← Sureler

Mushaf — 586. Sayfa

‹
/ 604
›
81. Tekvir Suresi

Güneş, dürüldüğü zaman,

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

iƶā ş-şemsu kuvvirat

Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,

وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ

ve iƶā n-nucūmu nkederat

Dağlar, yürütüldüğü zaman,

وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ

ve iƶā l-cibālu suyyirat

Gebe develer salıverildiği zaman.

وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ

ve iƶā l-ǐşāru ǔTTilet

Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,

وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ

ve iƶā l-vuHūşu Huşirat

Denizler kaynatıldığı zaman,

وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ

ve iƶā l-biHāru succirat

Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.

وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ

ve iƶā n-nufūsu zuvvicet

(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,

وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْ بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ

ve iƶā l-mev'ūdetu suilet / bi eyyi ƶenbin ḳutilet

Amel defterleri açıldığı zaman,

وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ

ve iƶā S-SuHufu nuşirat

Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,

وَاِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ

ve iƶā s-semāu kuşiTat

Cehennem alevlendirildiği zaman,

وَاِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْۖ

ve iƶā l-ceHīmu suǎǐrat

Cennet yaklaştırıldığı zaman,

وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۖ

ve iƶā l-cennetu uzlifet

Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.

عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا اَحْضَرَتْ

ǎlimet nefsun mā eHDerat

(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,

فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ

fe lā uḳsimu bi l-ḣunnesi / l-cevāri l-kunnesi

Andolsun, yöneldiği zaman geceye,

وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَ

ve l-leyli iƶā 'ǎs'ǎse

Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,

وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ

ve S-SubHi iƶā teneffese

(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.

اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ مُطَاعٍ ثَمَّ اَمِينٍ

innehu le ḳavlu rasūlin kerīmin / ƶī ḳuvvetin ǐnde ƶī l-ǎrşi mekīnin / muTāǐn ṧemme emīnin

(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.

وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ

ve mā SāHibukum bi mecnūnin

Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.

وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُبِينِ

ve leḳad rāhu bi l-ufuḳi l-mubīni

O, gayb hakkında cimri değildir.

وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ

ve mā huve ǎlā l-ğaybi bi Danīnin

Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir.

وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ

ve mā huve bi ḳavli şeyTānin racīmin

(Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz?

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَ

fe eyne teƶhebūne

(27-28) O, alemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.

اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَقِيمَ

in huve illā ƶikrun li l-ǎālemīne / li men şā'e minkum en yesteḳīme

Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

ve mā teşā'ūne illā en yeşā'e (a)llahu rabbu l-ǎālemīne