Allah, "Ayetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der.
اَلَمْ تَكُنْ اٰيَاتِي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
e lem tekun āyātī tutlā ǎleykum fe kuntum bihā tukeƶƶibūne
Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk."
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ
ḳālū rabbenā ğalebet ǎleynā şiḳvetunā ve kunnā ḳavmen Dāllīne
"Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz."
رَبَّنَا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ
rabbenā eḣricnā minhā fe in ǔdnā fe innā Zālimūne
Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.
قَالَ اخْسَؤُ۫ا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
ḳāle ḣseū fīhā ve lā tukellimūni
Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.
اِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
innehu kāne ferīḳun min ǐbādī yeḳūlūne rabbenā āmennā fe ğfir lenā ve rHamnā ve ente ḣayru r-rāHimīne
Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ
fe tteḣaƶtumūhum siḣriyyen Hattā ensevkum ƶikrī ve kuntum minhum teDHakūne
Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.
اِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا اَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ
innī cezeytuhumu l-yevme bimā Saberū ennehum humu l-fāizūne
Allah, (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar.
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
ḳāle kem lebiṧtum fī l-erDi ǎdede sinīne
Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler.
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَادِّينَ
ḳālū lebiṧnā yevmen ev beǎ'De yevmin fe seli l-ǎāddīne
Allah, şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız."
قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَلِيلًا لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
ḳāle in lebiṧtum illā ḳalīlen lev ennekum kuntum teǎ'lemūne
"Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
e fe Hasibtum ennemā ḣaleḳnākum ǎbeṧen ve ennekum ileynā lā turceǔne
Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O'ndan başka hiç ilah yoktur. O, şerefli ve yüce Arş'ın Rabbidir.
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ
fe teǎālā (a)llahu l-meliku l-Haḳḳu lā ilāhe illā huve rabbu l-ǎrşi l-kerīmi
Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı halde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kafirler asla kurtuluşa eremezler.
وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
ve men yed'u meǎ (a)llahi ilāhen āḣara lā burhāne lehu bihi fe innemā Hisābuhu ǐnde rabbihi innehu lā yufliHu l-kāfirūne
De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!"
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
ve ḳul rabbi ğfir ve rHam ve ente ḣayru r-rāHimīne