← Sureler

Mushaf — 585. Sayfa

‹
/ 604
›
80. Abese Suresi

(1-2) Kendisine o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti ve öteye döndü.

عَبَسَ وَتَوَلّٰى اَنْ جَاءَهُ الْاَعْمٰى

ǎbese ve tevellā / en cā'ehu l-eǎ'mā

(Ey Muhammed!) Ne bilirsin, belki de o arınacak,

وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكّٰى

ve mā yudrīke leǎllehu yezzekkā

Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek.

اَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرٰى

ev yeƶƶekkeru fe tenfeǎhu ƶ-ƶikrā

Kendini muhtaç hissetmeyene gelince;

اَمَّا مَنِ اسْتَغْنٰى

emmā meni steğnā

Sen, ona yöneliyorsun.

فَاَنْتَ لَهُ تَصَدّٰى

fe ente lehu teSaddā

(İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!

وَمَا عَلَيْكَ اَلَّا يَزَّكّٰى

ve mā ǎleyke ellā yezzekkā

(8-10) Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.

وَاَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعٰى وَهُوَ يَخْشٰى فَاَنْتَ عَنْهُ تَلَهّٰى

ve emmā men cā'eke yes'ǎā / ve huve yeḣşā / fe ente ǎnhu telehhā

Hayır, böyle yapma! Çünkü bu (Kur'an) bir öğüttür.

كَلَّا اِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

kellā innehā teƶkiratun

Dileyen ondan öğüt alır.

فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ

fe men şā'e ƶekerahu

(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.

فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ بِاَيْدِي سَفَرَةٍ كِرَامٍ بَرَرَةٍ

fī SuHufin mukerrametin / merfūǎtin muTahheratin / bi eydī seferatin / kirāmin beraratin

Kahrolası (inkarcı) insan! Ne nankördür o!

قُتِلَ الْاِنْسَانُ مَا اَكْفَرَهُ

ḳutile l-insānu mā ekferahu

Allah, onu hangi şeyden yarattı?

مِنْ اَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ

min eyyi şey'in ḣaleḳahu

Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.

مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ

min nuTfetin ḣaleḳahu fe ḳadderahu

Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ

ṧumme s-sebīle yesserahu

Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.

ثُمَّ اَمَاتَهُ فَاَقْبَرَهُ

ṧumme emātehu fe eḳberahu

Sonra, dilediği vakit onu diriltir.

ثُمَّ اِذَا شَاءَ اَنْشَرَهُ

ṧumme iƶā şā'e enşerahu

Hayır, hayır o, Allah'ın kendisine emrettiğini yerine getirmedi. (İman etmedi.)

كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا اَمَرَهُ

kellā lemmā yeḳDi mā emerahu

Her şeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!

فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِهِ

fe l yenZuri l-insānu ilā Taǎāmihi

Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.

اَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا

ennā Sabebnā l-māe Sabben

Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!

ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّا

ṧumme şeḳaḳnā l-erDe şeḳḳan

(27-32) Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

فَاَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا وَعِنَبًا وَقَضْبًا وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا وَحَدَائِقَ غُلْبًا وَفَاكِهَةً وَاَبًّا مَتَاعًا لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْ

fe enbetnā fīhā Habben / ve ǐneben ve ḳaDben / ve zeytūnen ve naḣlen / ve Hadāiḳa ğulben / ve fākiheten ve ebben / metāǎn lekum ve li en'ǎāmikum

(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.

فَاِذَا جَاءَتِ الصَّاخَّةُ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ اَخِيهِ وَاُمِّهِ وَاَبِيهِ وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

fe iƶā cā'eti S-Sāḣḣatu / yevme yefirru l-mer'u min eḣīhi / ve ummihi ve ebīhi / ve SāHibetihi ve benīhi / li kulli mriin minhum yevmeiƶin şe'nun yuğnīhi

O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlarlar,

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌ

vucūhun yevmeiƶin musfiratun

Gülerler, sevinirler.

ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ

DāHiketun mustebşiratun

O gün nice yüzler de vardır ki, toz toprak içindedirler.

وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

ve vucūhun yevmeiƶin ǎleyhā ğaberatun

Onları bir siyahlık bürür.

تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

terheḳuhā ḳateratun

İşte onlar, kafirlerdir, günaha dalanlardır.

اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ

ulāike humu l-keferatu l-feceratu