ف ي ض (FYĐ)
F-y-d
رَجُلٌ فَيَّاضٌ ; yani cömert bir adamdır. Şu söz de bu anlamdan istiâre edilmiştir: أَفَاضُوا فِي الْحَدِيثِ : Söze daldılar. وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآَخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِي مَا أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ : Eğer Allah’ın dünyada ve âhirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu (24/Nûr 14); هُوَ أَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ : Allah, sizin Kur’ân hakkında ne taşkınlıklar yapmakta olduğunuzu daha iyi bilendir (46/Ahkâf 8); وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِنْ قُرْآَنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ : Ne iş yaparsan yap ve sizler ona dair Kur’ân’dan ne okursanız okuyun; ne yaparsanız yapın; yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka Biz sizi görürüz (10/Yûnus 61).
حَدِيثٌ مُسْتَفِيضٌ : Yayılmış/Şayi olmuş söz. فَيْض : Bol su. Denir ki; إِنَّهُ أَعْطَاهُ غَيْضًا مِنْ فَيْضٍ : Çok olandan birazını ona verdi. فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ : Arafattan indiğinizde Meş’ari’l-Haram yanında, Allah’ı zikredin (2/Bakara 198); ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ : Sonra, insanların akın ettiği yerden, siz de akın edin (2/Bakara 199); yani kalabalıklar hâlinde Arafat’tan akın ettiğinizde. Bu âyetlerde insanların Arafat dağından inmeleri suyun akışına benzetilmiştir.
أَفَاضَ بِالْقِدَاحِ : Fal oklarını çekti. أَفَاضَ الْبَعِيرُ بِجَرَّتِهِ : Deve geviş çıkardı. دِرْعٌ مُفَاضَةٌ : Giyineni kuşatan zırh. Bu tıpkı دِرْعٌ مَسْنُونَةٌ sözleri gibidir. مَسْنُونَة kelimesi, “döktüm” anlamındaki سَنَنْتُ fiilinden gelmektedir.