← Sureler

Mushaf — 496. Sayfa

‹
/ 604
›
44. Duhan Suresi

Ha Mim.

حٰمٓ

Hm

(2-3) Apaçık olan Kitab'a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ

ve l-kitābi l-mubīni / innā enzelnāhu fī leyletin mubāraketin innā kunnā munƶirīne

(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَكِيمٍ اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا اِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا اِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ

fīhā yufraḳu kullu emrin Hakīmin / emran min ǐndinā innā kunnā mursilīne / raHmeten min rabbike innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu / rabbi s-semāvāti ve l-erDi ve mā beynehumā in kuntum mūḳinīne

O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْيِ وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّلِينَ

lā ilāhe illā huve yuHyī ve yumītu rabbukum ve rabbu ābāikumu l-evvelīne

Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ

bel hum fī şekkin yel'ǎbūne

Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ

fe rteḳib yevme te'tī s-semāu bi duḣānin mubīnin

(O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.

يَغْشَى النَّاسَ هٰذَا عَذَابٌ اَلِيمٌ

yeğşā n-nāse hāƶā ǎƶābun elīmun

İnsanlar, "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz" derler.

رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ اِنَّا مُؤْمِنُونَ

rabbenā kşif ǎnnā l-ǎƶābe innā mu'minūne

Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ

ennā lehumu ƶ-ƶikrā ve ḳad cā'ehum rasūlun mubīnun

Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler.

ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ

ṧumme tevellev ǎnhu ve ḳālū muǎllemun mecnūnun

Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.

اِنَّا كَاشِفُوا الْعَذَابِ قَلِيلًا اِنَّكُمْ عَائِدُونَ

innā kāşifū l-ǎƶābi ḳalīlen innekum ǎāidūne

Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرٰى اِنَّا مُنْتَقِمُونَ

yevme nebTişu l-beTşete l-kubrā innā munteḳimūne

Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.

وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

ve leḳad fetennā ḳablehum ḳavme fir'ǎvne ve cā'ehum rasūlun kerīmun

O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim."

اَنْ اَدُّٓوا اِلَيَّ عِبَادَ اللّٰهِ اِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ اَمِينٌ

en eddū ileyye ǐbāde (a)llahi innī lekum rasūlun emīnun