← Sureler

Mushaf — 206. Sayfa

‹
/ 604
›
9. Tevbe Suresi

Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

وَعَلَى الثَّلٰثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتّٰٓى اِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ اَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا اَنْ لَا مَلْجَاَ مِنَ اللّٰهِ اِلَّٓا اِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

ve ǎlā ṧ-ṧelāṧeti (e)lleƶīne ḣullifū Hattā iƶā Dāḳat ǎleyhimu l-erDu bimā raHubet ve Dāḳat ǎleyhim enfusuhum ve Zennū en lā melcee mine (a)llahi illā ileyhi ṧumme tābe ǎleyhim li yetūbū inne (a)llahe huve t-tevvābu r-raHīmu

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ

yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū tteḳū (a)llahe ve kūnū meǎ S-Sādiḳīne

Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.

مَا كَانَ لِاَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ اَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللّٰهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِاَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَاٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَلَا يَطَؤُ۫نَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

mā kāne li ehli l-medīneti ve men Havlehum mine l-eǎ'rābi en yeteḣallefū ǎn rasūli (a)llahi ve lā yerğabū bi enfusihim ǎn nefsihi ƶālike bi ennehum lā yuSībuhum Zemeun ve lā neSabun ve lā meḣmeSatun fī sebīli (a)llahi ve lā yeTaūne mevTien yeğīZu l-kuffāra ve lā yenālūne min ǎduvvin neylen illā kutibe lehum bihi ǎmelun SāliHun inne (a)llahe lā yuDīǔ ecra l-muHsinīne

Allah yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah'ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükafatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın.

وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا اِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللّٰهُ اَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

ve lā yunfiḳūne nefeḳaten Sağīraten ve lā kebīraten ve lā yeḳTaǔne vādiyen illā kutibe lehum li yecziyehumu (a)llahu eHsene mā kānū yeǎ'melūne

(Ne var ki) mü'minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ

ve mā kāne l-mu'minūne li yenfirū kāffeten fe levlā nefera min kulli firḳatin minhum Tāifetun li yetefeḳḳahū fī d-dīni ve li yunƶirū ḳavmehum iƶā raceǔ ileyhim leǎllehum yeHƶerūne