Gecenin bir kısmında O'na secde et; geceleyin de O'nu uzun uzadıya tespih et.
وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا
ve mine l-leyli fe scud lehu ve sebbiHhu leylen Tavīlen
Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا
inne hā'ulā'i yuHibbūne l-ǎācilete ve yeƶerūne verā'ehum yevmen ṧeḳīlen
Onları biz yarattık ve eklemlerini (birbirine) biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.
نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَا اَسْرَهُمْ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَا اَمْثَالَهُمْ تَبْدِيلًا
neHnu ḣaleḳnāhum ve şedednā esrahum ve iƶā şi'nā beddelnā emṧālehum tebdīlen
İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
اِنَّ هٰذِهِ تَذْكِرَةٌ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّهِ سَبِيلًا
inne hāƶihi teƶkiratun fe men şā'e tteḣaƶe ilā rabbihi sebīlen
Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
ve mā teşā'ūne illā en yeşā'e (a)llahu inne (a)llahe kāne ǎlīmen Hakīmen
O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.
يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمِينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا
yudḣilu men yeşā'u fī raHmetihi ve Z-Zālimīne eǎdde lehum ǎƶāben elīmen
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا عُذْرًا اَوْ نُذْرًا اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
ve l-murselāti ǔrfen / fe l-ǎāSifeti ǎSfen / ve n-nāşirāti neşran / fe l-feriḳāti ferḳan / fe l-mulḳiyāti ƶikran / ǔƶran ev nuƶran / innemā tūǎdūne le vāḳiǔn
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
fe iƶā n-nucūmu Tumiset
Gök yarıldığı zaman,
وَاِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ
ve iƶā s-semāu furicet
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
ve iƶā l-cibālu nusifet
Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).
وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْ
ve iƶā r-rusulu uḳḳitet
(Bu) hangi güne ertelenmiştir?
لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْ
li eyyi yevmin uccilet
Hüküm ve ayırım gününe.
لِيَوْمِ الْفَصْلِ
li yevmi l-feSli
Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin.
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
ve mā edrāke mā yevmu l-feSli
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
Biz öncekileri helak etmedik mi?
اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّلِينَ
e lem nuhliki l-evvelīne
Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِرِينَ
ṧumme nutbiǔhumu l-āḣirīne
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
ke ƶālike nef'ǎlu bi l-mucrimīne
O gün vay yalanlayanların haline!
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne