Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
وَاِذَا جَاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَلِيلًا
ve iƶā cā'ehum emrun mine l-emni evi l-ḣavfi eƶāǔ bihi ve lev raddūhu ilā r-rasūli ve ilā ūlī l-emri minhum le ǎlimehu (e)lleƶīne yestenbiTūnehu minhum ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu lāttebeǎ'tumu ş-şeyTāne illā ḳalīlen
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (81 / 81 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Emniyete, yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal yayarlar. Halbuki Peygambere ve içlerinden emre salâhiyeti olanlara başvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar, elbette onlardan gerçeğini öğrenirlerdi. Allah'ın ihsânı ve acıması olmasaydı pek azınız müstesna, Şeytan'a uyup gitmiştiniz.
Abdulkadir Gölpınarlı
Emniyete, yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal yayarlar. Halbuki Peygambere ve içlerinden emre salâhiyeti olanlara başvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar, elbette onlardan gerçeğini öğrenirlerdi. Allahʼın ihsânı ve acıması olmasaydı pek azınız müstesna, Şeytanʼa uyup gitmiştiniz.
Adem Uğur
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
Ahmed Hulusi
Kendilerine emniyetleriyle ilgili veya onları korkutacak bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Oysa o haberi Rasule veya yetkili birine (Ulül Emr) sorsalardı, onlardan işin içyüzünü öğrenebilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın fazlı ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana (bu işi yapana) tabi olup gitmiştiniz.
Ahmet Tekin
Onlara güven ve korkuyla, emniyet ve tehdit ile ilgili stratejik bir haber gelince bu bilgileri yayarlar. Halbuki bu tür bilgileri ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulullah’a ve kendi içlerinden, başlarında bulunun ülülemre, savunma görevini yürüten yetkililere (askerî uzmanlara, emniyet ve istihbarat yetkililerine) götürselerdi, bu bilgilerden sonuç çıkarma yeteneğinde olan uzmanlar, devleti, milleti, ümmeti ilgilendiren emniyetin ve tehdidin mahiyetini anlarlar, stratejik bir değerlendirme yaparlardı. Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç, hepiniz şeytana, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlara, şeytanî güçlere uyardınız, aldatılırdınız.
Ahmet Varol
Onlara güven ya da korku ile ilgili bir haber gelecek olsa hemen onu yayarlar. Oysa onu Peygamber'e yahut içlerindeki yöneticilere götürselerdi o haberi inceleyip sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hep şeytana uyardınız.
Ali Bulaç
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç çıkarabilenler', onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
Ali Fikri Yavuz
Hem o münafıklara, iman ordusunun zafer ve felâketine dair eminlik veya korku haberi geldiği zaman, onu yayarlar (ortalığı telâşa verirler). Halbuki o haberi, Peygambere ve mü’minlerden kumandanlara iletseler, elbette onun yayılıp yayılmaması gerektiğini onlardan öğrenirlerdi. Eğer Allah’ın nimet ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız müstesna, muhakkak şeytana uymuş gitmiştiniz.
Ali Rıza Safa
Güven veya korku haberi geldiğinde onu yayarlar. Oysa elçiye ve kendilerinden olan yetkililere götürselerdi, sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Allah'ın lütfu ve O'nun rahmeti üzerinizde olmasaydı, çok azınız dışında, kesinlikle şeytana uyardınız.
Bayraktar Bayraklı
Onlara, güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Peygamber'e ve aralarındaki otorite sahiplerine götürselerdi, içlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden pek azı müstesna, şeytana uyardınız.
Bekir Sadak
Kendilerine guven veya korku hususunda bir haber geldiginde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara goturselerdi, onlardan sonuc cikarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'in size bol nimeti ve rahmeti olmasaydi, pek aziniz bir yana, seytana uyardiniz.
Celal Yıldırım
Kendilerine güven ve korkuyla ilgili bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu (yaymadan) Peygamber'e ve kendilerinden emir sahiplerine arzetselerdi, onlardan hüküm çıkarmaya (olumlu sonuç almaya) yetkili olanları elbette onu bilirdi. Allah'ın size fazl-u rahmeti olmasaydı, —azınız müstesna— şeytana uyup giderdiniz.
Diyanet İşleri
Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Diyanet İşleri (eski)
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.
Diyanet Vakfi
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hem kendilerine güven ve korku ile ilgili bir haber geldi mi onu yayıveriyorlar; halbuki, onu peygambere ve içlerinden yetkili olanlara arzetseler, elbette bunların görüş sunabilme yeteneğine sahip olanları onu anlar, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı azınız hariç, şeytana uyup gitmiştiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem emn-ü havfe dair bir haber geldiği vakıt kendilerine onu yayıveriyorlar, halbuki onu Peygambere ve içlerinden ülül'emr olanlara arz etseler elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar bilirlerdi, eğer Allahın fazl u rahmeti üzerinizde olmasa idi pek azınızdan maadası şeytana uymuş gitmiştiniz.
Erhan Aktaş
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resul'e ve kendilerinden olan ulu'l-emre bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resul'e ve kendilerinden olan ulu'l-emre bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Rasul'e ve kendilerinden olan yetkili kimselere bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
Fizilal-il Kuran
Onlar güvene ya da korkuya ilişkin bir haber alınca onu hemen yayarlar. Oysa eğer o haberi peygambere ya da başlarındaki kendi yetkililerine götürseler, aralarındaki yorum yapmaya yetenekli olanlar onun mahiyetini anlarlardı. Eğer Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, küçük bir azınlık dışında hepiniz şeytana uyardınız.
Gültekin Onan
Kendilerine güven (emni) veya korku buyruğu [bütün çeviriler buradaki emr'i haber yapmış] geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler / yayarlar. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan buyruk sahiplerine / buyurganlara götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç çıkarabilenler' onu bilirlerdi. Tanrı'nın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız dışında herhalde şeytana uymuştunuz.
Hamdi Döndüren
Onlara güvenlik ya da tehlike ile ilgili bir haber gelse, onu hemen yayarlar; oysa o haberi, Peygamber’e ya da içlerinden söz sahibi olanlara götürselerdi, onların arasından, işin içyüzünü anlayanlar (nasıl hareket edilmesi gerektiğini) bilirlerdi. Eğer Allah’ın size olan lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız dışında şeytana uyardınız.
Hasan Basri Çantay
Onlara eminlik veya korku haberi geldiği zaman onu yayıverirler. Halbuki bunu peygambere ve onlardan (müminlerden) emir saahiblerine döndürmüş (onlara müracaat etmiş) olsalardı o (haberi) arayıb yayanlar bunu elbet onlardan öğrenirlerdi. Allahın üzerinizdeki lutf-ü inayeti ve esirgemesi olmasaydı, birazınız müstesna olmak üzere, muhakkak ki şeytana uymuş gitmişdiniz.
Hasib Asutay
Onlara güven veya korku (müminlerin zaferi veya hezimeti) ile ilgili bir haber gelince, onu (hemen) yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve kendilerinden olan yetki sahiplerine götürselerdi, onlardan işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, mutlaka şeytana uyardınız.
Hayrat Neşriyat
Hem onlara emniyet veya korkuya dâir bir haber geldiğinde onu yayıverirler. Ama onu, peygambere ve içlerinden ülü’l-emre (emir sâhibi idârecilerine) arz etselerdi, onlardan bunu (o işin gerçek mâhiyetini, dirâyetleriyle ortaya) çıkarabilecek olanlar, elbette onu(n tedbîrini) bilirlerdi. İşte üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, elbette pek azınız müstesnâ, şeytana uyardınız!
İbni Kesir
Kendilerine güven ve korkuya dair bir haber geldiğinde; onu yayarlar. Halbuki o haberi peygambere veya mü'min kumandanlara götürselerdi; onlar, ondan ne gibi netice çıkaracaklarını bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın nimet ve rahmeti olmasaydı; pek azınız müstesna, şeytana uymuş gitmiştiniz.
Mehmet Okuyan
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. (Oysa) onu, Elçi'ye veya aralarında yetki sahibi kişilere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah’ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı, azınız hariç elbette şeytana uyardınız.
Muhammed Esed
Onlar savaş veya barış ile ilgili herhangi bir (gizli) konuda bilgi sahibi olduklarında onu dışarıya yayarlar; halbuki onu Peygambere ve müminler arasından kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara arzetmiş olsalardı, gizli bilgiler elde etmekle uğraşanlar onu(nla ilgili olarak ne yapılması gerektiğini) mutlaka bilirlerdi. Ama Allahın size lütfu ve rahmeti sayesinde aranızdan çok az kimse şeytanın ardına takılmıştır.
Mustafa İslamoğlu
Onlar, kendilerine barış ya da savaşla ilgili herhangi bir bilgi ulaştığında onu dışarı yayarlar. Oysa ki onu Peygambere ya da mü'minler arasından kendilerine yetki verilmiş olanlara iletselerdi, onlar arasından işin (uzmanı olup) ölçme-değerlendirme yapabilenler onu da (değerlendire)bilirlerdi. Size Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç kesinlikle şeytanın ardınca giderdiniz.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlara eminlikten veya korkudan bir haber geldiği zaman onu yayıverirler. Ve eğer onu Peygamber'e veya kendilerinden olan emir sahiplerine arz etseler elbette onlardan bunun hükmünü çıkaracak zatlar bunu bilirlerdi. Ve eğer Allah Teâlâ'nın lütuf ve rahmeti üzerinize olmasa idi pek azınız müstesna, elbette şeytana uymuş olurdunuz.
Ömer Öngüt
Onlara güven ve korkuya dair bir haber gelse, hemen onu yayarlar. Halbuki onu Peygamber'e veya kendilerinden olan emir sahiplerine arzetselerdi, onlardan hüküm çıkarmaya gücü yetenler elbette onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve nimeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyar giderdiniz.
Suat Yıldırım
Onlara güvenlik veya korkuya dair bir haber geldiğinde doğru olup olmadığını araştırmadan ve yaymakta mahzur bulunup bulunmadığını danışmadan hemen onu yayarlar. Halbuki onlar bu haberi peygambere ve aralarındaki yetkili zatlara arzetselerdi elbette işin içyüzünü araştırıp ortaya çıkaranlar, onun mahiyetini, haberin neye delâlet ettiğini bilirlerdi. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uymuş gitmiştiniz.
Süleyman Ateş
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Elçi'ye ve aralarında buyruk sahiplerine götürselerdi, işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin taşıdığı anlamı) bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, birçok işinizde şeytana uyardınız.
Süleymaniye Vakfı
Onlara, güven veya korku doğuracak bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu Resul'e /elçimize ve içlerinden o konuda yetkin kişilere götürselerdi onların doğru hüküm çıkarabilenleri konuyu çözerdi. Allah'ın lütfu ve ikramı olmasaydı pek azınız hariç, şeytana uyardınız.
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki o haberi Elçi'ye ve kendi yetkililerine götürselerdi, yorum yapabilenler gerçeği anlarlardı. Allah'ın lütfu ve ikramı olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.
Şaban Piriş
Onlara güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Oysa, onu Peygamber'e ve müminlerden olan emir sahiplerine götürselerdi onlardan hüküm tespit edebilecek olanlar onu bilirdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç şeytana uymuştunuz.
Tefhim-ul Kuran
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan sonuç çıkarabilenler, onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
Ümit Şimşek
Bir de, onlara ister güven, isterse korku verici olsun, bir haber ulaştığında, hemen onu yayıverirler. Halbuki onu Peygambere ve içlerinden yetkili olan kimselere havale etselerdi, onların araştırmaya ve hüküm çıkarmaya ehil olanları, işin doğrusunu bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız dışında şeytana uymuş gitmiştiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara, güven yahut korkuya ilişkin bir haber ulaştığında onu hemen yaydılar. Oysaki, onu resule ve içlerindeki sorumluluk sahiplerine götürmüş olsalardı, aralarındaki okuyup araştırarak hüküm çıkaranlar, onu elbette bileceklerdi. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız/pek az işiniz hariç şeytanın ardısıra giderdiniz.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
Onlara əmin-amanlıq və ya qorxu xəbəri gəldikdə, onu yayarlar. Halbuki bunu Peyğəmbərə və özlərindən olan nüfuz sahiblərinə çatdırsaydılar, içərilərindən onun mahiyyətinə varan kəslər o xəbəri bilərdilər. Əgər sizə Allahın lütfü və rəhmi olmasaydı, əlbəttə, az bir qisminiz istisna olmaqla, hamınız şeytana uyardınız.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
Onlara (münafiqlərə bəʼzi müsəlmanların sadəlövhlüyü üzündən döyuş meydanından) əmin-amanlıq və ya qorxu xəbəri gəldikdə dərhal onu yayarlar. Halbuki əgər (müsəlmanlar) bunu (münafiqlərə deyil), Peyğəmbərə və ya özlərindən (möʼminlərdən) olan ixtiyar (əmr) sahiblərinə demiş olsaydılar, əlbəttə, həmin xəbəri onun mahiyyətinə varan (belə bir xəbərin yayılmasının məqsədəuyğun olub-olmadığını təʼyin etməyə qadir olan) kimsələr bilərdilər. Əgər Allahın lütfü (mərhəməti) üzərinizdə olmasaydı, şübhəsiz ki, az bir qisminiz müstəsna olmaqla, Şeytana uyardınız.
Almanca (4)
Almanca — Al-Azhar
Wenn die einfachen Gläubigen Meldungen über Sicherheit oder Gefahr hören, verbreiten sie sie gleich unter den Menschen. Wenn sie sie dem Gesandten oder den Verantwortlichen übermittelt hätten, hätten sie von den Zuständigen, die sich mit der Deutung der Meldungen befassen, die Wahrheit erfahren und gewußt, ob sie verbreitet werden dürfen oder nicht. Wenn Gott euch seine Gunst und sein Erbarmen nicht erwiesen hätte, wäret ihr bis auf wenige dem Teufel verfallen.
Almanca — Der Edle Quran
Und wenn ihnen eine Angelegenheit zu (Ohren) kommt, die Sicherheit oder Furcht betrifft, machen sie es bekannt. Wenn sie es jedoch vor den Gesandten und den Befehlshabern unter ihnen brächten, würden es wahrlich diejenigen unter ihnen wissen, die es herausfinden können. Und wenn nicht Allahs Huld und Erbarmen gewesen wären, wäret ihr fürwahr außer wenigen dem Satan gefolgt.
Almanca — M. A. Rassoul
Und wenn ihnen etwas zu Ohren kommt, das Sicherheit oder Furcht betrifft, machen sie es bekannt. Hätten sie es aber vor den Gesandten und vor jene gebracht, die unter ihnen die Befehlsgewalt besitzen, dann würden es sicherlich die unter ihnen, die es entschleiern könnten, wissen. Und wäre nicht Allahs Gnade über euch und Seine Barmherzigkeit, wäret ihr alle dem Satan gefolgt, bis auf wenige Ausnahmen.
Almanca — Muhammad Zaidan
Und wenn zu ihnen eine Nachricht über etwas Sicherheitsgewährendes oder Angsteinflössendes kommt, verbreiten sie dieses. Und hätten sie es dem Gesandten und den Verantwortlichen unter ihnen überlassen, hätten davon Kenntnis diejenigen unter ihnen, die dieses analysieren können. Und gäbe es ALLAHs Gunst euch gegenüber nicht sowie Seine Gnade, wäret ihr dem Satan gefolgt, außer wenigen von euch.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
When -these people- learn by credible or incredible information a subject or report or talk to the credit of the Muslims or against them, they spread it as news and circulate it by way of rumour. Had they referred it to the Messenger and, in his absence, to those in authority among them, it would have been in accordance with divine standard. The Messenger and/or those in authority would have intelligently examined the news and rationalized the matter and would have known the facts and placed them in their true bearings. Had it not been for Allah's efficacious grace and mercy abounding in you, you people would have been attracted to AL-Shaytan and espoused the opinions of those with characteristics befitting him, except a few.
Abdul Haleem
Whenever news of any matter comes to them, whether concerning peace or war, they spread it about; if they referred it to the Messenger and those in authority among them, those seeking its meaning would have found it out from them. If it were not for God’s bounty and mercy towards you, you would almost all have followed Satan.
Abdullah Yusuf Ali
When there comes to them some matter touching (Public) safety or fear, they divulge it. If they had only referred it to the Messenger, or to those charged with authority among them, the proper investigators would have Tested it from them (direct). Were it not for the Grace and Mercy of Allah unto you, all but a few of you would have fallen into the clutches of Satan.
Abul A'la Maududi
Whenever they come upon any news bearing upon either security or causing consternation they go about spreading it, whereas if they were to convey it to either the Messenger or to those from among them who are entrusted with authority, it would come to the knowledge of those who are competent to investigate it. But for Allah's bounty and mercy upon you, (weak as you were) all but a few of you would surely have followed Satan.
Aisha Bewley
When news of any matter reaches them they spread it about, whether it is of a reassuring or disquieting nature. If they had only referred it to the Messenger and those in command among them, those among them able to discern the truth about it would have had proper knowledge of it. If it were not for Allah’s favour to you and His mercy, all but a very few of you would have followed Shaytan.
Al-Hilali & Khan
When there comes to them some matter touching (public) safety or fear, they make it known (among the people); if only they had referred it to the Messenger or to those charged with authority among them, the proper investigators would have understood it from them (directly). Had it not been for the Grace and Mercy of Allâh upon you, you would have followed Shaitân (Satan), save a few of you.
Ali Quli Qarai
When a report of safety or alarm comes to them, they immediately broadcast it; but had they referred it to the Apostle or to those vested with authority among them, those of them who investigate would have ascertained it. And were it not for Allah’s grace upon you and His mercy, you would have surely followed Satan, [all] except a few.
Amatul Rahman Omar
And when there comes to them news (a mere rumour), be it a matter of peace or of fear, they spread it around. But had they referred it to the perfect Messenger and to those in authority among them, surely those of them who can elicit (the truth) from it would have understood it (and could make correct deductions). And had it not been for the grace of Allâh upon you and His mercy you would all have followed satan, excepting a few.
Arthur John Arberry
When there comes to them a matter, be it of security or fear, they broadcast it; if they had referred it to the Messenger and to those in authority among them, those of them whose task it is to investigate would have known the matter. And but for the bounty of God to you, and His mercy, you would surely have followed Satan, except a few.
Bijan Moeinian
When a matter of security arises, they look for a solution elsewhere out of fear [the same way that today’s people look to other than Qur’an for a solution to their "civil" issues]. If they had come to you or their leaders, they would have found the best solution. If it was not for the Grace of your Lord, most of you have been misled by the Satan.
E. Henry Palmer
And when there comes to them a matter of security or fear they publish it; but if they were to report it to the Apostle and to those in authority amongst them, then those of them who would elicit it from them would know it; but were it not for God's grace upon you and His mercy ye had followed Satan, save a few.
Edip-Layth
If any matter regarding security, or fear, comes to them they make it publicly known, but if they had referred it to the messenger and to those entrusted from them then it would have been known by those who studied it from them. Had it not been for God's grace upon you and His mercy, you would have followed the devil, except for a few.
George Sale
When any news cometh unto them, either of security or fear, they immediately divulge it; but if they told it to the apostle and to those who are in authority among them, such of them would understand the truth of the matter, as inform themselves thereof from the apostle and his chiefs. And if the favour of God and his mercy had not been upon you, ye had followed the devil, except a few of you.
Hamid S. Aziz
And when there comes to them a matter of security or fear they broadcast it; but if they had referred it to the Messenger and to those in authority amongst them, then those of them who can think would know it; but were it not for Allah's grace upon you and His mercy you would have followed Satan, save a few.
Mahmoud Ghali
And when there comes to them a command (i. e., the matter, the affair) of security or fear, they divulge it; and if they had referred it to the Messenger and to the ones endowed with the command (i.e., those in authority) among them, the ones among them who investigate would indeed know it. And had it not been for the Grace of Allah upon you and His mercy, you would indeed have closely followed Ash-Shytan, (the all-vicious, i.e., the Devil) except a few.
Marmaduke Pickthall
And if any tidings, whether of safety or fear, come unto them, they noise it abroad, whereas if they had referred it to the messenger and to such of them as are in authority, those among them who are able to think out the matter would have known it. If it had not been for the grace of Allah upon you and His mercy ye would have followed Satan, save a few (of you).
Mohamed Ahmed - Samira
And when any tidings of peace or war come to them they spread the news around. Had they gone to the Prophet or those in authority among them, then those who check and scrutinize would have known it, And but for the favour of God and His mercy you would certainly have followed Satan, except a few.
Muhammad Asad
AND IF any [secret] matter pertaining to peace or war comes within their ken, they spread it abroad - whereas, if they would but refer it unto the Apostle and unto those from among the believers who have been entrusted with authority, such of them as are engaged in obtaining intelligence would indeed know [what to do with] it And but for God's bounty towards you, and His grace, all but a few of you would certainly have followed Satan.
Mustafa Khattab
And when they hear news of security or fear,[1] they publicize it. Had they referred it to the Messenger or their authorities, those with sound judgment among them would have validated it. Had it not been for Allah’s grace and mercy, you would have followed Satan—except for a few.
Progressive Muslims
And if any matter regarding security, or fear, comes to them they make it publicly known, but if they had referred it to the messenger and to those entrusted from them then it would have been known by those who studied it from them. And had it not been for God's grace upon you and His mercy, you would have followed the devil, except for a few.
Sahih International
And when there comes to them information about [public] security or fear, they spread it around. But if they had referred it back to the Messenger or to those of authority among them, then the ones who [can] draw correct conclusions from it would have known about it. And if not for the favor of Allah upon you and His mercy, you would have followed Satan, except for a few.
Sam Gerrans
And when there comes to them a matter of security or fear, they spread it about; and had they referred it to the Messenger and to those in authority among them, there would have known it those who draw correct conclusions among them; and were it not for the bounty of God to you, and His mercy, you would have followed the satan, save a few.
Shabbir Ahmed
The Book of Allah provides easy and practical social guidance. There are people who spread rumors pertaining to safety or fear. Those who hear rumors shall refer the matter concerning public safety and threat, to the Messenger and the government officials. Those who are engaged in obtaining intelligence will indeed know what to do with it. Had it not been for the Bounty of Allah and His Mercy, most of you would still be following the Satanic elements.
Syed Vickar Ahamed
When there comes to them some matter about (public) safety or fear, they make it be known. If they had only referred it to the Messenger (Muhammad), or to those charged with authority among them, the proper investigators would have verified it (directly) from them. If it were not for the grace and mercy of Allah to you, all but a few of you would have fallen into the (evil) hands of Satan.
Taqi Usmani
When news concerning peace or fear comes to them, they go about spreading it. Had they referred it to the Messenger and to those having authority among them, the truth of the matter would have come to the knowledge of those of them who are able to investigate. But for Allah’s grace upon you, and mercy, you would have followed the Satan, save a few.
The Monotheist Group
And if any matter regarding security, or fear, comes to them they make it publicly known, but if they had referred it to the messenger and to those entrusted from them then it would have been known by those who studied it from them. And had it not been for the grace of God upon you and His mercy, you would have followed the devil, except for a few.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Quand leur parvient une nouvelle rassurante ou alarmante, ils la diffusent. Sʹils la rapportaient au Messager et aux détenteurs du commandement parmi eux, ceux dʹentre eux qui cherchent à être éclairés, auraient appris (la vérité de la bouche du Prophète et des détenteurs du commandement). Et nʹeussent été la grâce dʹAllah sur vous et Sa miséricorde, vous auriez suivi le Diable, à part quelques-uns.
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Dema ji wan (munafiqan) re (der heqê xezaya Pêxember de) ji serkeftin an jî şikestinê xeberek dihat, di cih de wan ew belav dikir. Eger ku wan ew (xeber) ji Pêxember re yan jî ji karbidestan re, ewên ku ji wan in (misliman in) bibirina -ku ew dikarin rastiya wê derînin- wan dê rastiya wê nas bikira. (Gelî bawermendan!) Eger kerem û rehma Xwedê li ser we nebûya, ji bilî hin kesan we dê bidaya pey şûngavên şeytên.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
En wanneer tot hen een bericht over veiligheid of vrees komt, dan verspreiden zij het. Als ze het echter naar de gezant en naar de gezagdragers onder hen verwezen hadden dan zouden zij uit hun midden die gevolgtrekkingen kunnen maken, er kennis van hebben kunnen nemen. En zonder Gods goedgunstigheid jegens jullie en Zijn barmhartigheid zouden jullie op enkelen na de satan gevolgd hebben.
Hollandaca — Salomo Keyzer
Indien zij een bericht ontvangen, waardoor hun zekerheid of vrees wordt ingeboezemd, verspreiden zij dat onmiddellijk; maar indien zij het den gezant en hunne opperhoofden vertelden, zouden zij, die waarheid begeerden, haar uit den mond van deze laatsten hooren. Indien Gods genade en zijne barmhartigheid niet over u waakten, zoudt gij, eenigen van u uitgezonderd, satan volgen.
Hollandaca — Siregar
En wanneer zij met een zaak van veiligheid of vrees tot ben komen, dan verspreiden zij het. En indien zij het aan de Boodschapper voorgelegd hadden, of aan degenen van hen die met gezag bekleed zijn, dan zouden degenen onder hen die onderzoeksbekwaam zijn er kennis van kunnen nemen. Als het niet vanwege de gunst van Allah over jullie zou zijn, en Zijn Genade, dan zouden jullie de Satan volgen, op weinigen na.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
А когда придет к ним [к тем, у которых в душах болезнь, а это либо лицемеры, либо люди со слабой верой] (какое-нибудь) дело [весть] (которое вселяет) спокойствие [как например весть о победе верующих] или (от которой возникает) страх [как например поражение верующих в битве], они (не проявляя терпения) разглашают [рассказывают людям] об этом. А если бы они (сначала) вернули его [эту весть] к Посланнику и обладающим властью из них [к знающим людям или руководителям отрядов] (чтобы они выяснили его истинность и затем приняли решение оглашать или же умолчать об этом), тогда узнали бы его те, которые стараются проникнуть (в суть) этой (вести) из них. И если бы не щедрость Аллаха к вам [в данном случае Ислам, Коран и Посланник] и не Его милость [откровение Аллаха, Его снисходительность, Его содействие и Его благодеяние], то вы бы последовали за сатаной, кроме немногих.
Rusça — Osmanov
Когда до них доходит весть о победе или поражении, они разглашают ее. А если бы они [раньше] сообщили это посланнику и предводителям [муслимов,] тем было бы ведомо, нужно ли распространять эту весть. И если бы не милость и милосердие Аллаха к вам, то вы, за исключением немногих, последовали бы за шайтаном.
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
OCH NÄR ett (rykte) som gäller fred eller krig kommer till deras kännedom, skyndar de sig att sprida det. Om de (i stället) genast underrättade Sändebudet och dem i deras gemenskap åt vilka anförtrotts myndighet och ansvar skulle de bland dem som (sysslar med att) utforska sanningen kunna klarlägga (ryktets betydelse). Om inte Gud i Sin nåd hade förbarmat Sig över er skulle ni helt visst ha slutit er till Djävulen, alla utom ett fåtal.