← Sureler

Mushaf — 400. Sayfa

‹
/ 604
›
29. Ankebut Suresi

Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde, "Biz, bu memleket halkını helak edeceğiz, çünkü oranın ahalisi zalim kimselerdir" dediler.

وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا اِبْرٰهِيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ

ve lemmā cā'et rusulunā ibrāhīme bi l-buşrā ḳālū innā muhlikū ehli hāƶihi l-ḳaryeti inne ehlehā kānū Zālimīne

İbrahim, "Ama orada Lut var" dedi. Onlar, "Orada kimin bulunduğunu biz daha iyi biliriz. Biz, onu ve ailesini elbette kurtaracağız. Ancak karısı başka. O, geri kalıp helak edilenlerden olacaktır."

قَالَ اِنَّ فِيهَا لُوطًا قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فِيهَا لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ

ḳāle inne fīhā lūTen ḳālū neHnu eǎ'lemu bi men fīhā le nunecciyennehu ve ehlehu illā mraetehu kānet mine l-ğābirīne

Elçilerimiz Lut'a geldiklerinde, Lut, onlar yüzünden tasalandı, onlar hakkında çaresizlik içine düştü. Elçiler ona, "Korkma, üzülme. Biz, seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O, geride kalıp helak edilenlerden olacaktır."

وَلَمَّا اَنْ جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ

ve lemmā en cā'et rusulunā lūTen sī'e bihim ve Dāḳa bihim ƶer'ǎn ve ḳālū lā teḣaf ve lā teHzen innā muneccūke ve ehleke illā mraeteke kānet mine l-ğābirīne

Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz.

اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

innā munzilūne ǎlā ehli hāƶihi l-ḳaryeti riczen mine s-semāi bimā kānū yefsuḳūne

Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.

وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَا اٰيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

ve leḳad teraknā minhā āyeten beyyineten li ḳavmin yeǎ'ḳilūne

Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Şu'ayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.

وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدِينَ

ve ilā medyene eḣāhum şuǎyben fe ḳāle yā ḳavmi ǎ'budū (a)llahe ve rcū l-yevme l-āḣira ve lā teǎ'ṧev fī l-erDi mufsidīne

Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ

fe keƶƶebūhu fe eḣaƶethumu r-racfetu fe eSbeHū fī dārihim cāṧimīne

Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi.

وَعَادًا وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ

ve ǎāden ve ṧemūde ve ḳad tebeyyene lekum min mesākinihim ve zeyyene lehumu ş-şeyTānu eǎ'mālehum fe Saddehum ǎni s-sebīli ve kānū mustebSirīne