvedū fe inne ḣayra z-zādi t-teḳvā ve tteḳūni yā ūlī l-elbābi
Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
Maide 5:100يَاأُولِيyā ūlīEY/HEY/AH sahipleri
قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَاأُولِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
ḳul lā yestevī l-ḣabīṧu ve T-Tayyibu ve lev eǎ'cebeke keṧratu l-ḣabīṧi fe tteḳū (a)llahe yā ūlī l-elbābi leǎllekum tufliHūne
(Ey Muhammed!) De ki: "Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile." Ey akıl sahipleri! Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Haşr 59:2يَاأُولِيyā ūlīEY/HEY/AH sahipleri
هُوَ الَّذِي اَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لِاَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوا اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَاَتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْدِيهِمْ وَاَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَاأُولِي الْاَبْصَارِ
huve elleƶī eḣrace (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi min diyārihim li evveli l-Haşri mā Zenentum en yeḣrucū ve Zennū ennehum māniǎtuhum HuSūnuhum mine (a)llahi fe etāhumu (a)llahu min Hayṧu lem yeHtesibū ve ḳaƶefe fī ḳulūbihimu r-ruǎ'be yuḣribūne buyūtehum bi eydīhim ve eydī l-mu'minīne fe ǎ'tebirū yā ūlī l-ebSāri
O, kitap ehlinden inkar edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.
Talak 65:10يَاأُولِيyā ūlīEY/HEY/AH sahipleri
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَاأُولِي الْاَلْبَابِ اَلَّذِينَ اٰمَنُوا قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًا
eǎdde (a)llahu lehum ǎƶāben şedīden fe tteḳū (a)llahe yā ūlī l-elbābi (e)lleƶīne āmenū ḳad enzele (a)llahu ileykum ƶikran
Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur'an) indirdi.
تَأْوِيلِهِ5 kez
Al-i İmran 3:7تَأْوِيلِهِte'vīlihionun te'vilini
هُوَ الَّذِي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
huve elleƶī enzele ǎleyke l-kitābe minhu āyātun muHkemātun hunne ummu l-kitābi ve uḣaru muteşābihātun fe emmā (e)lleƶīne fī ḳulūbihim zeyğun fe yettebiǔne mā teşābehe minhu btiğā'e l-fitneti ve btiğā'e te'vīlihi ve mā yeǎ'lemu te'vīlehu illā (a)llahu ve r-rāsiḣūne fī l-ǐlmi yeḳūlūne āmennā bihi kullun min ǐndi rabbinā ve mā yeƶƶekkeru illā ūlū l-elbābi
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
Al-i İmran 3:7تَأْوِيلَهُte'vīlehuonun te'vilini
هُوَ الَّذِي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَاَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ اِلَّا اللّٰهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
huve elleƶī enzele ǎleyke l-kitābe minhu āyātun muHkemātun hunne ummu l-kitābi ve uḣaru muteşābihātun fe emmā (e)lleƶīne fī ḳulūbihim zeyğun fe yettebiǔne mā teşābehe minhu btiğā'e l-fitneti ve btiğā'e te'vīlihi ve mā yeǎ'lemu te'vīlehu illā (a)llahu ve r-rāsiḣūne fī l-ǐlmi yeḳūlūne āmennā bihi kullun min ǐndi rabbinā ve mā yeƶƶekkeru illā ūlū l-elbābi
O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
A'raf 7:53تَأْوِيلَهُte'vīlehuonun te'vilini
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
hel yenZurūne illā te'vīlehu yevme ye'tī te'vīluhu yeḳūlu (e)lleƶīne nesūhu min ḳablu ḳad cā'et rusulu rabbinā bi l-Haḳḳi fe hel lenā min şufeǎā'e fe yeşfeǔ lenā ev nuraddu fe neǎ'mele ğayra elleƶī kunnā neǎ'melu ḳad ḣasirū enfusehum ve Delle ǎnhum mā kānū yefterūne
Onlar ise ancak, ("Görelim bakalım!" diyerek) Kur'an'ın bildirdiği sonucu (te'vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?" Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlah diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
A'raf 7:53تَأْوِيلُهُte'vīluhuonun te'vili
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
hel yenZurūne illā te'vīlehu yevme ye'tī te'vīluhu yeḳūlu (e)lleƶīne nesūhu min ḳablu ḳad cā'et rusulu rabbinā bi l-Haḳḳi fe hel lenā min şufeǎā'e fe yeşfeǔ lenā ev nuraddu fe neǎ'mele ğayra elleƶī kunnā neǎ'melu ḳad ḣasirū enfusehum ve Delle ǎnhum mā kānū yefterūne
Onlar ise ancak, ("Görelim bakalım!" diyerek) Kur'an'ın bildirdiği sonucu (te'vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?" Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlah diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.
Yunus 10:39تَأْوِيلُهُte'vīluhuyorumu
بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ
bel keƶƶebū bimā lem yuHīTū bi ǐlmihi ve lemmā ye'tihim te'vīluhu ke ƶālike keƶƶebe (e)lleƶīne min ḳablihim fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu Z-Zālimīne
Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu.
تَأْوِيلِ5 kez
Yusuf 12:6تَأْوِيلِte'vīliyorumunu
وَكَذٰلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰهِيمَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve ke ƶālike yectebīke rabbuke ve yuǎllimuke min te'vīli l-eHādīṧi ve yutimmu niǎ'metehu ǎleyke ve ǎlā āli yeǎ'ḳūbe ke mā etemmehā ǎlā ebeveyke min ḳablu ibrāhīme ve isHāḳa inne rabbeke ǎlīmun Hakīmun
"İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Yusuf 12:21تَأْوِيلِte'vīliyorumunu
وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِهِٓ اَكْرِمِي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ve ḳāle elleƶī şterāhu min miSra li mraetihi ekrimī meṧvāhu ǎsā en yenfeǎnā ev netteḣiƶehu veleden ve ke ƶālike mekkennā li yūsufe fī l-erDi ve li nuǎllimehu min te'vīli l-eHādīṧi ve(a)llahu ğālibun ǎlā emrihi ve lākinne ekṧera n-nāsi lā yeǎ'lemūne
Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: "Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." İşte böylece biz Yusuf'u o yere (Mısır'a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Yusuf 12:100تَأْوِيلُte'vīluyorumudur
وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَاأَبَتِ هٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِي اِذْ اَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ اِخْوَتِي اِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
ve rafeǎ ebeveyhi ǎlā l-ǎrşi ve ḣarrū lehu succeden ve ḳāle yā ebeti hāƶā te'vīlu ru'yāye min ḳablu ḳad ceǎlehā rabbī Haḳḳan ve ḳad eHsene bī iƶ eḣracenī mine s-sicni ve cā'e bikum mine l-bedvi min beǎ'di en nezeğa ş-şeyTānu beynī ve beyne iḣvetī inne rabbī leTīfun li mā yeşā'u innehu huve l-ǎlīmu l-Hakīmu
Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf'a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Yusuf 12:101تَأْوِيلِte'vīliyorumunu
رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الْاَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيِّ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
rabbi ḳad āteytenī mine l-mulki ve ǎllemtenī min te'vīli l-eHādīṧi fāTira s-semāvāti ve l-erDi ente velīyī fī d-dunyā ve l-āḣirati teveffenī muslimen ve elHiḳnī bi S-SāliHīne
Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat."
Kehf 18:82تَأْوِيلُte'vīluiçyüzü
وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًا فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْرِي ذٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا
ve emmā l-cidāru fe kāne li ğulāmeyni yetīmeyni fī l-medīneti ve kāne teHtehu kenzun le humā ve kāne ebūhumā SāliHen fe erāde rabbuke en yebluğā eşuddehumā ve yesteḣricā kenzehumā raHmeten min rabbike ve mā feǎltuhu ǎn emrī ƶālike te'vīlu mā lem tesTiǎ' ǎleyhi Sabran
"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."
وَاُو۬لُوا4 kez
Al-i İmran 3:18وَاُو۬لُواve ūlūve sahipleri
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
şehide (a)llahu ennehu lā ilāhe illā huve ve l-melāiketu ve ūlū l-ǐlmi ḳāimen bi l-ḳisTi lā ilāhe illā huve l-ǎzīzu l-Hakīmu
Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. O'ndan başka ilah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Enfal 8:75وَاُو۬لُواve ūlūve sahipleri
وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ مِنْكُمْ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
ve(e)lleƶīne āmenū min beǎ'du ve hācerū ve cāhedū meǎkum fe ulāike minkum ve ūlū l-erHāmi beǎ'Duhum evlā bi beǎ'Din fī kitābi (a)llahi inne (a)llahe bi kulli şey'in ǎlīmun
Daha sonra iman edip hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Allah'ın kitabınca, kan akrabaları birbirlerine (varis olmaya) daha layıktırlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Neml 27:33وَاُو۬لُواve ūlūve erbabıyız
Ahzab 33:6وَاُو۬لُواve ūlū(anne tarafından akrabalar)
اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُٓ اُمَّهَاتُهُمْ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُوا اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
n-nebiyyu evlā bi l-mu'minīne min enfusihim ve ezvācuhu ummehātuhum ve ūlū l-erHāmi beǎ'Duhum evlā bi beǎ'Din fī kitābi (a)llahi mine l-mu'minīne ve l-muhācirīne illā en tef'ǎlū ilā evliyāikum meǎ'rūfen kāne ƶālike fī l-kitābi mesTūran
Peygamber, mü'minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü'minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah'ın Kitab'ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü'minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap'ta yazılıdır.
وَاٰلُ3 kez
Bakara 2:248وَاٰلُve āluve ailesinin
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِهِ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
ve ḳāle lehum nebiyyuhum inne āyete mulkihi en ye'tiyekumu t-tābūtu fīhi sekīnetun min rabbikum ve beḳiyyetun mimmā terake ālu mūsā ve ālu hārūne teHmiluhu l-melāiketu inne fī ƶālike le āyeten lekum in kuntum mu'minīne
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."
Al-i İmran 3:33وَاٰلَve āleve ailesini
اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰهِيمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَمِينَ
inne (a)llahe STafā ādeme ve nūHen ve āle ibrāhīme ve āle ǐmrāne ǎlā l-ǎālemīne
(33-34) Şüphesiz Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip alemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Al-i İmran 3:33وَاٰلَve āleve ailesini
اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰٓى اٰدَمَ وَنُوحًا وَاٰلَ اِبْرٰهِيمَ وَاٰلَ عِمْرٰنَ عَلَى الْعَالَمِينَ
inne (a)llahe STafā ādeme ve nūHen ve āle ibrāhīme ve āle ǐmrāne ǎlā l-ǎālemīne
(33-34) Şüphesiz Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip alemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
بِتَأْوِيلِهِ3 kez
Yusuf 12:36بِتَأْوِيلِهِbi te'vīlihibunun yorumunu
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنِّٓي اَرٰينِٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
ve deḣale meǎhu s-sicne feteyāni ḳāle eHaduhumā innī erānī eǎ'Siru ḣamran ve ḳāle l-āḣaru innī erānī eHmilu fevḳa ra'sī ḣubzen te'kulu T-Tayru minhu nebbi'nā bi te'vīlihi innā nerāke mine l-muHsinīne
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, "Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı gördüm" dedi. Diğeri, "Ben de rüyamda başımın üzerinde, kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Şüphesiz biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz" dedi.
Yusuf 12:37بِتَأْوِيلِهِbi te'vīlihibunun yorumunu
قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَا ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي اِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
ḳāle lā ye'tīkumā Taǎāmun turzeḳānihi illā nebbe'tukumā bi te'vīlihi ḳable en ye'tiyekumā ƶālikumā mimmā ǎllemenī rabbī innī teraktu millete ḳavmin lā yu'minūne bi(a)llahi ve hum bi l-āḣirati hum kāfirūne
Yusuf dedi ki: "Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkar eden bir milletin dinini bıraktım."
Yusuf 12:45بِتَأْوِيلِهِbi te'vīlihionun yorumunu
وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ اُمَّةٍ اَنَا۬ اُنَبِّئُكُمْ بِتَأْوِيلِهِ فَاَرْسِلُونِ
ve ḳāle elleƶī necā minhumā ve ddekera beǎ'de ummetin enā unebbiukum bi te'vīlihi fe ersilūni
Zindandaki iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zamandan sonra (Yusuf'u) hatırladı ve, "Ben size onun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi.
وَالْاُو۫لٰى3 kez
Necm 53:25وَالْاُو۫لٰىve l-ūlāve ilk (dünya)
Naziat 79:25وَالْاُو۫لٰىve l-ūlāve ilkin
Leyl 92:13وَالْاُو۫لٰىve l-ūlāilk de
تَأْوِيلًا2 kez
Nisa 4:59تَأْوِيلًاte'vīlensonuç bakımından da
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْوِيلًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū eTīǔ (a)llahe ve eTīǔ r-rasūle ve ūlī l-emri minkum fe in tenāzeǎ'tum fī şey'in fe ruddūhu ilā (a)llahi ve r-rasūli in kuntum tu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ƶālike ḣayrun ve eHsenu te'vīlen
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
İsra 17:35تَأْوِيلًاte'vīlensonuç bakımından
وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْوِيلًا
ve evfū l-keyle iƶā kiltum ve zinū bi l-ḳisTāsi l-musteḳīmi ƶālike ḣayrun ve eHsenu te'vīlen
Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
بِتَأْوِيلِ2 kez
Yusuf 12:44بِتَأْوِيلِbi te'vīliyorumunu
Kehf 18:78بِتَأْوِيلِbi te'vīliiçyüzünü
قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا
ḳāle hāƶā firāḳu beynī ve beynike se unebbiuke bi te'vīli mā lem testeTiǎ' ǎleyhi Sabran
Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."
الْاَوَّلِ2 kez
Kaf 50:15الْاَوَّلِl-evveliilk
Hadid 57:3الْاَوَّلُl-evveluilktir
وَاُو۬لِي1 kez
Nisa 4:59وَاُو۬لِيve ūlīve sahibine
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْوِيلًا
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū eTīǔ (a)llahe ve eTīǔ r-rasūle ve ūlī l-emri minkum fe in tenāzeǎ'tum fī şey'in fe ruddūhu ilā (a)llahi ve r-rasūli in kuntum tu'minūne bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ƶālike ḣayrun ve eHsenu te'vīlen
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.
لِاَوَّلِنَا1 kez
Maide 5:114لِاَوَّلِنَاli evvelināöncemiz için
قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
ḳāle ǐysā bnu meryeme (a)llahumme rabbenā enzil ǎleynā māideten mine s-semāi tekūnu lenā ǐyden li evvelinā ve āḣirinā ve āyeten minke ve rzuḳnā ve ente ḣayru r-rāziḳīne
Meryem oğlu İsa, "Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki; önce gelenlerimize (zamanımızdaki dindaşlarımıza) ve sonradan geleceklerimize bir bayram ve senden (gelen) bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.
لِاُو۫لٰيهُمْ1 kez
A'raf 7:38لِاُو۫لٰيهُمْli ūlāhumöncekiler için
قَالَ ادْخُلُوا فِي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ لَعَنَتْ اُخْتَهَا حَتّٰٓى اِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ لِاُو۫لٰيهُمْ رَبَّنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ
ḳāle dḣulū fī umemin ḳad ḣalet min ḳablikum mine l-cinni ve l-insi fī n-nāri kullemā deḣalet ummetun leǎnet uḣtehā Hattā iƶā ddārakū fīhā cemīǎn ḳālet uḣrāhum li ūlāhum rabbenā hā'ulā'i eDellūnā fe ātihim ǎƶāben Diǎ'fen mine n-nāri ḳāle li kullin Diǎ'fun ve lākin lā teǎ'lemūne
Allah, şöyle der: "Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin." Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, "Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver" derler. Allah, der ki: "Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz."
اُو۫لٰيهُمْ1 kez
A'raf 7:39اُو۫لٰيهُمْūlāhumöncekiler
وَقَالَتْ اُو۫لٰيهُمْ لِاُخْرٰيهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
ve ḳālet ūlāhum li uḣrāhum fe mā kāne lekum ǎleynā min feDlin fe ƶūḳū l-ǎƶābe bimā kuntum teksibūne
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın" derler.
اُو۫لٰيهُمَا1 kez
İsra 17:5اُو۫لٰيهُمَاūlāhumābirincisinin
فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَنَا اُو۬لِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَفْعُولًا
fe iƶā cā'e veǎ'du ūlāhumā beǎṧnā ǎleykum ǐbāden lenā ūlī be'sin şedīdin fe cāsū ḣilāle d-diyāri ve kāne veǎ'den mef'ǔlen
Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhalde yerine gelmesi gereken bir va'd idi.
بِاٰلِ1 kez
Mü'min 40:45بِاٰلِbi āliailesini
لِاَوَّلِ1 kez
Haşr 59:2لِاَوَّلِli evveliilk
هُوَ الَّذِي اَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لِاَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوا اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَاَتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْدِيهِمْ وَاَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَاأُولِي الْاَبْصَارِ
huve elleƶī eḣrace (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi min diyārihim li evveli l-Haşri mā Zenentum en yeḣrucū ve Zennū ennehum māniǎtuhum HuSūnuhum mine (a)llahi fe etāhumu (a)llahu min Hayṧu lem yeHtesibū ve ḳaƶefe fī ḳulūbihimu r-ruǎ'be yuḣribūne buyūtehum bi eydīhim ve eydī l-mu'minīne fe ǎ'tebirū yā ūlī l-ebSāri
O, kitap ehlinden inkar edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın.
وَاُو۬لَاتُ1 kez
Talak 65:4وَاُو۬لَاتُve ūlātuve olanların
وَالّٰٓـِٔي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ اِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍ وَالّٰٓـِٔي لَمْ يَحِضْنَ وَاُو۬لَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِهِ يُسْرًا
ve llāī yeisne mine l-meHīDi min nisāikum ini rtebtum fe ǐddetuhunne ṧelāṧetu eşhurin ve llāī lem yeHiDne ve ūlātu l-eHmāli eceluhunne en yeDeǎ'ne Hamlehunne ve men yetteḳi (a)llahe yec'ǎl lehu min emrihi yusran
Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla, henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
اُو۬لَاتِ1 kez
Talak 65:6اُو۬لَاتِūlātionlar
اَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنْتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ وَلَا تُضَارُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُوا عَلَيْهِنَّ وَاِنْ كُنَّ اُو۬لَاتِ حَمْلٍ فَاَنْفِقُوا عَلَيْهِنَّ حَتّٰى يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ فَاِنْ اَرْضَعْنَ لَكُمْ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ وَأْتَمِرُوا بَيْنَكُمْ بِمَعْرُوفٍ وَاِنْ تَعَاسَرْتُمْ فَسَتُرْضِعُ لَهُ اُخْرٰى
eskinūhunne min Hayṧu sekentum min vucdikum ve lā tuDārrūhunne li tuDeyyiḳū ǎleyhinne ve in kunne ūlāti Hamlin fe enfiḳū ǎleyhinne Hattā yeDeǎ'ne Hamlehunne fe in erDeǎ'ne lekum fe ātūhunne ucūrahunne ve te'mirū beynekum bi meǎ'rūfin ve in teǎāsertum fe se turDiǔ lehu uḣrā
Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız, çocuğu baba hesabına başka bir kadın emzirecektir.