(52-53) İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner.
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ رُوحًا مِنْ اَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلَا الْاِيمَانُ وَلٰكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَاِنَّكَ لَتَهْدِي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ صِرَاطِ اللّٰهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ اَلَٓا اِلَى اللّٰهِ تَصِيرُ الْاُمُورُ
ve ke ƶālike evHaynā ileyke rūHen min emrinā mā kunte tedrī mā l-kitābu ve lā l-īmānu ve lākin ceǎlnāhu nūran nehdī bihi men neşā'u min ǐbādinā ve inneke le tehdī ilā SirāTin musteḳīmin / SirāTi (a)llahi elleƶī lehu mā fī s-semāvāti ve mā fī l-erDi elā ilā (a)llahi teSīru l-umūru
Ha Mim.
حٰمٓ
Hm
(2-3) Apaçık Kitab'a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur'an yaptık.
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
ve l-kitābi l-mubīni / innā ceǎlnāhu ḳur'ānen ǎrabiyyen leǎllekum teǎ'ḳilūne
Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.
وَاِنَّهُ فِي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ
ve innehu fī ummi l-kitābi ledeynā le ǎliyyun Hakīmun
Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir'le (Kur'an'la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?
اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفِينَ
e fe neDribu ǎnkumu ƶ-ƶikra SafHen en kuntum ḳavmen musrifīne
Halbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.
وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّلِينَ
ve kem erselnā min nebiyyin fī l-evvelīne
(Onlar da) kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ
ve mā ye'tīhim min nebiyyin illā kānū bihi yestehziūne
Biz, onlardan daha çetinlerini de helak ettik. Öncekilerin örneği geçti!
فَاَهْلَكْنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّلِينَ
fe ehleknā eşedde minhum beTşen ve meDā meṧelu l-evvelīne
Andolsun, onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka, "Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı" diyeceklerdir.
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ
ve le in seeltehum men ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe le yeḳūlunne ḣaleḳahunne l-ǎzīzu l-ǎlīmu
O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.
اَلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
elleƶī ceǎle lekumu l-erDe mehden ve ceǎle lekum fīhā subulen leǎllekum tehtedūne