ف ض ل (FĐL)
F-d-l
Cins açısından fazlalık/üstünlük: Hayvan cinsinin bitki cinsinden üstünlüğü gibi.
Nevi açısından fazlalık/üstünlük: İnsanın, kendisi dışındaki hayvanlardan/canlılardan üstünlüğü gibi. Şu âyet bu anlamdadır: وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آَدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلًا : Biz, insanoğluna değer verdik. Onları, karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik. Onları, yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık (17/İsrâ 70).
Zât açısından olan fazlalık/üstünlük: Bir adamın başka birinden üstün olması gibi.
İlk iki üstünlük çeşidi cevherle alâkalıdır; onlarda eksik olanın, bunu gidermesi ve üstünlük kazanması mümkün değildir. Örneğin, at ve eşeğin insana özgü olan üstünlüğü elde etmeleri mümkün değildir. Üçüncü üstünlük çeşidi ise bazen arazla ilgili olmaktadır ki; onu elde etmenin yolu bulunabilir. Şu âyetlerde zikredilen üstünlük bu kısma girer: وَاللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ : Allah rızıkta kiminizi kiminize üstün kıldı (16/Nahl 71); لِتَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ : Rabbinizden bir fazl istemeniz için (17/İsrâ 12); yani mal ve kazanç. الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنْفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ : Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler (4/Nisâ 34) âyetinde kastedilen, erkeğe özgü olan zatî üstünlük ve ona verilen güç, mal, makam ve kuvvettir. وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ : Peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık (17/İsrâ 55); فَضَّلَ اللَّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً : Allah, malları ve canları ile cihat edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır (4/Nisâ 95).
Herhangi bir zorlama olmadan verilen her bağışa فَضْل denir. Örneğin: وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ : Allah’tan lütfünü isteyin (4/Nisâ 32). ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ : Bu, Allah’ın lütfüdür. Onu dilediğine verir. Allah; büyük lütuf sahibidir (62/Cum’a 4) âyeti her üç fazilet çeşidini de kapsar. فَضْلُ اللَّهِ sözünden kastın İslâm olduğunu söyleyenler, bu sözün kapsadıklarının sadece bir kısmını tefsir etmiş oluyorlar. Şu âyetler de aynı anlamdadır: قُلْ بِفَضْلِ اللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِ : De ki; bunlar Allah’ın lütfü ve rahmeti iledir (10/Yûnus 58); وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ إِلَّا قَلِيلًا : Allah’ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uymuş olurdunuz (4/Nisâ 83) ve başka bir çok âyet.