Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ
ve leḳad ceǎlnā fī s-semāi burūcen ve zeyyennāhā li n-nāZirīne
Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.
وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ
ve HafiZnāhā min kulli şeyTānin racīmin
Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.
اِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبِينٌ
illā meni steraḳa s-sem'ǎ fe etbeǎhu şihābun mubīnun
Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ
ve l-erDe medednāhā ve elḳaynā fīhā ravāsiye ve enbetnā fīhā min kulli şey'in mevzūnin
Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِقِينَ
ve ceǎlnā lekum fīhā meǎāyişe ve men lestum lehu bi rāziḳīne
Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ
ve in min şey'in illā ǐndenā ḣazāinuhu ve mā nunezziluhu illā bi ḳaderin meǎ'lūmin
Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ
ve erselnā r-riyāHa levāḳiHa fe enzelnā mine s-semāi māen fe esḳaynākumūhu ve mā entum lehu bi ḣāzinīne
Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz
وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ
ve innā le neHnu nuHyī ve numītu ve neHnu l-vāriṧūne
Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.
وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ
ve leḳad ǎlimnā l-musteḳdimīne minkum ve leḳad ǎlimnā l-muste'ḣirīne
Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ اِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
ve inne rabbeke huve yeHşuruhum innehu Hakīmun ǎlīmun
Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ
ve leḳad ḣaleḳnā l-insāne min SalSālin min Hamein mesnūnin
Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
ve l-cānne ḣaleḳnāhu min ḳablu min nāri s-semūmi
(28-29) Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" demişti.
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
ve iƶ ḳāle rabbuke li l-melāiketi innī ḣāliḳun beşeran min SalSālin min Hamein mesnūnin / fe iƶā sevveytuhu ve nefeḣtu fīhi min rūHī fe ḳaǔ lehu sācidīne
Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَ
fe secede l-melāiketu kulluhum ecmeǔne
Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.
اِلَّٓا اِبْلِيسَ اَبٰٓى اَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ
illā iblīse ebā en yekūne meǎ s-sācidīne