ش ط ن (ŞŦN) kökünün geçtiği ayetler
Uzaklaşmak/uzak/ırak olmak, içine sıkıca girmek/yerleşmek, nüfuz edip gizlenmek, amacından/yönünden saparak karşı koymak, şeytan, aşırı kibirli/bozulmuş kişi, inançsız/isyankâr/küstah/inatçı/ters/sapkın, ip, derin kıvrımlı kuyu, yandı, yanık oldu, yılan, insanın kınanan bir yeteneği veya gücü
Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0
İlgili Ayetler (88)
Bu kök Kur'an boyunca 88 kez, 9 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.
الشَّيْطَانُ63 kez
Bakara 2:36الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حِينٍ
fe ezellehumā ş-şeyTānu ǎnhā fe eḣracehumā mimmā kānā fīhi ve ḳulnā hbiTū beǎ'Dukum li beǎ'Din ǎduvvun ve lekum fī l-erDi musteḳarrun ve metāǔn ilā Hīnin
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır" dedik.
Bakara 2:168الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْاَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
yā eyyuhā n-nāsu kulū mimmā fī l-erDi Halālen Tayyiben ve lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni innehu lekum ǎduvvun mubīnun
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Bakara 2:208الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū dḣulū fī s-silmi kāffeten ve lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni innehu lekum ǎduvvun mubīnun
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Bakara 2:268اَلشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
ş-şeyTānu yeǐdukumu l-feḳra ve ye'murukum bi l-feHşā'i ve(a)llahu yeǐdukum meğfiraten minhu ve feDlen ve(a)llahu vāsiǔn ǎlīmun
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va'dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Bakara 2:275الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytanın
اَلَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبٰوا لَا يَقُومُونَ اِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰوا وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهٰى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَاَمْرُهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَمَنْ عَادَ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
(e)lleƶīne ye'kulūne r-ribā lā yeḳūmūne illā ke mā yeḳūmu elleƶī yeteḣabbeTuhu ş-şeyTānu mine l-messi ƶālike bi ennehum ḳālū innemā l-bey'ǔ miṧlu r-ribā ve eHalle (a)llahu l-bey'ǎ ve Harrame r-ribā fe men cā'ehu mev'ǐZetun min rabbihi fe ntehā fe lehu mā selefe ve emruhu ilā (a)llahi ve men ǎāde fe ulāike eSHābu n-nāri hum fīhā ḣālidūne
Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah'a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalacaklardır.
Al-i İmran 3:36الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan(ın şerri)-
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنِّي وَضَعْتُهَا اُنْثٰى وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰى وَاِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنِّٓي اُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
fe lemmā veDeǎthā ḳālet rabbi innī veDeǎ'tuhā unṧā ve(a)llahu eǎ'lemu bimā veDeǎt ve leyse ƶ-ƶekeru ke l-unṧā ve innī semmeytuhā meryeme ve innī uǐyƶuhā bike ve ƶurriyyetehā mine ş-şeyTāni r-racīmi
Onu doğurunca, "Rabbim!" dedi, "Onu kız doğurdum." -Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir- "Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana bırakıyorum."
Al-i İmran 3:155الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
اِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
inne (e)lleƶīne tevellev minkum yevme lteḳā l-cem'ǎāni innemā stezellehumu ş-şeyTānu bi beǎ'Di mā kesebū ve leḳad ǎfā (a)llahu ǎnhum inne (a)llahe ğafūrun Halīmun
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).
Al-i İmran 3:175الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
اِنَّمَا ذٰلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ اَوْلِيَٓاءَهُۖ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
innemā ƶālikumu ş-şeyTānu yuḣavvifu evliyā'ehu fe lā teḣāfūhum ve ḣāfūni in kuntum mu'minīne
O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü'min iseniz, benden korkun.
Nisa 4:38الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَالَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَنْ يَكُنِ الشَّيْطَانُ لَهُ قَرِينًا فَسَاءَ قَرِينًا
ve(e)lleƶīne yunfiḳūne emvālehum riā'e n-nāsi ve lā yu'minūne bi(a)llahi ve lā bi l-yevmi l-āḣiri ve men yekuni ş-şeyTānu lehu ḳarīnen fe sā'e ḳarīnen
Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.
Nisa 4:60الشَّيْطَانُş-şeyTānuŞeytan da
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ اَنْ يَتَحَاكَمُوا اِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ اُمِرُٓوا اَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا
e lem tera ilā (e)lleƶīne yez'ǔmūne ennehum āmenū bimā unzile ileyke ve mā unzile min ḳablike yurīdūne en yeteHākemū ilā T-Tāğūti ve ḳad umirū en yekfurū bihi ve yurīdu ş-şeyTānu en yuDillehum Delālen beǐyden
(Ey Muhammed!) Sana indirilen Kur'an'a ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağut'u tanımamaları kendilerine emrolunduğu halde, onun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan da onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.
Nisa 4:76الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
اَلَّذِينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
(e)lleƶīne āmenū yuḳātilūne fī sebīli (a)llahi ve(e)lleƶīne keferū yuḳātilūne fī sebīli T-Tāğūti fe ḳātilū evliyā'e ş-şeyTāni inne keyde ş-şeyTāni kāne Deǐyfen
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
Nisa 4:76الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
اَلَّذِينَ اٰمَنُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ الطَّاغُوتِ فَقَاتِلُوا اَوْلِيَٓاءَ الشَّيْطَانِ اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
(e)lleƶīne āmenū yuḳātilūne fī sebīli (a)llahi ve(e)lleƶīne keferū yuḳātilūne fī sebīli T-Tāğūti fe ḳātilū evliyā'e ş-şeyTāni inne keyde ş-şeyTāni kāne Deǐyfen
İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.
Nisa 4:83الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytana
وَاِذَا جَاءَهُمْ اَمْرٌ مِنَ الْاَمْنِ اَوِ الْخَوْفِ اَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَاتَّبَعْتُمُ الشَّيْطَانَ اِلَّا قَلِيلًا
ve iƶā cā'ehum emrun mine l-emni evi l-ḣavfi eƶāǔ bihi ve lev raddūhu ilā r-rasūli ve ilā ūlī l-emri minhum le ǎlimehu (e)lleƶīne yestenbiTūnehu minhum ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu lāttebeǎ'tumu ş-şeyTāne illā ḳalīlen
Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Nisa 4:119الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytanı
وَلَاُضِلَّنَّهُمْ وَلَاُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ اٰذَانَ الْاَنْعَامِ وَلَاٰمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّٰهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبِينًا
ve le uDillennehum ve le umenniyennehum ve le murannehum fe le yubettikunne āƶāne l-en'ǎāmi ve le murannehum fe le yuğayyirunne ḣalḳa (a)llahi ve men yetteḣiƶi ş-şeyTāne veliyyen min dūni (a)llahi fe ḳad ḣasira ḣusrānen mubīnen
"Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.
Nisa 4:120الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytanın
Maide 5:90الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū innemā l-ḣamru ve l-meysiru ve l-'enSābu ve l-ezlāmu ricsun min ǎmeli ş-şeyTāni fe ctenibūhu leǎllekum tufliHūne
Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
Maide 5:91الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
اِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
innemā yurīdu ş-şeyTānu en yūḳiǎ beynekumu l-ǎdāvete ve l-beğDā'e fī l-ḣamri ve l-meysiri ve yeSuddekum ǎn ƶikri (a)llahi ve ǎni S-Salāti fe hel entum muntehūne
Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?
En'am 6:43الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
فَلَوْلَا اِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلٰكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
fe levlā iƶ cā'ehum be'sunā teDerraǔ ve lākin ḳaset ḳulūbuhum ve zeyyene lehumu ş-şeyTānu mā kānū yeǎ'melūne
Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını zaten onlara süslü göstermişti.
En'am 6:68الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَاِذَا رَاَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي اٰيَاتِنَا فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتّٰى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَاِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرٰى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
ve iƶā raeyte (e)lleƶīne yeḣūDūne fī āyātinā fe eǎ'riD ǎnhum Hattā yeḣūDū fī Hadīṧin ğayrihi ve immā yunsiyenneke ş-şeyTānu fe lā teḳ'ǔd beǎ'de ƶ-ƶikrā meǎ l-ḳavmi Z-Zālimīne
Ayetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.
En'am 6:142الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
وَمِنَ الْاَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
ve mine l-en'ǎāmi Hamūleten ve ferşen kulū mimmā razeḳakumu (a)llahu ve lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni innehu lekum ǎduvvun mubīnun
Yine O, hayvanlardan da irili ufaklı var edendir. Allah'ın size rızık olarak verdiğinden yiyin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
A'raf 7:20الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُرِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهٰيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
fe vesvese le humā ş-şeyTānu li yubdiye le humā mā vuriye ǎnhumā min sev'ātihimā ve ḳāle mā nehākumā rabbukumā ǎn hāƶihi ş-şecerati illā en tekūnā melekeyni ev tekūnā mine l-ḣālidīne
Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı."
A'raf 7:22الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytan
فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبِينٌ
fe dellāhumā bi ğurūrin fe lemmā ƶāḳā ş-şecerate bedet le humā sev'ātuhumā ve Tafiḳā yeḣSifāni ǎleyhimā min veraḳi l-cenneti ve nādāhumā rabbuhumā e lem enhekumā ǎn tilkumā ş-şecerati ve eḳul le kumā inne ş-şeyTāne le kumā ǎduvvun mubīnun
Bu suretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab'leri onlara, "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye seslendi.
A'raf 7:27الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
يَابَنِي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
yā benī ādeme lā yeftinennekumu ş-şeyTānu ke mā eḣrace ebeveykum mine l-cenneti yenziǔ ǎnhumā libāsehumā li yuriyehumā sev'ātihimā innehu yerākum huve ve ḳabīluhu min Hayṧu lā teravnehum innā ceǎlnā ş-şeyāTīne evliyā'e li(e)lleƶīne lā yu'minūne
Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
A'raf 7:175الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّذِي اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ
ve tlu ǎleyhim nebee elleƶī āteynāhu āyātinā fe nseleḣa minhā fe etbeǎhu ş-şeyTānu fe kāne mine l-ğāvīne
Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.
A'raf 7:200الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan-
A'raf 7:201الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan-
اِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا اِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَاِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ
inne (e)lleƶīne tteḳav iƶā messehum Tāifun mine ş-şeyTāni teƶekkerū fe iƶā hum mubSirūne
Şüphe yok ki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah'ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.
Enfal 8:11الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
اِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَ
iƶ yuğaşşīkumu n-nuǎāse emeneten minhu ve yunezzilu ǎleykum mine s-semāi māen li yuTahhirakum bihi ve yuƶhibe ǎnkum ricze ş-şeyTāni ve li yerbiTa ǎlā ḳulūbikum ve yuṧebbite bihi l-eḳdāme
Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
Enfal 8:48الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنِّي جَارٌ لَكُمْ فَلَمَّا تَرَاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكُمْ اِنِّٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
ve iƶ zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum ve ḳāle lā ğālibe lekumu l-yevme mine n-nāsi ve innī cārun lekum fe lemmā terā'eti l-fietāni nekeSa ǎlā ǎḳibeyhi ve ḳāle innī berī'un minkum innī erā mā lā teravne innī eḣāfu (a)llahe ve(a)llahu şedīdu l-ǐḳābi
Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki taraf (savaş alanında) yüz yüze gelince (şeytan), gerisingeriye dönüp, "Ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. Ben Allah'tan korkarım. Allah, cezası çetin olandır" demişti.
Yusuf 12:5الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytan
قَالَ يَابُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا لَكَ كَيْدًا اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ
ḳāle yā buneyye lā teḳSuS ru'yāke ǎlā iḣvetike fe yekīdū leke keyden inne ş-şeyTāne li l-insāni ǎduvvun mubīnun
Babası, şöyle dedi: "Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır."
Yusuf 12:42الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ اَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَاَنْسٰيهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ
ve ḳāle li (e)lleƶī Zenne ennehu nācin minhumā ƶkurnī ǐnde rabbike fe ensāhu ş-şeyTānu ƶikra rabbihi fe lebiṧe fī s-sicni biD'ǎ sinīne
Yusuf, onlardan kurtulacağını düşündüğü kişiye, "Efendinin yanında beni an", dedi. Fakat şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu da bu yüzden o, birkaç yıl daha zindanda kaldı.
Yusuf 12:100الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَاأَبَتِ هٰذَا تَأْوِيلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ اَحْسَنَ بِي اِذْ اَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ اِخْوَتِي اِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ اِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
ve rafeǎ ebeveyhi ǎlā l-ǎrşi ve ḣarrū lehu succeden ve ḳāle yā ebeti hāƶā te'vīlu ru'yāye min ḳablu ḳad ceǎlehā rabbī Haḳḳan ve ḳad eHsene bī iƶ eḣracenī mine s-sicni ve cā'e bikum mine l-bedvi min beǎ'di en nezeğa ş-şeyTānu beynī ve beyne iḣvetī inne rabbī leTīfun li mā yeşā'u innehu huve l-ǎlīmu l-Hakīmu
Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf'a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
İbrahim 14:22الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ اِنِّي كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
ve ḳāle ş-şeyTānu lemmā ḳuDiye l-emru inne (a)llahe veǎdekum veǎ'de l-Haḳḳi ve veǎdtukum fe eḣleftukum ve mā kāne li ye ǎleykum min sulTānin illā en deǎvtukum fe stecebtum lī fe lā telūmūnī ve lūmū enfusekum mā enā bi muSriḣikum ve mā entum bi muSriḣiyye innī kefertu bimā eşraktumūni min ḳablu inne Z-Zālimīne lehum ǎƶābun elīmun
İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır."
Nahl 16:63الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
tāllahi le ḳad erselnā ilā umemin min ḳablike fe zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum fe huve veliyyuhumu l-yevme ve lehum ǎƶābun elīmun
Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.
Nahl 16:98الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan-
İsra 17:27الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
İsra 17:53الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytan
وَقُلْ لِعِبَادِي يَقُولُوا الَّتِي هِيَ اَحْسَنُ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُبِينًا
ve ḳul li ǐbādī yeḳūlū lletī hiye eHsenu inne ş-şeyTāne yenzeğu beynehum inne ş-şeyTāne kāne li l-insāni ǎduvven mubīnen
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
İsra 17:53الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytan
وَقُلْ لِعِبَادِي يَقُولُوا الَّتِي هِيَ اَحْسَنُ اِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْزَغُ بَيْنَهُمْ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوًّا مُبِينًا
ve ḳul li ǐbādī yeḳūlū lletī hiye eHsenu inne ş-şeyTāne yenzeğu beynehum inne ş-şeyTāne kāne li l-insāni ǎduvven mubīnen
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
İsra 17:64الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَاَجْلِبْ عَلَيْهِمْ بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ اِلَّا غُرُورًا
ve stefziz meni steTaǎ'te minhum bi Savtike ve eclib ǎleyhim bi ḣaylike ve racilike ve şārikhum fī l-emvāli ve l-evlādi ve ǐdhum ve mā yeǐduhumu ş-şeyTānu illā ğurūran
"(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun." Halbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez.
Kehf 18:63الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytandan
قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا اَنْسَانِيهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ عَجَبًا
ḳāle e raeyte iƶ eveynā ilā S-Saḣrati fe innī nesītu l-Hūte ve mā ensānīhu illā ş-şeyTānu en eƶkurahu ve tteḣaƶe sebīlehu fī l-baHri ǎceben
Genç, "Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti" dedi.
Meryem 19:44الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytana
Meryem 19:44الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytan
Ta-Ha 20:120الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَاادَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى
fe vesvese ileyhi ş-şeyTānu ḳāle yā ādemu hel edulluke ǎlā şecerati l-ḣuldi ve mulkin lā yeblā
Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
Hac 22:52الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin ve lā nebiyyin illā iƶā temennā elḳā ş-şeyTānu fī umniyyetihi fe yenseḣu (a)llahu mā yulḳī ş-şeyTānu ṧumme yuHkimu (a)llahu āyātihi ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac 22:52الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytanın
وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ اِلَّٓا اِذَا تَمَنّٰٓى اَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي اُمْنِيَّتِهِ فَيَنْسَخُ اللّٰهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللّٰهُ اٰيَاتِهِ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
ve mā erselnā min ḳablike min rasūlin ve lā nebiyyin illā iƶā temennā elḳā ş-şeyTānu fī umniyyetihi fe yenseḣu (a)llahu mā yulḳī ş-şeyTānu ṧumme yuHkimu (a)llahu āyātihi ve(a)llahu ǎlīmun Hakīmun
Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac 22:53الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytanın
لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَاِنَّ الظَّالِمِينَ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
li yec'ǎle mā yulḳī ş-şeyTānu fitneten li(e)lleƶīne fī ḳulūbihim meraDun ve l-ḳāsiyeti ḳulūbuhum ve inne Z-Zālimīne le fī şiḳāḳin beǐydin
Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
Nur 24:21الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni ve men yettebiǎ' ḣuTuvāti ş-şeyTāni fe innehu ye'muru bi l-feHşā'i ve l-munkeri ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu mā zekā minkum min eHadin ebeden ve lākinne (a)llahe yuzekkī men yeşā'u ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun
Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Nur 24:21الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَاِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكٰى مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ اَبَدًا وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
yā eyyuhā (e)lleƶīne āmenū lā tettebiǔ ḣuTuvāti ş-şeyTāni ve men yettebiǎ' ḣuTuvāti ş-şeyTāni fe innehu ye'muru bi l-feHşā'i ve l-munkeri ve levlā feDlu (a)llahi ǎleykum ve raHmetuhu mā zekā minkum min eHadin ebeden ve lākinne (a)llahe yuzekkī men yeşā'u ve(a)llahu semīǔn ǎlīmun
Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Furkan 25:29الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
Neml 27:24الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ
vecedtuhā ve ḳavmehā yescudūne li ş-şemsi min dūni (a)llahi ve zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum fe Saddehum ǎni s-sebīli fe hum lā yehtedūne
"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar."
Kasas 28:15الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلٰى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هٰذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبِينٌ
ve deḣale l-medīnete ǎlā Hīni ğafletin min ehlihā fe vecede fīhā raculeyni yeḳtetilāni hāƶā min şīǎtihi ve hāƶā min ǎduvvihi fe steğāṧehu elleƶī min şīǎtihi ǎlā elleƶī min ǎduvvihi fe vekezehu mūsā fe ḳaDā ǎleyhi ḳāle hāƶā min ǎmeli ş-şeyTāni innehu ǎduvvun muDillun mubīnun
Musa, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Musa, "Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır" dedi.
Ankebut 29:38الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ
ve ǎāden ve ṧemūde ve ḳad tebeyyene lekum min mesākinihim ve zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum fe Saddehum ǎni s-sebīli ve kānū mustebSirīne
Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi.
Lokman 31:21الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
وَاِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّعِيرِ
ve iƶā ḳīle lehumu ttebiǔ mā enzele (a)llahu ḳālū bel nettebiǔ mā vecednā ǎleyhi ābā'enā e ve lev kāne ş-şeyTānu yed'ǔhum ilā ǎƶābi s-seǐyri
Kendilerine, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Şeytan, kendilerini cehennem azabına çağırıyor olsa da mı?
Fatır 35:6الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytan
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّعِيرِ
inne ş-şeyTāne lekum ǎduvvun fe tteḣiƶūhu ǎduvven innemā yed'ǔ Hizbehu li yekūnū min eSHābi s-seǐyri
Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır.
Yasin 36:60الشَّيْطَانَş-şeyTāneşeytana
اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَابَنِي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
e lem eǎ'hed ileykum yā benī ādeme en lā teǎ'budū ş-şeyTāne innehu lekum ǎduvvun mubīnun
(60-61) "Ey Ademoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?"
Sad 38:41الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
Fussilet 41:36الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan-
وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
ve immā yenzeğanneke mine ş-şeyTāni nezğun fe steǐƶ bi(a)llahi innehu huve s-semīǔ l-ǎlīmu
Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Zuhruf 43:62الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
Muhammed 47:25الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
اِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَاَمْلٰى لَهُمْ
inne (e)lleƶīne rteddū ǎlā edbārihim min beǎ'di mā tebeyyene lehumu l-hudā ş-şeyTānu sevvele lehum ve emlā lehum
Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra gerisingeri dönenleri, şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.
Mücadele 58:10الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytan-
اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْـًٔا اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
innemā n-necvā mine ş-şeyTāni li yeHzune (e)lleƶīne āmenū ve leyse bi Dārrihim şey'en illā bi iƶni (a)llahi ve ǎlā (a)llahi fe l yetevekkeli l-mu'minūne
O kötü fısıltılar iman edenleri üzmek için ancak şeytandan kaynaklanmaktadır. Oysa şeytan, Allah'ın izni olmadıkça, mü'minlere hiçbir zarar verebilecek değildir. Öyle ise mü'minler ancak Allah'a tevekkül etsinler.
Mücadele 58:19الشَّيْطَانُş-şeyTānuşeytan
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
isteHveƶe ǎleyhimu ş-şeyTānu fe ensāhum ƶikra (a)llahi ulāike Hizbu ş-şeyTāni elā inne Hizbe ş-şeyTāni humu l-ḣāsirūne
Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Mücadele 58:19الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
isteHveƶe ǎleyhimu ş-şeyTānu fe ensāhum ƶikra (a)llahi ulāike Hizbu ş-şeyTāni elā inne Hizbe ş-şeyTāni humu l-ḣāsirūne
Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Mücadele 58:19الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
isteHveƶe ǎleyhimu ş-şeyTānu fe ensāhum ƶikra (a)llahi ulāike Hizbu ş-şeyTāni elā inne Hizbe ş-şeyTāni humu l-ḣāsirūne
Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Haşr 59:16الشَّيْطَانِş-şeyTānişeytanın
كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ اِنِّٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
ke meṧeli ş-şeyTāni iƶ ḳāle li l-insāni kfur fe lemmā kefera ḳāle innī berī'un minke innī eḣāfu (a)llahe rabbe l-ǎālemīne
Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, "İnkar et" der; insan inkar edince de, "Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" der.
الشَّيَاطِينُ13 kez
Bakara 2:102الشَّيَاطِينُş-şeyāTīnuşeytanların
وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
ve ttebeǔ mā tetlū ş-şeyāTīnu ǎlā mulki suleymāne ve mā kefera suleymānu ve lākinne ş-şeyāTīne keferū yuǎllimūne n-nāse s-siHra ve mā unzile ǎlā l-melekeyni bi bābile hārūte ve mārūte ve mā yuǎllimāni min eHadin Hattā yeḳūlā innemā neHnu fitnetun fe lā tekfur fe yeteǎllemūne minhumā mā yuferriḳūne bihi beyne l-mer'i ve zevcihi ve mā hum bi Dārrīne bihi min eHadin illā bi iƶni (a)llahi ve yeteǎllemūne mā yeDurruhum ve lā yenfeǔhum ve leḳad ǎlimū le meni şterāhu mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin ve le bi'se mā şerav bihi enfusehum lev kānū yeǎ'lemūne
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
Bakara 2:102الشَّيَاطِينَş-şeyāTīneşeytanlar
وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ اَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
ve ttebeǔ mā tetlū ş-şeyāTīnu ǎlā mulki suleymāne ve mā kefera suleymānu ve lākinne ş-şeyāTīne keferū yuǎllimūne n-nāse s-siHra ve mā unzile ǎlā l-melekeyni bi bābile hārūte ve mārūte ve mā yuǎllimāni min eHadin Hattā yeḳūlā innemā neHnu fitnetun fe lā tekfur fe yeteǎllemūne minhumā mā yuferriḳūne bihi beyne l-mer'i ve zevcihi ve mā hum bi Dārrīne bihi min eHadin illā bi iƶni (a)llahi ve yeteǎllemūne mā yeDurruhum ve lā yenfeǔhum ve leḳad ǎlimū le meni şterāhu mā lehu fī l-āḣirati min ḣalāḳin ve le bi'se mā şerav bihi enfusehum lev kānū yeǎ'lemūne
"Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Halbuki o iki melek, "Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme" demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
En'am 6:71الشَّيَاطِينُş-şeyāTīnuşeytanların
قُلْ اَنَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلٰٓى اَعْقَابِنَا بَعْدَ اِذْ هَدٰينَا اللّٰهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْاَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ اَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ اِلَى الْهُدَى ائْتِنَا قُلْ اِنَّ هُدَى اللّٰهِ هُوَ الْهُدٰى وَاُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
ḳul e ned'ǔ min dūni (a)llahi mā lā yenfeǔnā ve lā yeDurrunā ve nuraddu ǎlā eǎ'ḳābinā beǎ'de iƶ hedānā (a)llahu ke elleƶī stehvethu ş-şeyāTīnu fī l-erDi Hayrāne lehu eSHābun yed'ǔnehu ilā l-hudā 'tinā ḳul inne hudā (a)llahi huve l-hudā ve umirnā li nuslime li rabbi l-ǎālemīne
De ki: "Allah'ı bırakıp da bize faydası olmayan, zararı da dokunmayan şeylere mi tapalım? Allah, bizi hidayete kavuşturduktan sonra gerisingeri (şirke) mi döndürülelim? Arkadaşları 'bize gel!' diye doğru yola çağırdıkları halde, yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp şeytanların ayarttığı kimse gibi mi (olalım)?" De ki: "Hiç şüphesiz asıl doğru yol Allah'ın yoludur. Bize alemlerin Rabbine boyun eğmek emrolundu."
En'am 6:121الشَّيَاطِينَş-şeyāTīneşeytanlar
وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ وَاِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ
ve lā te'kulū mimmā lem yuƶkeri ismu (a)llahi ǎleyhi ve innehu le fisḳun ve inne ş-şeyāTīne le yūHūne ilā evliyāihim li yucādilūkum ve in eTaǎ'tumūhum innekum le muşrikūne
Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah'a ortak koşmuş olursunuz.
A'raf 7:27الشَّيَاطِينَş-şeyāTīneşeytanları
يَابَنِي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
yā benī ādeme lā yeftinennekumu ş-şeyTānu ke mā eḣrace ebeveykum mine l-cenneti yenziǔ ǎnhumā libāsehumā li yuriyehumā sev'ātihimā innehu yerākum huve ve ḳabīluhu min Hayṧu lā teravnehum innā ceǎlnā ş-şeyāTīne evliyā'e li(e)lleƶīne lā yu'minūne
Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.
A'raf 7:30الشَّيَاطِينَş-şeyāTīneşeytanları
فَرِيقًا هَدٰى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
ferīḳan hedā ve ferīḳan Haḳḳa ǎleyhimu D-Delāletu innehumu tteḣaƶū ş-şeyāTīne evliyā'e min dūni (a)llahi ve yeHsebūne ennehum muhtedūne
Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.
İsra 17:27الشَّيَاطِينِş-şeyāTīnişeytanların
Meryem 19:83الشَّيَاطِينَş-şeyāTīneşeytanları
Enbiya 21:82الشَّيَاطِينِş-şeyāTīnişeytanlardan
وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ
ve mine ş-şeyāTīni men yeğūSūne lehu ve yeǎ'melūne ǎmelen dūne ƶālike ve kunnā lehum HāfiZīne
Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
Mü'minun 23:97الشَّيَاطِينِş-şeyāTīnişeytanların
Şuara 26:210الشَّيَاطِينُş-şeyāTīnuşeytanlar
Şuara 26:221الشَّيَاطِينُş-şeyāTīnuşeytanların
Saffat 37:65الشَّيَاطِينِş-şeyāTīnişeytanların
شَيْطَانٍ4 kez
Hicr 15:17شَيْطَانٍşeyTāninşeytandan
Hac 22:3شَيْطَانٍşeyTāninşeytana
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ
ve mine n-nāsi men yucādilu fī (a)llahi bi ğayri ǐlmin ve yettebiǔ kulle şeyTānin merīdin
İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı halde, Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer.
Saffat 37:7شَيْطَانٍşeyTāninşeytana
Tekvir 81:25شَيْطَانٍşeyTāninşeytanın
شَيْطَانًا2 kez
Nisa 4:117شَيْطَانًاşeyTānenşeytana
Zuhruf 43:36شَيْطَانًاşeyTānenbir şeytanı
وَالشَّيَاطِينَ2 kez
Meryem 19:68وَالشَّيَاطِينَve ş-şeyāTīneve şeytanları
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا
fe ve rabbike le neHşurannehum ve ş-şeyāTīne ṧumme le nuHDirannehum Havle cehenneme ciṧiyyen
Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
Sad 38:37وَالشَّيَاطِينَve ş-şeyāTīneve şeytanları
شَيَاطِينِهِمْ1 kez
Bakara 2:14شَيَاطِينِهِمْşeyāTīnihimşeytanları
وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَ
ve iƶā leḳū (e)lleƶīne āmenū ḳālū āmennā ve iƶā ḣalev ilā şeyāTīnihim ḳālū innā meǎkum innemā neHnu mustehziūne
İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler.
شَيَاطِينَ1 kez
En'am 6:112شَيَاطِينَşeyāTīneşeytanlarını
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
ve ke ƶālike ceǎlnā li kulli nebiyyin ǎduvven şeyāTīne l-insi ve l-cinni yūHī beǎ'Duhum ilā beǎ'Din zuḣrufe l-ḳavli ğurūran ve lev şā'e rabbuke mā feǎlūhu fe ƶerhum ve mā yefterūne
İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O halde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.
لِلشَّيْطَانِ1 kez
Meryem 19:45لِلشَّيْطَانِli ş-şeyTānişeytanın
يَاأَبَتِ اِنِّٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا
yā ebeti innī eḣāfu en yemesseke ǎƶābun mine r-raHmāni fe tekūne li ş-şeyTāni veliyyen
"Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum."
لِلشَّيَاطِينِ1 kez
Mülk 67:5لِلشَّيَاطِينِli ş-şeyāTīnişeytanlar için
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ وَاَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ
ve leḳad zeyyennā s-semāe d-dunyā bi meSābīHa ve ceǎlnāhā rucūmen li ş-şeyāTīni ve eǎ'tednā lehum ǎƶābe s-seǐyri
Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.