ف ق ر (FGR)
F-k-r
1- Zarurî ihtiyacın olması: Bu, dünyada oldukları müddetçe bütün insanları; dahası bütün varlıkları kapsar. Şu âyet bu anlamdadır: يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ : Ey insanlar, siz Allah’a muhtaçsınız (35/Fâtır 15). Yüce Allah insanı nitelerken de bu çeşit ihtiyaca şöyle işaret etmektedir: وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ : Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık (21/Enbiyâ 8).
2- Kazancın/Geçinecek bir şeyin olmayışı: Bu da şu âyetlerde zikredilendir: لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ : Sadakalarınızı; kendilerini Allah yoluna adamış, bu yüzden yeryüzünde (dünyalık için) koşmaya fırsat bulamayan ve hayâları yüzünden tanımayanlar tarafından varlıklı sanılan fakirlere verin (2/Bakara 273); إِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ : Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder (24/Nûr 32); إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ : Sadakalar, ancak fakirlere, miskinlere verilir (9/Tevbe 60).
3- Nefsin fakirliği: Bu, Hz. Peygamber’in şu hadisinde kastedilen açgözlülüktür: كَادَ الْفَقْرُ أَنْ يَكُونَ كُفْرًا : Fakirlik (Açgözlülük) nerede ise küfürle eşdeğer olacaktı. Bu, şu hadisin karşıtıdır: اَلْغِنَى غِنَى النَّفْسِ : Gerçek zenginlik nefis zenginliğidir. Arapların şu sözlerinde kastedilen de budur: مَنْ عَدِمَ الْقَنَاعَةَ لَمْ يُفِدْهُ الْمَالُ غِنًى : Kanaati olmayan kişiyi mal zengin etmez.
4- Allah’a muhtaç olmak: Hz. Peygamber’in şu hadisinde kastedilen bu tür fakirliktir: اَللَّهُمَّ أَغْنِنِي بِاْلاِفْتِقَارِ إِلَيْكَ وَلاَ تُفْقِرْنِي بِاْلاِسْتِغْنَاءِ عَنْكَ : Allah’ım, sana muhtaç olmakla beni zengin kıl, senden istiğna etmekle beni fakir kılma. Şu âyette de kastedilen budur: رَبِّ إِنِّي لِمَا أَنْزَلْتَ إِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ : Rabbim, bana indireceğin her hayra muhtacım (28/Kasas 24). Şair de aynı anlama şöyle değinmektedir:
وَيُعْجِبُنِي فَقْرِي إِلَيْكَ وَلَمْ يَكُنْ *** لِيُعْجِبَنِي لَوْلاَ مَحَبَّتُكَ الْفَقْرُ -354
354- Sana muhtaç olmam hoşuma gidiyor; eğer olmasaydı senin sevgin, sevmezdim fakirliği.
اِفْتَقَرَ فَهُوَ مُفْتَقِرٌ وَفَقِيرٌ : Fakir oldu, o fakirdir, denir. Kıyas açısından uygun olsa da neredeyse فَقُرَ hiç denilmemektedir. فَقِير kelimesinin asıl anlamı, omurgası kırık olandır. Denir ki; فَقَرَتْهُ فَاقِرَةٌ ; yani onun başına omurga kıran bir felâket geldi. أَفْقَرَكَ الصَّيْدُ فَارْمِهِ : Avın omurgasını kırabilirsin, ona ok at. Kimisi de bu kelimenin çukur anlamındaki فُقْرَة kökünden geldiğini söylemektedir. Bu anlamdan suyun toplandığı her çukura فَقِير denir. فَقَّرْتُ لِلْفَسِيلِ : Hurma fidesi için bir çukur kazıp onu oraya diktim. Şair şöyle der:
مَالَيْلَةُ الْفَقِيرِ إِلاَّ شَيْطَانٌ -355
355- Fakirin [kuyu, kanal] gecesi şeytandan başkası değildir!
Şiirde geçen الْفَقِير kelimesinin bir kuyu ismi olduğu söylenmiştir. فَقَرْتُ الْخَرَزَ : Boncuğu deldim. أَفْقَرْتُ الْبَعِيرَ : Devenin burnunu deldim.