Andolsun biz, "Allah'a kulluk edin" diye (uyarması için) Semud kavmine, kardeşleri Salih'i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
ve leḳad erselnā ilā ṧemūde eḣāhum SāliHen eni ǎ'budū (a)llahe fe iƶā hum ferīḳāni yeḣteSimūne
Salih, onlara "Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorsunuz? Merhamet edilmeniz için Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!"
قَالَ يَاقَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
ḳāle yā ḳavmi li me testeǎ'cilūne bi s-seyyieti ḳable l-Haseneti levlā testeğfirūne (a)llahe leǎllekum turHamūne
Onlar, "Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih, "Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında (yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz" dedi.
قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَ قَالَ طَائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ
ḳālū TTayyernā bike ve bi men meǎke ḳāle Tāirukum ǐnde (a)llahi bel entum ḳavmun tuftenūne
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı.
وَكَانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ
ve kāne fī l-medīneti tis'ǎtu rahTin yufsidūne fī l-erDi ve lā yuSliHūne
Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; 'Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz', diyeceğiz."
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِهِ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ
ḳālū teḳāsemū bi(a)llahi le nubeyyitennehu ve ehlehu ṧumme le neḳūlenne li veliyyihi mā şehidnā mehlike ehlihi ve innā le Sādiḳūne
Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.
وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
ve mekerū mekran ve mekernā mekran ve hum lā yeş'ǔrūne
Bak, onların tuzaklarının sonucu nasıl oldu: Biz onları ve kavimlerini topyekun helak ettik.
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَعِينَ
fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu mekrihim ennā demmernāhum ve ḳavmehum ecmeǐyne
İşte zulümleri yüzünden harabeye dönmüş evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için bir ibret vardır.
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُوا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
fe tilke buyūtuhum ḣāviyeten bimā Zelemū inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yeǎ'lemūne
İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınmakta olanları ise kurtardık.
وَاَنْجَيْنَا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
ve enceynā (e)lleƶīne āmenū ve kānū yetteḳūne
Lut'u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o, kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre, o çirkin işi mi yapıyorsunuz?"
وَلُوطًا اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ
ve lūTen iƶ ḳāle li ḳavmihi e te'tūne l-fāHişete ve entum tubSirūne
"Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz."
اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَاءِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ
e innekum le te'tūne r-ricāle şehveten min dūni n-nisā'i bel entum ḳavmun techelūne