Sözlük

ف ر ق (FRG)

F-r-k

فَرْق kelimesi, فَلْق ile yakın anlamlıdır. Ancak yarılma nokta-i nazarından فَلْق ; ayrılma nokta-i nazarından da فَرْق kullanılır. Allah buyurur ki: وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ : Sizin için denizi yarmıştık (2/Bakara 50).

فِرْق : Ayrı olan parça/bölüm. Bu anlamdan insanlardan ayrı olan topluluğa فِرْقَة denir. Sabah ağarmasına فَرَقُ الصُّبْحِ ve فَلَقُ الصُّبْحِ denir. فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ : Musa’ya vahyettik ki: Asanı denize vur. O, hemen yarıldı ve her parçası büyük bir dağ gibi oldu (26/Şu’arâ 63).

فَرِيق : Diğerlerinden ayrılan topluluk: وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ : Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Hâlbuki okudukları kitaptan değildir (3/Âl-i İmrân 78); فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ : Peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyordunuz (2/Bakara 87); فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ : (O gün) insanların bir kısmı cennete, bir kısmı da çılgın alevli cehenneme girerler (42/Şûra 7); إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آَمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ : Kullarımdan bir gurup vardı ki, onlar: Rabbimiz, inandık, artık bağışla bizi, merhamet et bize. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, diyordu (23/Mu’minun 109); أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا : Bu iki gurup insanın hangisinin makamı daha iyi ve yeri daha güzeldir? (19/Meryem 73); وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ : Sizden olan bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz (2/Bakara 85); وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ : Onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler (2/Bakara 146).

فَرَقْتُ بَيْنَ الشَّيْئَيْنِ : İki şey arasını ayırdım; bu ister gözün, ister de basiretin idrak ettiği bir ayırımla olsun, aynıdır: قَالَ رَبِّ إِنِّي لَا أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ : Musa: Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına hâkim olamıyorum; bizimle, bu yoldan çıkmış toplumun arasını ayır dedi (5/Mâide 25); فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا : Ayırdıkça ayıranlara andolsun (77/Murselât 4); yani, Allah’ın kendilerine emrettiği gibi eşyanın arasını ayıran meleklere andolsun. Şu âyet de aynı anlamdadır: فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ : O gecede her hikmetli iş ayırdedilir (44/Duhân 4).

Hz. Ömer hak ile batılı birbirinden ayırdığı için ona, عُمَرُ الْفَارُوقُ denmiştir. وَقُرْآَنًا فَرَقْنَاه (17/İsrâ 106); yani, Kur’ân’da hükümleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık. Kimisine göre de فَرَقْنَاهُ sözü; “Kur’ân’ı, bölüm bölüm indirdik” anlamındadır. تَفْرِيق kelimesinin asıl anlamı çokluk içindir. Bu da birlikteliğin ve sözün dağılması konusunda kullanılır: فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ : Onlar, o iki melekden, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı (2/Bakara 102); خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي : Ben, senin: “İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!” demenden korktum (20/Tâhâ 94); لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ : O’nun peygamberleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırt etmeyiz (2/Bakara 285); لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ : Onlardan hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz (2/Bakara 136). Bu âyetlerde tefrikin/ayırt etmenin, ( أَحَد ) kelimesine nispet edilmesi, onun nefiy bağlamında çoğul anlamına gelmesinden dolayı caiz olmuştur. إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ ...: Dinlerini parça parça edenler (6/En’âm 159). Bu âyet, فَارَقوُا ; şeklinde de okunmuştur.

فِرَاق ve مُفَارَقَة kelimeleri daha çok bedensel ayrılık anlamında kullanılırlar: هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ : İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır (18/Kehf 78). وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ : Bunun ayrılık zamanı olduğunu anlar (75/Kıyâmet 28); yani ölmek suretiyle dünyadan ayrılma zamanının geldiği düşüncesi kalbine galebe çalar. وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ ...: Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler (4/Nisâ 150); yani, Allah’ın onlara emrettiğinin tersine Allah’a iman ettiklerini gösterip O’nun elçilerini inkâr edenler. وَالَّذِينَ آَمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ ...: Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlar (4/Nisâ 152); yani, Allah’ın bütün elçilerine iman edenler.

فُرْقَان kelimesi, فَرْق ’tan daha mübalâğalıdır. Çünkü فُرْقَان hak ile batıl arasındaki fark için kullanılır. Onun takdiri tıpkı şu söz gibidir: رَجُلٌ قُنْعَانٌ : Hüküm konusunda kendisiyle ikna olunan adam. Bazılarının iddia ettiği gibi bu kelime mastar değil, isimdir. فَرْق kelimesi ise hem bu anlamda hem de başkasında kullanılır. يَوْمَ الْفُرْقَانِ : Furkan günü (8/Enfâl 41); yani, hak ile batılın, hüccet/açık delil ile şüphenin birbirinden ayrılacakları gün. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا : Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O, size bir furkan verir (8/Enfâl 29); yani, kalbinize, kendisiyle hak ile batılın birbirinden ayrıldığı bir nur ve başarı verir. Bu âyetteki فُرْقَان , diğer âyetlerde geçen سَكِينَة ve رَوْح gibidir.

... إِنْ كُنْتُمْ آَمَنْتُمْ بِاللَّهِ وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ : …Eğer Allah’a ve Furkan gününde, iki topluluğun karşılaştığı o günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız (8/Enfâl 41). Bazılarına göre âyette sözü edilen gün, Bedir savaşının yapıldığı gündür. Çünkü hak ile batılın birbirinden ayrıldığı ilk gün odur. İlâhî kelâma da فُرْقَان denir. Çünkü o; inançta hak ile batılı, sözde doğru ile yanlışı, amellerde de iyi ve kötüyü birbirinden ayırır. Bu, Kur’ân’da da Tevrat ve İncil’de de böyledir. Nitekim Allah buyurur ki: وَإِذْ آَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ : Mûsa’ya Kitap ve Furkan vermiştik (2/Bakara 53); وَلَقَدْ آَتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ : Biz Mûsa ve Harun’a Furkan vermiştik (21/Enbiyâ 48); تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا : Âlemleri uyarmak üzere Kuluna Furkan’ı indiren ne yücedir (25/Furkân 1); شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآَنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ : Ramazan ayı; öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir (2/Bakara 185).

فَرَق : Korkudan dolayı kalbin darmadağın olmasıdır. فَرَق kelimesinin kalp için kullanılması, tıpkı صَدْع ve شَقّ kelimelerin onun için kullanılması gibidir. Allah buyurur ki: وَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ : Onlar sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler, oysa sizden değildirler, fakat korkak bir kavimdirler (9/Tevbe 56). رَجُلٌ فَرُوقٌ وَفَرُوقَةٌ : Çok fazla korkak olan adam. Kadın için de aynı form kullanılır. Bu anlamdan, doğum sancısından dolayı şuraya-buraya koşup giden deveye فَارِق ve فَارِقَة denir. Tek başına olan buluta da, sözü edilen deveye benzetilerek فَارِق denir. İbiği parçalara ayrılan horoza ve kalçalarından biri diğerinden yüksek olan ata أَفْرَق denir. فَرِيقَة : Süt ile pişirilen hurma. فَرُوقَة : İki böbreğin üzerindeki yağa denir.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →