ف ل ح (FLḪ)
F-l-h
أَفْلِحْ بِمَا شِئْتَ فَقَدْ يُدْرَكُ بِالضَّـ *** عْفِ وَقَدْ يُخَدَّعُ اْلأَرِيبُ -356
356- Dilediğinle yaşa (ister akıllı ister ahmak yaşa); çünkü kimi zaman ahmak zengin olur, akıllı ise fakir kalır.
Âhiretle ilgili olan felâh da dört şeyle gerçekleşir: Sonsuz bir hayat; fakirliği olmayan bir zenginlik; zilleti olmayan bir izzet ve cehâleti olmayan bir ilim. İşte bundan dolayı şöyle denmiştir: لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ اْلآَخِرَةِ : Âhiret hayatından başka bir hayat yoktur. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: وَإِنَّ الدَّارَ الْآَخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ : Asıl hayat âhiret yurdundaki hayattır (29/Ankebût 64). أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ : İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler sadece Allah’ın tarafında olanlardır (58/Mücâdele 22); قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّى : Temizlenen, kurtuluşa ermiştir (87/A’lâ 14); قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا : Nefsini temizlemiş olan, kurtuluşa ermiştir (91/Şems 9); قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ : Mü’minler kurtuluşa ermişlerdir (23/Mu’minun 1); وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ : Allah’tan korkun, umulur ki kurtuluşa erersiniz (2/Bakara 189); إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ : Şüphesiz kâfirler kurtuluşa eremezler (23/Mu’minun 117); فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ : İşte onlar kurtuluşa erenlerdir (59/Haşr 9).
Sihirbazlar; وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى : Bugün üstün gelen başarıya ermiştir (20/Tâhâ 64) sözleriyle dünya başarısını kastetmiş olabilirler ki, bu daha yakın/uygun bir anlamdır. Sahur yemeğine de فَلاَح denir. Denir ki; sahurun bu şekilde isimlendirilmesi, Arapların o esnada, حَيَّ عَلَى الْفَلاَحِ (Kurtuluşa gelin) demelerinden dolayıdır. Ezanda; حَيَّ عَلَى الْفَلاَحِ denmesi ise; “Allah’ın namazla bize verdiği kurtuluşa gelin”, anlamındadır. Şu söz de bu anlamdadır: حَتَّى خِفْنَا أَنْ يَفُوتَنَا الْفَلاَحُ : Öyle ki, felâh’ı kaçırmaktan korktuk. Yani, ateme/yatsı namazını eda etmekle bize verilecek kurtuluşu kaçırmaktan korktuk.