ف ر ق (FRG) kökünün geçtiği ayetler
Ayırmak/ayırt etmek/bölmek/ikiye ayırmak/karar vermek. Farqun - ayırt etme veya ayırma eylemi. Fariq - ayıran, ayrım yapan. Firqun - ayrı parça, yığın. Firqatun - insan topluluğu. Fariqun - parça/bölüm, bazı taraf veya insan topluluğu. Furqan - doğru veya yanlışın ölçütü, taslak, kanıt veya gösterim, Kuran'ın bir adı, yardım, zafer, tartışma, delil, şafak, ayrım.
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (72)
Bu kök Kur'an boyunca 72 kez, 36 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
فَرِيقٌ13 kez
Bakara 2:75فَرِيقٌferīḳunbir grup
اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
e fe teTmeǔne en yu'minū lekum ve ḳad kāne ferīḳun minhum yesmeǔne kelāme (a)llahi ṧumme yuHarrifūnehu min beǎ'di mā ǎḳalūhu ve hum yeǎ'lemūne
Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.
Bakara 2:100فَرِيقٌferīḳunbir grup
Bakara 2:101فَرِيقٌferīḳunbir gurup
وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللّٰهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
ve lemmā cā'ehum rasūlun min ǐndi (a)llahi muSaddiḳun li mā meǎhum nebeƶe ferīḳun mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe kitābe (a)llahi verā'e Zuhūrihim keennehum lā yeǎ'lemūne
Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitab'ını (Tevrat'ı) arkalarına attılar.
Al-i İmran 3:23فَرِيقٌferīḳunbir topluluk
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ اُو۫تُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ
e lem tera ilā (e)lleƶīne ūtū neSīben mine l-kitābi yud'ǎvne ilā kitābi (a)llahi li yeHkume beynehum ṧumme yetevellā ferīḳun minhum ve hum muǎ'riDūne
Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri görmüyor musun ki, aralarında hüküm vermesi için Allah'ın Kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyor.
Nisa 4:77فَرِيقٌferīḳunbir grup
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوا اَيْدِيَكُمْ وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَخْشَوْنَ النَّاسَ كَخَشْيَةِ اللّٰهِ اَوْ اَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا الْقِتَالَ لَوْلَا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
e lem tera ilā (e)lleƶīne ḳīle lehum kuffū eydiyekum ve eḳīmū S-Salāte ve ātū z-zekāte fe lemmā kutibe ǎleyhimu l-ḳitālu iƶā ferīḳun minhum yeḣşevne n-nāse ke ḣaşyeti (a)llahi ev eşedde ḣaşyeten ve ḳālū rabbenā li me ketebte ǎleynā l-ḳitāle levlā eḣḣartenā ilā ecelin ḳarībin ḳul metāǔ d-dunyā ḳalīlun ve l-āḣiratu ḣayrun li meni tteḳā ve lā tuZlemūne fetīlen
Daha önce kendilerine, "(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!" derler. De ki: "Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez."
Tevbe 9:117فَرِيقٍferīḳinbir kısmının
لَقَدْ تَابَ اللّٰهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْاَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ اِنَّهُ بِهِمْ رَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ
le ḳad tābe (a)llahu ǎlā n-nebiyyi ve l-muhācirīne ve l-'enSāri (e)lleƶīne ttebeǔhu fī sāǎti l-ǔsrati min beǎ'di mā kāde yezīğu ḳulūbu ferīḳin minhum ṧumme tābe ǎleyhim innehu bihim ra'ūfun raHīmun
Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
Nahl 16:54فَرِيقٌferīḳunbir grup
Mü'minun 23:109فَرِيقٌferīḳunbir zümre
اِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
innehu kāne ferīḳun min ǐbādī yeḳūlūne rabbenā āmennā fe ğfir lenā ve rHamnā ve ente ḣayru r-rāHimīne
Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.
Nur 24:47فَرِيقٌferīḳunbir grup
وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَرِيقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَمَا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
ve yeḳūlūne āmennā bi(a)llahi ve bi r-rasūli ve eTaǎ'nā ṧumme yetevellā ferīḳun minhum min beǎ'di ƶālike ve mā ulāike bi l-mu'minīne
(Münafıklar), "Allah'a ve peygambere inandık ve itaat ettik" derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Halbuki onlar inanmış değillerdir.
Nur 24:48فَرِيقٌferīḳunbir grup
وَاِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ
ve iƶā duǔ ilā (a)llahi ve rasūlihi li yeHkume beynehum iƶā ferīḳun minhum muǎ'riDūne
Aralarında hüküm vermesi için Allah'a (Kur'an'a) ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir.
Rum 30:33فَرِيقٌferīḳunbir grup
وَاِذَا مَسَّ النَّاسَ ضُرٌّ دَعَوْا رَبَّهُمْ مُنِيبِينَ اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَٓا اَذَاقَهُمْ مِنْهُ رَحْمَةً اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
ve iƶā messe n-nāse Durrun deǎv rabbehum munībīne ileyhi ṧumme iƶā eƶāḳahum minhu raHmeten iƶā ferīḳun minhum bi rabbihim yuşrikūne
İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman, Rablerine yönelerek O'na dua ederler. Sonra Allah, onlara kendinden bir rahmet tattırınca da, bir bakarsın ki içlerinden bir grup, Rablerine ortak koşuyorlar.
Ahzab 33:13فَرِيقٌferīḳunbir topluluk
وَاِذْ قَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ يَاأَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُوا وَيَسْتَأْذِنُ فَرِيقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍ اِنْ يُرِيدُونَ اِلَّا فِرَارًا
ve iƶ ḳālet Tāifetun minhum yā ehle yeṧribe lā muḳāme lekum fe rciǔ ve yeste'ƶinu ferīḳun minhumu n-nebiyye yeḳūlūne inne buyūtenā ǎvratun ve mā hiye bi ǎvratin in yurīdūne illā firāran
Hani onlardan bir grup, "Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkanınız yok. Haydi geri dönün" demişti. Onlardan bir başka grup da, "Evlerimiz açık (korumasız)" diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.
Şura 42:7فَرِيقٌferīḳunbir bölük
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ
ve ke ƶālike evHaynā ileyke ḳur'ānen ǎrabiyyen li tunƶira umme l-ḳurā ve men Havlehā ve tunƶira yevme l-cem'ǐ lā raybe fīhi ferīḳun fī l-cenneti ve ferīḳun fī s-seǐyri
Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
فَرِيقًا10 kez
Bakara 2:85فَرِيقًاferīḳanbir grubu
ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
ṧumme entum hā'ulā'i teḳtulūne enfusekum ve tuḣricūne ferīḳan minkum min diyārihim teZāherūne ǎleyhim bi l-iṧmi ve l-ǔdvāni ve in ye'tūkum usārā tufādūhum ve huve muHarramun ǎleykum iḣrācuhum e fe tu'minūne bi beǎ'Di l-kitābi ve tekfurūne bi beǎ'Din fe mā cezā'u men yef'ǎlu ƶālike minkum illā ḣizyun fī l-Hayāti d-dunyā ve yevme l-ḳiyāmeti yuraddūne ilā eşeddi l-ǎƶābi ve mā (a)llahu bi ğāfilin ǎmmā teǎ'melūne
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab'ın (Tevrat'ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Bakara 2:146فَرِيقًاferīḳanbir grup
اَلَّذِينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْ وَاِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
(e)lleƶīne āteynāhumu l-kitābe yeǎ'rifūnehu ke mā yeǎ'rifūne ebnā'ehum ve inne ferīḳan minhum le yektumūne l-Haḳḳa ve hum yeǎ'lemūne
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
Bakara 2:188فَرِيقًاferīḳanbir kısmını
وَلَا تَأْكُلُوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
ve lā te'kulū emvālekum beynekum bi l-bāTili ve tudlū bihā ilā l-Hukkāmi li te'kulū ferīḳan min emvāli n-nāsi bi l-iṧmi ve entum teǎ'lemūne
Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
Al-i İmran 3:100فَرِيقًاferīḳangruba
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُطِيعُوا فَرِيقًا مِنَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ اِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū in tuTīǔ ferīḳan mine (e)lleƶīne ūtū l-kitābe yeruddūkum beǎ'de īmānikum kāfirīne
Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kafir yaparlar.
Maide 5:70فَرِيقًاferīḳanbir kısmını
لَقَدْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
le ḳad eḣaƶnā mīṧāḳa benī isrāīle ve erselnā ileyhim rusulen kullemā cā'ehum rasūlun bimā lā tehvā enfusuhum ferīḳan keƶƶebū ve ferīḳan yeḳtulūne
Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
A'raf 7:30فَرِيقًاferīḳanbir topluluğu
فَرِيقًا هَدٰى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
ferīḳan hedā ve ferīḳan Haḳḳa ǎleyhimu D-Delāletu innehumu tteḣaƶū ş-şeyāTīne evliyā'e min dūni (a)llahi ve yeHsebūne ennehum muhtedūne
Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
Enfal 8:5فَرِيقًاferīḳanbir kısmı
كَمَا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ
ke mā eḣraceke rabbuke min beytike bi l-Haḳḳi ve inne ferīḳan mine l-mu'minīne le kārihūne
Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
Ahzab 33:26فَرِيقًاferīḳanbir kısmını
وَاَنْزَلَ الَّذِينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًا
ve enzele (e)lleƶīne Zāherūhum min ehli l-kitābi min SayāSiyhim ve ḳaƶefe fī ḳulūbihimu r-ruǎ'be ferīḳan teḳtulūne ve te'sirūne ferīḳan
Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
Ahzab 33:26فَرِيقًاferīḳanbir kısmını da
وَاَنْزَلَ الَّذِينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاصِيهِمْ وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَرِيقًا تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَرِيقًا
ve enzele (e)lleƶīne Zāherūhum min ehli l-kitābi min SayāSiyhim ve ḳaƶefe fī ḳulūbihimu r-ruǎ'be ferīḳan teḳtulūne ve te'sirūne ferīḳan
Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.
Sebe 34:20فَرِيقًاferīḳanbir bölümü
الْفُرْقَانَ4 kez
Al-i İmran 3:4الْفُرْقَانَl-furḳāneFurkan'ı da
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَ اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
min ḳablu huden li n-nāsi ve enzele l-furḳāne inne (e)lleƶīne keferū bi āyāti (a)llahi lehum ǎƶābun şedīdun ve(a)llahu ǎzīzun ƶū ntiḳāmin
(3-4) O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Enfal 8:41الْفُرْقَانِl-furḳāniayrılma
وَاعْلَمُوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ve ǎ'lemū ennemā ğanimtum min şey'in fe enne li (a)llahi ḣumusehu ve li r-rasūli ve li ƶī l-ḳurbā ve l-yetāmā ve l-mesākīni ve bni s-sebīli in kuntum āmentum bi(a)llahi ve mā enzelnā ǎlā ǎbdinā yevme l-furḳāni yevme lteḳā l-cem'ǎāni ve(a)llahu ǎlā kulli şey'in ḳadīrun
Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a, Peygamber'e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah'a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir'de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Enbiya 21:48الْفُرْقَانَl-furḳāneFurkan'ı
Furkan 25:1الْفُرْقَانَl-furḳāneFurkanı
وَفَرِيقًا3 kez
Bakara 2:87وَفَرِيقًاve ferīḳankimini de
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe ve ḳaffeynā min beǎ'dihi bi r-rusuli ve āteynā ǐysā bne meryeme l-beyyināti ve eyyednāhu bi rūHi l-ḳudusi e fe kullemā cā'ekum rasūlun bimā lā tehvā enfusukumu stekbertum fe ferīḳan keƶƶebtum ve ferīḳan teḳtulūne
Andolsun, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
Maide 5:70وَفَرِيقًاve ferīḳanve bir kısmını da
لَقَدْ اَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
le ḳad eḣaƶnā mīṧāḳa benī isrāīle ve erselnā ileyhim rusulen kullemā cā'ehum rasūlun bimā lā tehvā enfusuhum ferīḳan keƶƶebū ve ferīḳan yeḳtulūne
Andolsun, İsrailoğullarından sağlam söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Fakat her ne zaman bir Peygamber, onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir hükmü getirdiyse; onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
A'raf 7:30وَفَرِيقًاve ferīḳanve bir topluluğa da
فَرِيقًا هَدٰى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
ferīḳan hedā ve ferīḳan Haḳḳa ǎleyhimu D-Delāletu innehumu tteḣaƶū ş-şeyāTīne evliyā'e min dūni (a)llahi ve yeHsebūne ennehum muhtedūne
Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
نُفَرِّقُ3 kez
Bakara 2:136نُفَرِّقُnuferriḳuayırım yapmayız
قُولُوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ اِلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَعِيسٰى وَمَا اُو۫تِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
ḳūlū āmennā bi(a)llahi ve mā unzile ileynā ve mā unzile ilā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve mā ūtiye mūsā ve ǐysā ve mā ūtiye n-nebiyyūne min rabbihim lā nuferriḳu beyne eHadin minhum ve neHnu lehu muslimūne
Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab'lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz."
Bakara 2:285نُفَرِّقُnuferriḳuayırdetmeyiz (dediler)
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصِيرُ
āmene r-rasūlu bimā unzile ileyhi min rabbihi ve l-mu'minūne kullun āmene bi(a)llahi ve melāiketihi ve kutubihi ve rusulihi lā nuferriḳu beyne eHadin min rusulihi ve ḳālū semiǎ'nā ve eTaǎ'nā ğufrāneke rabbenā ve ileyke l-meSīru
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."
Al-i İmran 3:84نُفَرِّقُnuferriḳuayırım yapmayız
قُلْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا اُنْزِلَ عَلٰٓى اِبْرٰهِيمَ وَاِسْمٰعِيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَعِيسٰى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
ḳul āmennā bi(a)llahi ve mā unzile ǎleynā ve mā unzile ǎlā ibrāhīme ve ismāǐyle ve isHāḳa ve yeǎ'ḳūbe ve l-esbāTi ve mā ūtiye mūsā ve ǐysā ve n-nebiyyūne min rabbihim lā nuferriḳu beyne eHadin minhum ve neHnu lehu muslimūne
De ki: "Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve Yakuboğullarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz O'na teslim olanlarız."
تَفَرَّقُوا3 kez
Al-i İmran 3:103تَفَرَّقُواteferraḳūayrılmayın
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ اِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ve ǎ'teSimū bi Habli (a)llahi cemīǎn ve lā teferraḳū ve ƶkurū niǎ'mete (a)llahi ǎleykum iƶ kuntum eǎ'dā'en fe ellefe beyne ḳulūbikum fe eSbeHtum bi niǎ'metihi iḣvānen ve kuntum ǎlā şefā Hufratin mine n-nāri fe enḳaƶekum minhā ke ƶālike yubeyyinu (a)llahu lekum āyātihi leǎllekum tehtedūne
Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.
Al-i İmran 3:105تَفَرَّقُواteferraḳūbölünüp
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
ve lā tekūnū ke(e)lleƶīne teferraḳū ve ḣtelefū min beǎ'di mā cā'ehumu l-beyyinātu ve ulāike lehum ǎƶābun ǎZīmun
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
Şura 42:14تَفَرَّقُواteferraḳūonlar ayrılığa düşmediler
وَمَا تَفَرَّقُوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّ الَّذِينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفِي شَكٍّ مِنْهُ مُرِيبٍ
ve mā teferraḳū illā min beǎ'di mā cā'ehumu l-ǐlmu beğyen beynehum ve levlā kelimetun sebeḳat min rabbike ilā ecelin musemmen le ḳuDiye beynehum ve inne (e)lleƶīne ūriṧū l-kitābe min beǎ'dihim le fī şekkin minhu murībin
Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab'a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
الْفَرِيقَيْنِ3 kez
En'am 6:81الْفَرِيقَيْنِl-ferīḳayniiki topluluktan
وَكَيْفَ اَخَافُ مَا اَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ اَنَّكُمْ اَشْرَكْتُمْ بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا فَاَيُّ الْفَرِيقَيْنِ اَحَقُّ بِالْاَمْنِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
ve keyfe eḣāfu mā eşraktum ve lā teḣāfūne ennekum eşraktum bi(a)llahi mā lem yunezzil bihi ǎleykum sulTānen fe eyyu l-ferīḳayni eHaḳḳu bi l-emni in kuntum teǎ'lemūne
"Allah'ın, size, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden ne diye korkayım? Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin."
Hud 11:24الْفَرِيقَيْنِl-ferīḳayniiki topluluğun
مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
meṧelu l-ferīḳayni ke l-eǎ'mā ve l-eSammi ve l-beSīri ve s-semīǐ hel yesteviyāni meṧelen e fe lā teƶekkerūne
Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hala düşünmez misiniz?
Meryem 19:73الْفَرِيقَيْنِl-ferīḳayniiki topluluktan
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اٰمَنُٓوا اَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَاَحْسَنُ نَدِيًّا
ve iƶā tutlā ǎleyhim āyātunā beyyinātin ḳāle (e)lleƶīne keferū li(e)lleƶīne āmenū eyyu l-ferīḳayni ḣayrun meḳāmen ve eHsenu nediyyen
Ayetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkar edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler.
وَالْفُرْقَانَ2 kez
Bakara 2:53وَالْفُرْقَانَve l-furḳāneve furkan
Bakara 2:185وَالْفُرْقَانِve l-furḳānidoğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي اُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ يُرِيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
şehru rameDāne elleƶī unzile fīhi l-ḳurānu huden li n-nāsi ve beyyinātin mine l-hudā ve l-furḳāni fe men şehide minkumu ş-şehra fe l yeSumhu ve men kāne merīDan ev ǎlā seferin fe ǐddetun min eyyāmin uḣara yurīdu (a)llahu bikumu l-yusra ve lā yurīdu bikumu l-ǔsra ve li tukmilū l-ǐddete ve li tukebbirū (a)llahe ǎlā mā hedākum ve leǎllekum teşkurūne
(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
يُفَرِّقُونَ2 kez
Bakara 2:102يُفَرِّقُونَyuferriḳūneayıran
وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
ve ttebeǔ mā tetlū ş-şeyāTīnu ǎlā mulki suleymāne ve mā kefera suleymānu ve lākinne ş-şeyāTīne keferū yuǎllimūne n-nāse s-siHra ve mā unzile ǎlā l-melekeyni bi bābile hārūte ve mārūte ve mā yuǎllimāni min eHadin Hattā yeḳūlā innemā neHnu fitnetun fe lā tekfur fe yeteǎllemūne minhumā mā yuferriḳūne bihi beyne l-mer'i ve zevcihi ve mā hum bi Dārrīne bihi min eHadin illā bi iƶni (a)llahi ve yeteǎllemūne mā yeDurruhum ve lā yenfeǔhum ve leḳad ǎlimū le meni şterāhu mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin ve le bi'se mā şerav bihi enfusehum lev kānū yeǎ'lemūne
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
Tevbe 9:56يَفْرَقُونَyefraḳūnekorkak
وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ اِنَّهُمْ لَمِنْكُمْ وَمَا هُمْ مِنْكُمْ وَلٰكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
ve yeHlifūne bi(a)llahi innehum le minkum ve mā hum minkum ve lākinnehum ḳavmun yefraḳūne
Kesinlikle sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkudan ödleri patlayan bir topluluktur.
يُفَرِّقُوا2 kez
Nisa 4:150يُفَرِّقُواyuferriḳūayırmak
اِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ اَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ اَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذٰلِكَ سَبِيلًا
inne (e)lleƶīne yekfurūne bi(a)llahi ve rusulihi ve yurīdūne en yuferriḳū beyne (a)llahi ve rusulihi ve yeḳūlūne nu'minu bi beǎ'Din ve nekfuru bi beǎ'Din ve yurīdūne en yetteḣiƶū beyne ƶālike sebīlen
(150-151) Şüphesiz, Allah'ı ve peygamberlerini inkar edenler, Allah'a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, "(Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkar ederiz" diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kafirlerdir. Biz de kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
Nisa 4:152يُفَرِّقُواyuferriḳūayırım yapmadılar
وَالَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْ اُو۬لٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ اُجُورَهُمْ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا
ve(e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rusulihi ve lem yuferriḳū beyne eHadin minhum ulāike sevfe yu'tīhim ucūrahum ve kāne (a)llahu ğafūran raHīmān
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah mükafatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
فَرَّقُوا2 kez
En'am 6:159فَرَّقُواferraḳūparça parça eden
اِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
inne (e)lleƶīne ferraḳū dīnehum ve kānū şiyeǎn leste minhum fī şey'in innemā emruhum ilā (a)llahi ṧumme yunebbiuhum bimā kānū yef'ǎlūne
Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Rum 30:32فَرَّقُواferraḳūparçaladılar
مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
mine (e)lleƶīne ferraḳū dīnehum ve kānū şiyeǎn kullu Hizbin bimā ledeyhim feriHūne
(31-32) Allah'a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O'na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dini anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.
فَرَقْنَا1 kez
Bakara 2:50فَرَقْنَاferaḳnāyarmıştık
فَفَرِيقًا1 kez
Bakara 2:87فَفَرِيقًاfe ferīḳankimini
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَاٰتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَاَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ اَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
ve leḳad āteynā mūsā l-kitābe ve ḳaffeynā min beǎ'dihi bi r-rusuli ve āteynā ǐysā bne meryeme l-beyyināti ve eyyednāhu bi rūHi l-ḳudusi e fe kullemā cā'ekum rasūlun bimā lā tehvā enfusukumu stekbertum fe ferīḳan keƶƶebtum ve ferīḳan teḳtulūne
Andolsun, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
لَفَرِيقًا1 kez
Al-i İmran 3:78لَفَرِيقًاle ferīḳanbir grup (var ki)
وَاِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُ۫نَ اَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
ve inne minhum le ferīḳan yelvūne elsinetehum bi l-kitābi li teHsebūhu mine l-kitābi ve mā huve mine l-kitābi ve yeḳūlūne huve min ǐndi (a)llahi ve mā huve min ǐndi (a)llahi ve yeḳūlūne ǎlā (a)llahi l-keƶibe ve hum yeǎ'lemūne
Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitab'dan olmadığı halde Kitab'dan sanasınız diye (okudukları) Kitap'tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, "Bu, Allah katındandır" derler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
يَتَفَرَّقَا1 kez
Nisa 4:130يَتَفَرَّقَاyeteferraḳā(eşler) ayrılırlarsa
وَاِنْ يَتَفَرَّقَا يُغْنِ اللّٰهُ كُلًّا مِنْ سَعَتِهِ وَكَانَ اللّٰهُ وَاسِعًا حَكِيمًا
ve in yeteferraḳā yuğni (a)llahu kullen min seǎtihi ve kāne (a)llahu vāsiǎn Hakīmen
Eğer ayrılırlarsa, Allah bol lütuf ve nimetiyle onların her birini zengin kılar (başkalarına muhtaç bırakmaz). Allah, lütfu geniş olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir.
فَافْرُقْ1 kez
Maide 5:25فَافْرُقْfe fruḳayır
قَالَ رَبِّ اِنِّي لَا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْسِي وَاَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
ḳāle rabbi innī lā emliku illā nefsī ve eḣī fe fruḳ beynenā ve beyne l-ḳavmi l-fāsiḳīne
Musa, "Ey Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebilirim. Artık bizimle, o yoldan çıkmışların arasını ayır" dedi.
فَتَفَرَّقَ1 kez
En'am 6:153فَتَفَرَّقَfe teferraḳaayırmasın
وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
ve enne hāƶā SirāTī musteḳīmen fe ttebiǔhu ve lā tettebiǔ s-subule fe teferraḳa bikum ǎn sebīlihi ƶālikum veSSākum bihi leǎllekum tetteḳūne
İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O'nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.
فُرْقَانًا1 kez
Enfal 8:29فُرْقَانًاfurḳāneniyi ile kötüyü ayırdedici bir anlayış
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū in tetteḳū (a)llahe yec'ǎl lekum furḳānen ve yukeffir ǎnkum seyyiātikum ve yeğfir lekum ve(a)llahu ƶū l-feDli l-ǎZīmi
Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
وَتَفْرِيقًا1 kez
Tevbe 9:107وَتَفْرِيقًاve tefrīḳanve ayrılık sokmak (için)
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَاِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ اِنْ اَرَدْنَٓا اِلَّا الْحُسْنٰى وَاللّٰهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
ve(e)lleƶīne tteḣaƶū mescidān Dirāran ve kufran ve tefrīḳan beyne l-mu'minīne ve irSāden li men Hārabe (a)llahe ve rasūlehu min ḳablu ve le yeHlifunne in eradnā illā l-Husnā ve(a)llahu yeşhedu innehum le kāƶibūne
Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, "Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok" diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şahitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.
فِرْقَةٍ1 kez
Tevbe 9:122فِرْقَةٍfirḳatinkabileden
وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
ve mā kāne l-mu'minūne li yenfirū kāffeten fe levlā nefera min kulli firḳatin minhum Tāifetun li yetefeḳḳahū fī d-dīni ve li yunƶirū ḳavmehum iƶā raceǔ ileyhim leǎllehum yeHƶerūne
(Ne var ki) mü'minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.
مُتَفَرِّقُونَ1 kez
Yusuf 12:39مُتَفَرِّقُونَmuteferriḳūneçeşitli
مُتَفَرِّقَةٍ1 kez
Yusuf 12:67مُتَفَرِّقَةٍmuteferriḳatinayrı ayrı
وَقَالَ يَابَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ اَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ وَمَا اُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
ve ḳāle yā beniyye lā tedḣulū min bābin vāHidin ve dḣulū min ebvābin muteferriḳatin ve mā uğnī ǎnkum mine (a)llahi min şey'in ini l-Hukmu illā li (a)llahi ǎleyhi tevekkeltu ve ǎleyhi fe l yetevekkeli l-mutevekkilūne
Sonra da, "Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O'na tevekkül etsinler" dedi.
فَرَقْنَاهُ1 kez
İsra 17:106فَرَقْنَاهُferaḳnāhuparçalara ayırdık
فِرَاقُ1 kez
Kehf 18:78فِرَاقُfirāḳuayrılmasıdır
قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا
ḳāle hāƶā firāḳu beynī ve beynike se unebbiuke bi te'vīli mā lem testeTiǎ' ǎleyhi Sabran
Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."
فَرَّقْتَ1 kez
Ta-Ha 20:94فَرَّقْتَferraḳteayrılık çıkardın
قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي اِنِّي خَشِيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي اِسْرَٓاءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي
ḳāle yebneumme lā te'ḣuƶ bi liHyetī ve lā bi ra'sī innī ḣaşītu en teḳūle ferraḳte beyne benī isrāīle ve lem terḳub ḳavlī
Harun: "Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum" dedi.
فِرْقٍ1 kez
Şuara 26:63فِرْقٍfirḳinbölüm
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ
fe evHaynā ilā mūsā eni Drib bi ǎSāke l-baHra fe nfeleḳa fe kāne kullu firḳin ke T-Tavdi l-ǎZīmi
Bunun üzerine Musa'ya, "Asan ile denize vur" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.
فَرِيقَانِ1 kez
Neml 27:45فَرِيقَانِferīḳāniiki bölük olmuşlardı
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
ve leḳad erselnā ilā ṧemūde eḣāhum SāliHen eni ǎ'budū (a)llahe fe iƶā hum ferīḳāni yeḣteSimūne
Andolsun biz, "Allah'a kulluk edin" diye (uyarması için) Semud kavmine, kardeşleri Salih'i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
يَتَفَرَّقُونَ1 kez
Rum 30:14يَتَفَرَّقُونَyeteferraḳūneayrılırlar
وَفَرِيقٌ1 kez
Şura 42:7وَفَرِيقٌve ferīḳunve bir bölük
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ
ve ke ƶālike evHaynā ileyke ḳur'ānen ǎrabiyyen li tunƶira umme l-ḳurā ve men Havlehā ve tunƶira yevme l-cem'ǐ lā raybe fīhi ferīḳun fī l-cenneti ve ferīḳun fī s-seǐyri
Böylece biz sana Arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. Hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları uyarasın. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
تَتَفَرَّقُوا1 kez
Şura 42:13تَتَفَرَّقُواteteferraḳūayrılığa düşmeyin
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدِّينِ مَا وَصّٰى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ اِبْرٰهِيمَ وَمُوسٰى وَعِيسٰٓى اَنْ اَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ اَللّٰهُ يَجْتَبِي اِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي اِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ
şeraǎ lekum mine d-dīni mā veSSā bihi nūHen ve elleƶī evHaynā ileyke ve mā veSSaynā bihi ibrāhīme ve mūsā ve ǐysā en eḳīmū d-dīne ve lā teteferraḳū fīhi kebura ǎlā l-muşrikīne mā ted'ǔhum ileyhi (a)llahu yectebī ileyhi men yeşā'u ve yehdī ileyhi men yunību
"Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.
يُفْرَقُ1 kez
Duhan 44:4يُفْرَقُyufraḳuayırdedilir
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكِيمٍ
fīhā yufraḳu kullu emrin Hakīmin
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
فَارِقُوهُنَّ1 kez
Talak 65:2فَارِقُوهُنَّferiḳūhunneonlardan ayrılın
فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَاَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَاَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلّٰهِ ذٰلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا
fe iƶā beleğne ecelehunne fe emsikūhunne bi meǎ'rūfin ev feriḳūhunne bi meǎ'rūfin ve eşhidū ƶevey ǎdlin minkum ve eḳīmū ş-şehādete li (a)llahi ƶālikum yūǎZu bihi men kāne yu'minu bi(a)llahi ve l-yevmi l-āḣiri ve men yetteḳi (a)llahe yec'ǎl lehu meḣracen
Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.