← Sureler

Mushaf — 258. Sayfa

‹
/ 604
›
14. İbrahim Suresi

Allah'ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir.

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ

e lem tera enne (a)llahe ḣaleḳa s-semāvāti ve l-erDe bi l-Haḳḳi in yeşe' yuƶhibkum ve ye'ti bi ḣalḳin cedīdin

Bu, Allah'a hiç de güç gelmez.

وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَزِيزٍ

ve mā ƶālike ǎlā (a)llahi bi ǎzīzin

İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: "Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?" Onlar da, "Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur" derler.

وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَمِيعًا فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاءٌ عَلَيْنَا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَحِيصٍ

ve berazū li (a)llahi cemīǎn fe ḳāle D-Duǎfā'u li(e)lleƶīne stekberū innā kunnā lekum tebeǎn fe hel entum muğnūne ǎnnā min ǎƶābi (a)llahi min şey'in ḳālū lev hedānā (a)llahu le hedeynākum sevā'un ǎleynā e ceziǎ'nā em Sabernā mā lenā min meHīSin

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: "Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah'a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır."

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلَا تَلُومُونِي وَلُومُوا اَنْفُسَكُمْ مَا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّ اِنِّي كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُ اِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

ve ḳāle ş-şeyTānu lemmā ḳuDiye l-emru inne (a)llahe veǎdekum veǎ'de l-Haḳḳi ve veǎdtukum fe eḣleftukum ve mā kāne li ye ǎleykum min sulTānin illā en deǎvtukum fe stecebtum lī fe lā telūmūnī ve lūmū enfusekum mā enā bi muSriḣikum ve mā entum bi muSriḣiyye innī kefertu bimā eşraktumūni min ḳablu inne Z-Zālimīne lehum ǎƶābun elīmun

İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri "selam"dır.

وَاُدْخِلَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ

ve udḣile (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti cennātin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā bi iƶni rabbihim teHiyyetuhum fīhā selāmun

Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ

e lem tera keyfe Derabe (a)llahu meṧelen kelimeten Tayyibeten ke şeceratin Tayyibetin eSluhā ṧābitun ve fer'ǔhā fī s-semāi