← Sureler

Mushaf — 579. Sayfa

‹
/ 604
›
76. İnsan Suresi

Bir pınar ki Allah'ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.

عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا

ǎynen yeşrabu bihā ǐbādu (a)llahi yufeccirūnehā tefcīran

O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُ مُسْتَطِيرًا

yūfūne bi n-neƶri ve yeḣāfūne yevmen kāne şerruhu musteTīran

Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَاَسِيرًا

ve yuT'ǐmūne T-Taǎāme ǎlā Hubbihi miskīnen ve yetīmen ve esīran

(Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz."

اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُرِيدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُورًا

innemā nuT'ǐmukum li vechi (a)llahi lā nurīdu minkum cezā'en ve lā şukūran

"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."

اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا

innā neḣāfu min rabbinā yevmen ǎbūsen ḳamTarīran

Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.

فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا

fe veḳāhumu (a)llahu şerra ƶālike l-yevmi ve leḳḳāhum neDraten ve surūran

Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.

وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَرِيرًا

ve cezāhum bimā Saberū cenneten ve Harīran

Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.

مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا

muttekiīne fīhā ǎlā l-erāiki lā yeravne fīhā şemsen ve lā zemherīran

Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır.

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا

ve dāniyeten ǎleyhim Zilāluhā ve ƶullilet ḳuTūfuhā teƶlīlen

Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.

وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا

ve yuTāfu ǎleyhim bi āniyetin min fiDDetin ve ekvābin kānet ḳavārīrā

Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir.

قَوَارِيرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا

ḳavārīra min fiDDetin ḳadderūhā teḳdīran

Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kaseden içirilir.

وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَبِيلًا

ve yusḳavne fīhā ke'sen kāne mizācuhā zencebīlen

Orada bir pınar ki ona "selsebil" adı verilir.

عَيْنًا فِيهَا تُسَمّٰى سَلْسَبِيلًا

ǎynen fīhā tusemmā selsebīlen

Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَنْثُورًا

ve yeTūfu ǎleyhim vildānun muḣalledūne iƶā raeytehum Hasibtehum lu'lu'en menṧūran

Orada, görünce (sonsuz) nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün.

وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا

ve iƶā raeyte ṧemme raeyte neǐymen ve mulken kebīran

Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا

ǎāliyehum ṧiyābu sundusin ḣuDrun ve istebraḳun ve Hullū esāvira min fiDDetin ve seḳāhum rabbuhum şerāben Tahūran

Onlara şöyle denecektir: "Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür."

اِنَّ هٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا

inne hāƶā kāne lekum cezā'en ve kāne seǎ'yukum meşkūran

Şüphe yok ki, Kur'an'ı sana elbette biz indirdik biz.

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْزِيلًا

innā neHnu nezzelnā ǎleyke l-ḳurāne tenzīlen

O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkara ve hiçbir nanköre itaat etme.

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِمًا اَوْ كَفُورًا

fe Sbir li Hukmi rabbike ve lā tuTiǎ' minhum āṧimen ev kefūran

Sabah akşam Rabbinin adını an.

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَصِيلًا

ve ƶkuri isme rabbike bukraten ve eSīlen